Irkçı veya yorumcu olmak

Medyadaki ?biz-onlar? yorumları sıkıcı olmaya başladı. Avrupa?da ?Türkler yüzünden işsiz kalıyoruz? diyen ırkçı, Türkiye?de ?Avrupalılar yüzünden antrenörlerim işsiz kalıyor? diyen yorumcu oluyor
Irkçı veya yorumcu olmak

Skibbe?nin gönderilip yerine Bülent Korkmaz?ın getirilmesini savunanlar var. FOTOĞRAF: OKTAY ÇİLESİZ / AA

Geçtiğimiz hafta kanallar arası zapping yaparken rastladık Sergen Yalçın-Hakan Ünsal ikilisinin ‘Futbol Zirvesi’ isimli programına... Ümit Davala’nın görevden alınmasını konuşuyorlardı biz açtığımız sırada...
Sergen Yalçın önce, “Yardımcı antrenör dediğin ne iş yapar ki? Yelek getirir, kuka dizer...” şeklinde mesleğin içeriğine dair çok önemli açıklamalarda bulundu. Birkaç gün önce adının Beşiktaş yardımcı antrenörlüğü için geçtiğini ve sahip olduğu antrenörlük belgesinin (yelek taşımak için?) yetmediğini unutmuşa benziyordu. Sonra da, öyle iyi çocuk, şöyle vizyon sahibi çocuk, şu kadar dil biliyor, milli takımdayken oda arkadaşımdı diye övgüler yağdırdığı Ümit Davala’nın görevden alınmasını önündeki kâğıdı göstererek, “Şu kâğıt kadar değeri yokmuş gibi buruşturulup atıldı...” şeklinde eleştirdi. İnsan işte tam o noktada bir bocalıyor; birkaç cümle önce aşağılanan bir mesleğin bir anda böyle önemli bir mertebeye yükselmesine...
Aynı kavram kargaşası ilerleyen dakikalarda da devam etti. İkisi bir olup Skibbe’nin Galatasaray’ın bu Baros’lu, Kewell’lı, Lincoln’lü kadrosu için çok yetersiz olduğunu söylediler, sonra onun yerine Bülent Korkmaz’ın gelmesinin çok daha iyi olacağını...
Şimdi, Bayer Leverkusen’i çalıştırmış, Almanya Milli Takımı’na teknik danışmanlık yapmış Michael Skibbe yetersizken, kısa teknik direktörlük hayatında değiştirdiği takım sayısıyla rekora koşan ve bugüne kadar çalıştırdığı takımlarla, hadi o son düdüğü beklemeden soyunma odasına gittiği kupa finalini bir kenara koyalım, kayda değer bir başarısı olmayan Bülent Korkmaz hangi kıstaslara göre karşılaştırılıp üstün bulunuyor, onu da tam anlayamadık.

Bir kuytuda kıstırıp...
Ta ki Sergen Yalçın, “O paraları yabancı teknik direktörlere yediriyorlar, ben bundan sonra bunun takipçisi olacağım, bizim onlardan neyimiz eksik?” gibisinden bir cümle edene kadar. Kendi arkadaşları dışında herkesin eleştirildiği bir program olduğu izlenimi veren, iki cümle önce söylenenin iki cümle sonra yalanlandığı kavram kargaşası yorumlarla süslenen program, tam o noktada düpedüz diskriminasyona girdi.
Sanki bu ‘yabancılar’ bizim yöneticileri bir kuytuda kıstırıp boş kâğıda imza attırmış, üzerini kendileri doldurmuş gibi, gittikleri bir seyahatte arabalarının bagajına saklanıp, Kapıkule’yi geçince ‘cee’ diye çıkmışlar gibi, birisi sepet içinde kulübün kapısına bırakınca evlat edinmek zorunda kalınmışlar gibi davranmayalım artık... Bu ‘adamlar’ çok para kazanıyorsa bu onların suçu değil herhalde. Sözleşmelerinde, ‘kulübe yeni gelen transferden Türklere ne ödemesi gerektiği konusunda danışmanlık hizmeti alınacağı’ yazmıyorsa, ‘bizim’ çocuklar’ın onlardan az kazanması da onların suçu olamaz.
Sıktı artık bu ‘biz ve onlar’ yorumları. Avusturya’da bir lider çıkıp, “Türkler yüzünden bizim vatandaşlarımız işsiz kalıyor” deyince adam ırkçı, Türkiye’de “Avrupalılar yüzünden bizim antrenörler işsiz kalıyor” deyince adam yorumcu... Oldu!
Gurbet ellerde tek başına kalmak, oradaki yaşama adapte olmak kolay değildir... Buna bir de yüzünüze küfredilse anlamayacağınız bir ortamda kendinizi beğendirme çabasını ekleyin ve sırf ‘yabancısınız’ diye eleştirildiğinizi düşünün... Avusturya’daki Türk de olsan, Türkiye’deki Alman da zor...
Yabancılar eleştirilmesin, onlar her şeyi doğru yapıyorlar demiyorum. Ama sırf ‘yabancı’ oldukları için eleştirmesinler yani... Rüştü, “Beni ancak benim kadar milli olan biri eleştirebilir” demişti... Skibbe de “Beni ancak benim teknik direktörlük diplomalarıma sahip biri eleştirebilir” derse ne yapacağız?