Kazanmak için 'oynamamak'

Kazanılmış kupayı' 'doğru ya da yanlış modelin tescili' bakımından değerlendirenlerle bizim 'mutlak başarı'ya endeksli anlayışımız ne büyük bir tezat.

Geçen sene bu zamanlar Guardian’a röportaj veren Xavi, Barcelona’nın yaptığı en önemli işin var olan bütün kupaları almak değil, altyapıdan oyuncu yetiştiren, güzel futbol oynayan, paslaşarak hedefe giden bir futbol anlayışını ‘doğru model’ olarak yerleştirmek olduğunu söylemişti. Radikal’den Caner Eler’e röportaj veren Kevin Keegan, “Chelsea gibi oynayan bir takım, Barcelona gibi oynayan bir takımı yendiğinde bir tehlike hissediyorum. O da genel futbol algısında Barcelona’nın oynama tarzının yanlış olduğu ile ilgili oluşabilecek kanı. O tarz futbolu seven biri olarak bu bence ürkütücü. Chelsea evet, başarıya ulaşmak için savunma futbolu oynadı ama bu kazanmak için futbol oynamamak gibi geliyor bana hep” diyordu.
Kazanmak için ‘oynamamak’ güzel tanım olmuş. Biz buna ‘kazanmak için oynamak’ deriz ve doğrusu hiçbir acayiplik de bulmayız. Kazanmak, zaten her şeyi mubahlaştırdığından buralarda, ‘oynamamanın’ ya da ‘oynatmamanın’ lafı bile olmaz, kimse böyle çıkarımlar yapmaz. 

‘Doğru model’ yeterli
Xavi’nin ve Keegan’ın bizim buralarda hiç üzerinde düşünülmeyen ‘doğru modeller oluşturma’ ve ‘futbol algısının önemi’ gibi kavramlardan bahsetmeleri,‘kazanılmış kupayı’ başarı açısından değil, ‘doğru ya da yanlış modelin tescili’ bakımından değerlendirip buna göre sevinip endişelenmeleriyle bizim her türlü zaferi ‘mutlak başarı’ endeksi olarak bağrımıza basmamız ne büyük bir tezat.
Bizim ‘kazanılan’ kupanın insanların ‘futbol algılarında’ neleri meşrulaştırdığıyla ilgili en ufak bir endişemiz yok. Dolayısıyla bu kupayla hangi modellerin yerleşeceğiyle de hiç ilgilenmiyoruz. Dünü çözümsüz bırakıp, bugünü sonsuz kurcaladığımız bir ortamda, yarına ayıracak enerji kimde var ki? Oysa ‘doğru’ modelin kazanmasına gerek bile yok. Al işte Athletic Bilbao. Müzenin başköşesine “Biz bu takımı kazanmak için tutmadık. Değerlerimiz bizim için kazanmaktan daha önemli. Sabır da bunlardan biri. İşte bu yüzden kazanmanın değerini en iyi biz biliriz. Kazanınca en iyi biz kutlarız” yazmışlar. 

Haklıyız, kazanamayacağız
Bizim değerlerimiz ne? Değerleriyle öne çıkan, o değerleri korumayı başarıdan daha önemli gören takımımız hangisi? Bilbao’da her balkondan bir bayrak sarkıyor. Bu sezon iki final oynadılar, ikisini de kaybettiler. Ama bu, futbol kitabının çok güzel bir sayfasını yazdıkları gerçeğini değiştirir mi? Peki yapmamanın değil yakalanmamanın başarı kabul edildiği bir modelde neye sarılacağız? Yapanın yanına kâr kaldığı, yakalananın kendini “Ama herkes yapıyor” diye savunduğu bir ortamda asıl yaralayıcı olanın tam da bu anlayış olduğunu nasıl anlatacağız? Küfretmek kötü olduğu için değil, saha kapanmasın diye küfrederken, kulübümüzün tutmayan hesapları değil, UEFA’nın cezaları bizi rahatsız ederken ‘doğru modeli’ nerede bulacağız? ‘Bizimkilerin’ her söylediğine inanıp karşı tarafı hep yalancılıkla suçlarken orta noktada nasıl buluşacağız? En suçlular en yüksek mevkilere gelirken neye, nasıl güveneceğiz? Doğru modelin hep kaybettiği bir ortamda ne zamana kadar Montpellier’nin başarısıyla sevineceğiz? Haklıyız ama galiba asla kazanamayacağız.