Kolay bir seçim miydi?

IOC delegeleri, İstanbul ve Madrid'i değil de Tokyo'yu seçti. Kazanmalarındaki en büyük etken belki de problemleriyle yüzleşme konusunda bizden iyi performans sergilemeleriydi...
Kolay bir seçim miydi?

‘Tokyo bu elemeyi kolaylıkla kazandı. Krizde bir ekonomi ya da sertlikle bastırılan gençlik hareketleri karşısında küçük bir nükleer sızıntının lafı mı olur?’ diyordu Sports Business Daily gazetesi yazarı Tripp Mickle. IOC üyesi Denis Oswald kararın gerekçesini kısaca “Diğer iki şehir fazla riskliydi” olarak özetledi.
Bu risk, hiç bizim düşündüğümüz anlamda bir risk olmak zorunda değil üstelik. Diyelim bölgemizde savaş tehlikesi yok, sokaklarımız sakin, asayiş berkemal, gençlerimiz mutlu ve ayrıca hepsi son derece sportmen, ülke her anlamda dikensiz gül bahçesi ama buna rağmen ve bunlardan bağımsız olarak, salt tesis ve ‘kim daha iyi yapar?’ karşılaştırması açısından bakılsa bile, Japonya daha önce oldukça başarılı bir şekilde olimpiyat düzenlemiş, 10 yeni tesis yapmak için bankaya yatırdığı 4.5 milyar dolarına aylardır dokunmamış, dünyanın en büyük 3. ekonomisi konumunda bir ülke olarak, İspanya’nın ve bizim önümüzde olurdu yani.
IOC’nin aradığı ‘güvenilir bir çift’ el ise ve bundan verilen sözlerin tutulmasını anlıyorlarsa, tesisleri yetiştirememenin utancını yaşamaktansa toplu halde harakiri yapabilecek bir ülkeden daha doğru adres yok. ‘Güvenilir’ kelime anlamıyla kullanıldıysa tek başına yemek yiyen insanların tuvalete giderken çantalarını, cüzdanlarını masanın üzerinde bıraktığını kendi gözlerimle gördüğüm bir şehirden daha güvenlisi yine aklıma gelmiyor. Suç oranları düşük, bütün kalabalığına rağmen itiş kakışın olmadığı bir yer.
Siz bakmayın, “Kim seyredecek ya? Kendileri yapar, kendileri seyreder... Bari ABD alsaydı!” diyen yorumculara; ‘gelmiş geçmiş en fazla izleyici sayısı’ Japonların resmi sunumunun en önemli parçalarından biriydi. Tribünlerin dolacağı da kesin. Üstelik sadece kendi sporcularının yarıştığı branşlarda değil. U20 Dünya Kupası’ndaki boş tribünlerin ve gelmiş geçmiş en düşük seyirci sayısının ‘Kime verelim?’ değerlendirmesi yapılırken gözden kaçtığını hiç zannetmeyin.
İtiraf edelim ki kendi problemleriyle yüzleşme konusunda da bizden iyi performans sergilediler. Kimsenin sormasını beklemeden, kendi sunumlarında ele aldılar konuyu. Su ve gıdada rastlanan radyasyon oranının Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği sınırın altında olduğunu söylediler ve olimpiyatları aldıkları takdirde, bu konuyu sorun halinden çıkarmak için gerekeni yapacaklarının da garantisini verdiler. Bizim gibi, doping sorusuna, “Biz Doping Merkezi’ni iki yıl önce kurduk” gibisinden gayet “Eeee? Bize ne? Daha önce kursaydınız?” yorumu yapılabilecek bir açıklama değildi en azından. Tokyo seçiminin IOC delegeleri için gayet kolay bir seçim olduğu oy sayılarından anlaşılıyor. Peki Japonlar için bütün bu süreçte en büyük zorluğun ne olduğunu öğrenmek ister misiniz? Kampanyalarının koordinatörü Jack Varley’nin dediğine bakılırsa, en çok ‘kendilerini övmek’ konusunda zorlanmışlar. Malum bu, Japonya’da en büyük ayıplardan biri sayılıyor. Birinin kendi kendini övmesinden daha kötü bir duruma düşmesi onlar için hayal edilemez bir şey. Onun namına çok utanıyorlar. Nereye bakacaklarını şaşırıyorlar. Mütevazilik kültürlerinin en önemli parçalarından biri olduğu için şehirlerini ‘satma’ konusunda yaptıkları ‘kontra-kültürel’ sunum onlar için büyük sıkıntı.
Bir yanda dayanağı tam olarak nedir, neye göre buna karar verdiğimizi hala bir muamma olan ‘Biz olimpiyatları hak ediyoruz’ egosu, diğer yanda en zorlandıkları konu tesisleri yapmak, bütçe ayırmak, sporcu yetiştirmek, spor kültürü yaratmak değil, bütün bunları yapacağını ‘söylemek’ olan bir rakip. Eskiden bizde de ‘Çok dürüst adam’ dediğinde ters ters bakardı insanlar, ‘Ya ne olacağıdı?’ gibisinden. Birisi hakkında ‘dürüst, çalışkan, ahlaklı’ demek övgüden sayılmazdı. Aklıma bir fikir geldi: Belki de Japonlar bizim eski halimizdir? Biraz araştırırsak kökenlerinin Orta Asya’dan doğuya ayrılan bir Türk kavmine dayandığını bulabiliriz belki? Bunu bulamazsak bile, dillendirdiğimizde inandıracak safları kesin buluruz, bak burasına valla ben kefilim.