Milli maçı bırak, ligdeki kaosa bak!

Milli maçlar yüzünden lige verilen araya damga vuran olaylar nelerdi? Milli takımın Bosna Hersek karşılaşması mı? Estonya maçı mı? Yöneticilerin maalesef hiç ara vermeyen ligi mi?
Milli maçı bırak, ligdeki kaosa bak!

Hacettepe maçına çıkan Sağlam ve Engin artık Beşiktaş?ta görev yapmıyor. FOTOĞRAF: ERHAN SEVENLER / AA

Ben şunu bir türlü anlayamıyorum. Mesela diyelim günlerden salı. O hafta sonu milli maç var, dolayısıyla lig maçı yok. Kaybedilmiş puanlar yok. Önümüzdeki maçlar yok. Asayişin berkemal olması gereken bir ortam. Normal şartlarda ve normal bir ülkede spor sayfalarını milli takımla meşgul olması lazım. Değil mi? Değiiiiil.
Çünkü 1: Milli takım idmanları ‘da’ basına kapalı. Ne yazacağız? Tahmin yoluyla analiz, hayalgücü çalıştırmak suretiyle röportaj bir kısım medyanın favori sporuysa da, diğer bir kısım tarafından çok tercih edilmiyor. Hem Fatih Hoca maç öncesi moral bozucu şeyler yazılmasını istemiyor. Maç sonrası yazılmasınıysa hiiiç istemiyor. Futbolcuların pek kırılgan morallerinin neye bozulup bozulmayacağını tahmin etmek de öyle her babayiğidin harcı değil. Kısacası maç analizlerinizi, takım tahlillerinizi maç öncesi ya da sonrası olmayan bir zaman diliminde yazmanız gerekiyor. Şimdi değil.
Zaten 2: Üç büyükler buna izin vermiyor. Futbol sahnesinde ‘illâ-inatla-sadece’ kendilerinin olması gerektiğini zannetme hastalığından mustaripler.
10 Ekim itibarıyla haftaya başlıyoruz. Önce Ertuğrul Sağlam istifa ediyor. Ültimatom tadında, çok ağır ifadeler içeren bir istifa metniyle. Basın toplantısı alkışlarla bitiyor. Ertesi gün, ‘yemişim ültimatomunu’ hamlesiyle, bu defa Mustafa Denizli’nin göreve gelişini alkışlıyoruz. Beşiktaş’ta sorunlu olan ne? Neden istifa ediyor Ertuğrul Sağlam? Futbolcular yüzünden mi? Değil. Alınan kötü sonuçlardan mı? Belki birazcık ama tam değil. Şahsi sebeplerden mi? I ıııh, o da değil. Daha ziyade artık na’burasına kadar gelen yönetim icraatlarından şikâyetçi Sağlam.
Ama bu şartlar milim değişmeden ülkemizin en güzide teknik direktörlerinden Mustafa Denizli görevi kabul etmekte bir sakınca görmüyor. Neden? Çünkü o hasta Beşiktaşlı... İmzayı atarken sonunda aşkına kavuşmuş Ferhat misali mutluluktan ağzı kulaklarında. Ama bugün bana, yarın sana değil mi bu işler? Hem dün sana değil miydi ki zaten? Dün bana, bugün sana, yarın bana diye düzenli bir örgü olmasına mı güveniliyor yoksa? Ama o örgü değil ki arkadaşım, kısırdöngü...
Bu ülkede bir şeylerin değişmesi gerek. Ama bunu, bütün eleştirilerimize rağmen, biz değiştiremeyeceğiz maalesef. Bir tavır koyulacaksa, görevden gönderilen kadar, getirilmek isteyen de koymalı. Federasyon, teknik direktörlere ‘Bir sezonda ikiden fazla takımda çalışamaz’ diye kural koymayı biliyor da, kulüplere koymayı neden akıl edemiyor?

Galatasaray etiği...
Aynı gün Galatasaray da Skibbe’nin yardımcılarını görevden alıyor. Skibbe, biliyorsunuz, Edwin Boekamp ve Ümit Davala’yla senelerdir birlikte çalışıyordu ve yanında çeyiz olarak getirmişti. Adama önce verdiğin yardımcıyı, sonra ‘istifa etsin’ diye görevden aldığını elin Almanı nereden anlayacak pardon? “Ben de çok memnun değildim yardımcılarımdan” diye yorum yapmış. Çok güldüm. Yetersizden ziyade biraz saf buluyorum Skibbe’yi.
Bu arada Galatasaray Fatih Terim’le anlaştı haberleri çıkınca resmi siteden anında açıklama: “Futbol takımımızın başında bir teknik direktör bulunurken bu yönde başka bir isimle görüşme ve anlaşma gibi bir yol izlemek Galatasaray etiği ve dünya görüşüyle uyuşmayan bir tutumdur.” Yardımcıları kovmak suretiyle istifaya zorlama, sözleşme yenilemeyerek devre arasında hocayı sıfırlama, sezonun bitimine altı hafta kala teknik direktör kovma, Lucescu varken Terim’le, Hagi varken Gerets’le, Gerets varken Feldkamp’la anlaşma, aylarca futbolcu maaşlarını ödememe... Bunların hepsi sığıyor da etiğe bu sığmıyor? Etiğin de hacmi bir yere kadar desenize...