Nurtopu gibi ayaktopu ligi...

Ve beklenen oldu... Turkcell Super Lig geçtiğimiz hafta sonu tüm yurtta, tribünlerde ve sokaklardaki kutlamalarla buyur etti.. Ne diyelim, vatana millete hayırlı olsun
Nurtopu gibi ayaktopu ligi...

Kewell ayağının tozuyla ve soluyla bu sezonun ilk golüne imza atan isim oldu. FOTOĞRAF: ALİ KEMERTAŞ

Antalya-Beşiktaş maçının 87. dakikasında Antalyalılar ‘bu maçı berabere bitirdik önümüzdeki maçlara bakalım’ ruh halinde, tabii nereden bilsinler 90. dakikada gol yiyeceklerini, geçen sezon bu ligde değillerdi ki, gerçi sorsalar Kasımpaşa’ya, Denizlispor’a, Trabzonspor’a birinden biri söylerdi herhalde Beşiktaş’ın bu sonradan açılan ‘Arap atı’ halini, başladılar tezahürata: Zıpla zıpla zıplamayan Fenerli...
Yine misak-ı milli sınırlarında, sadece bir gün önce Antep’te Antepliler Fenerbahçelilere nasıl gazi olduklarını tatbikatla anlatıyorlardı sokaklarda. Fenerbahçeliler Fransız rolündeydiler... Ve aldığım duyumlara göre daha şimdiden Fenerbahçe maçı sonrası statlarının kaç maç kapanacağını hesaplayan bir kısım Eskişehirli de var(mış)...
Yıldırım Demirören kendisine edilen küfürler sonrası şeref tribününü terk etmese yurt genelinde Fenerbahçe’ye karşı olan bu rekabet dalgasını irdeleyecektim detaylı detaylı. Hadi Galatasaray’la, Beşiktaş’la olanını anlıyoruz da Antalyalılarla mesela ne tür bir ezeli rekabet içine girmiş olabilirdi ki Fener? Ne zaman, nerede? Gizlice? Yoksa Fenerbahçe’yi ortak düşmana dönüştüren kendi ‘zirvede tek başına’ politikalarının bir yan etkisi olabilir miydi acaba? Yoksa(m)?
Yıldırım Demirören canlı yayında bir kısım ileri gelen Antalyalıyla ağız dalaşına girip şeref tribününü terk edince teorimi değiştirmek zorunda kaldım. ‘İleri gelen Antalyalı’ konusunda Erman Toroğlu’nun yalancısıyım, polis müdahale etmediği için “Tabii Beşiktaşlılar bir hafta gelip gidiyor, polis o adamlarla 365 gün beraber, nasıl içeri alsın şehrin ileri gelenlerini” dedi de oradan. Yoksa o davranışa bakıp bunu kendi kendime anlamam mümkün değildi.
Yani anlayacağınız tam da ‘ligimiz başladı, hayırlı olsun’ tadında bir hafta sonu geçirdik. Haziran ayını Avrupa Şampiyonası’nın birleştirici etkisiyle mutlu memnun mesut geçirmiştik. Temmuz ayında tatil yapıp, Ağustos’ta kendimizi Olimpiyatların iç serinleten görüntülerine bırakmıştık. Bu birbirimize kafa-kol girişecek nefreti hangi ara ve nasıl biriktirebildik ki? Daha ligin ilk haftasında? Neyin rekabeti, neyin kavgası bu? İlk hafta klasmanında üstte olma savaşıymış falan?
Bir yılbaşında bir arkadaşımız vur patlasın çal oynasın eğlendiğimiz mekanda çat diye yere düşüp bayılmış, tokatlamaktan yüzüne su atmaya, yumuşak sesle seslenip soğan koklatmaya aralığında çeşitlenen yaklaşımlarımıza da tepkisiz kalmıştı. Artık iyice endişelenip hastaneye götürdüğümüzde, bizim teşhisimiz ‘ender görülen gizli bir hastalık’ tadına ulaşmıştı, doktor kısa bir müşahede sonrası bize dönüp tüm ciddiyetiyle ‘Tipik bir sızma vakası’ deyiverdi. Dumura uğradık, çünkü içtiğini gören olmamıştı. Acaba bütün bu olaylar da tipik birer ‘başına güneş geçme’ vakası olabilir mi? Ama o durumda insanın halsizlikten düşüp bayılması lazım, bu kadar mı ters bir toplum olunur ya.
Uzun lafın kısası, Turkcell Super Lig başladı. Her şeye rağmen futbolu özlemişiz. Gerçi bu hafta sonu oynandığını pek göremedik ama olsun. O da olur. Lig uzun. Ha ilk hafta hiç mi içimizi ısıtan bir şey görmedik? Şahsen Michael Skibbe’nin kıvırcık sarı saçlı, minik kızına bayıldım. Lig TV kameraları havadan sudan röportaj yaparken tribündeki çocuklarla, bu sarı kıvırcık bukleli, sorulara düzgün cevaplar veren ve kendi yaş grubundaki tek “Anneea... Bana neeaa...” diye konuşmayan kız çocuğu olması şiddetle muhtemel küçük bebek bizim Alman hocanın kızı çıktı, iyi mi? Karısı Türkmüş meğersem. Adam bir gecede ‘elin Almanı’ndan enişteliğe terfi etti. Steaua maçı sonrası onu kurtarırsa ancak kızı kurtarır gibime geliyor.