Oğullar ve rencide babalar...

Jose Anigo ve Mehmet Ali Aydınlar'ın ortak noktası var. Bu ortak nokta herkesi bir muhasebeye davet etmeli: Hayatta neyin daha önemli olduğuna karar vermek...

“Telefonu açtığımda gelinim o kadar bağırıyordu ki ne dediğini anlamak için önce onu sakinleştirmek zorunda kaldım. Adrien çocukları okuldan almamış. Telefonunu da açmıyormuş... ‘Mutlaka başına bir şey geldi, yoksa o çocukları asla unutmazdı...’ diye ağlıyordu. Gerçekten de unutmazdı, iyi bir babaydı. Koltuğa oturdum. Haberleri açtım. Marsilya’da bir cinayet işlendiği haberini gördüm. Haberde adını söylemediler ama biliyordum. Karıma döndüm, ‘Oğlumuz öldü’ dedim.”
Marsilya’nın sportif direktörü Jose Anigo oğlunun öldürüldüğünü öğrendiği anı işte böyle anlatmış. Oğlu daha önce hapis yatmış çıkmış, olaylara karışmış eski bir suçlu. Cinayetin bir hesaplaşma olduğu söyleniyor. Ama sebep ne olursa olsun, sonucun acılığını değiştirmiyor işte. Sebep ne olursa olsun, sonuç 29 yaşında genç bir insanın öldüğü... Ve böyle zor zamanlarda karşınızda kurumsal kimlikleriyle durmuyor insanlar. Jose Anigo artık istesem de gözümde Marsilya’nın korkutucu sportif direktörü değil; ona her baktığımda oğluyla çocukken geçiremediği zamanı, o defnedilmeden bir gece önce aynı odada uyuyarak telafi etmeye çalışan şekliyle göreceğim acılı bir baba.
Bundan sonra işine ve torunlarına daha çok zaman ayıracağını söylemiş röportajında. İş, böylesi büyük acılarda hayata bağlanmanın yöntemi, onu biliyorum. Torunlarına zaman ayırma meselesiyse bir temenni aslında. Oğlu büyürken yanında olamayan, onun karıştığı bütün o karanlık işleri kendi yokluğuna bağlayan, belli ki için için kendini suçlayan bir babanın telafi sınavı torunlar. İnşallah başarır.
Önce Koç, sonra Harvard
Mehmet Ali Aydınlar’ın basın toplantısında oğluyla ilgili soruda gözyaşlarına boğulduğu an, Jose Anigo’nun röportajını hatırladım. O an aynı zamanda, eski federasyon başkanının değişik vurgularla konuşan ve genelde hep aynı şeyi söyleyen bir robot olmaktan çıktığı an gözümde. O soruya kadar varlığından (ve yokluğundan) haberimiz olmayan oğlu Kerem, en son bir Fenerbahçe maçı için gelmiş İstanbul’a. Onunla en son bir voleybol maçında görüşmüşler. Belli ki baş başa değil, sanki o yoğunlukta ve kalabalıkta, biraz uzaktan el sallaşmışlar giderken... O söylemedi ama merak edip internetten baktım, askerliğinin bitmesine 20 gün kala çarşı izninde trafik kazasında hayatını kaybetmiş. Koç Üniversitesi sonrası, Harvard’da eğitim almış, sonra 2008’de trafik kazasında...
Asıl sınavdan çakmak...
Oğluyla son anısı Fenerbahçe olan bir baba. Mehmet Ali Aydınlar’a baktığımda ne hastaneleri, ne federasyon başkanlığı, ne voleybol, ne Fenerbahçe... Aklıma ilk gelecek şey bu artık. Düşününce aslında böyle ne çok özel an yüklü tuttuğumuz takımlarla olan ilişkilerimize, hepimizin... Kim hangi takımı neden tutuyor, kim diğerinden daha taraftar, işte bu yüzden ölçülemiyor aslında...
Yine de bu asıl sınavdan çakıp, telafi sınavlarıyla hayata tutunma meselesinde biraz sıkıntı var, söylemiş olayım. Herkesin hayatta neyin daha önemli olduğunun iç muhasebesini yapması şart. Ama özellikle bu ülkedeki babaların ve baba figürlerinin.