Sahalarımızda görmek istediğimiz teknik adamlar...

Eski milli futbolcu Tayfun Korkut teknik direktörlüğünü 'eski futbolcu' temeline oturtmak istemeyen bir isim ve çaba harcıyor. Merakla bekliyoruz.

Eğitimin bir parçası da medya iletişim dersiydi” diye anlatmaya başlıyor Tayfun Korkut. Köln Akademisi’nde gördüğü 11 aylık Pro Lisans Kursu’nun sonlarına doğru bir hafta sonu 25 öğrenciyi alıp Almanya’da küçük bir kasabaya götürüyorlar. O hafta sonu boyunca otelde; basın toplantısı, bire bir röportaj, maç sonu açıklamaları konularında eğitim alacaklar. Teorik dersler zannetmeyin. Otele girdiklerinde yayıncı kuruluş SKY’ın içeriye resmen reji kurduğunu görüyorlar. Kanalın en önemli yorumcusundan en acar muhabirine, tam kadro herkes orada. 

Gerçek bir basın toplantısı gibi kurgulanmış ‘sözde’ basın toplantısına girmeden bir dakika önce “Bu hafta en önemli oyuncunu oynatmadın” cümlesi söyleniyor ön hazırlık olarak! Salonda sadece gerçek basın mensupları değil, kurs arkadaşları da var. Onlar da gazeteci gibi soru sorabiliyorlar. Üstelik koltuktaki kişiyi çok iyi tanıdıkları için onların soruları belki de daha zorlayıcı.

“İlk soru tam beklediğim gibiydi” diye anlatıyor Tayfun: ‘’Bu hafta en iyi oyuncun kadroda yoktu? Neden?’ Bu haftaki oyun planıma uymadığı için dışarda bıraktım. Taktiksel bir seçim diyerek yanıtladım. Pat, ikinci soru: ‘Oyuncunuzun eşinizle ilişkisi olduğu söyleniyor?!’ Benim Türk olduğumu da biliyorlar ya, biraz da o yüzden zorlamak için böyle soru soruyorlar. Kafamda tartıp cevabı veriyorum: ‘Bu konuda konuşmak istemiyorum, bu benim özel hayatım. Lütfen bana saha içiyle ilgili sorular sorun’’.
Tam bu noktada anlatmayı kesip, bize “Cevabımı nasıl buldunuz?” diye soruyor. Bu tür cevaplara alışkınız, ‘İyi’ diye cevap veriyoruz. “Hayır değil” diyor: “O cevapla aslında bir cevap vermemiş, o konunun benim için önemli ve özel olduğunu belli etmiş oldum. Bu yüzden soruların ardı arkası kesilmedi.’’

Basın toplantısının sonunda kurstaki hocalar, bir psikolog ve SKY televizyonundan deneyimli gazeteciler performansınızı değerlendiriyor. Tayfun’a, “O soruda net bir yanıt vermedin. Kaçamak cevap verdiğin için de üzerine gelmeye devam ettiler. Eğer onlara, ‘Ben özel hayatıyla iş hayatını birbirine karıştırmayacak profesyonellikteyim’ benzeri bir cevap verseydin sana sorabilecekleri hiçbir şey kalmazdı. Böyle bir ilişki olsa da olmasa da bunun senin kararlarını etkilemeyeceğini net bir şekilde ifade etmiş olurdun” yorumu yapılıyor.
Tayfun Korkut, o günden beri bazı teknik direktörlerin basın toplantılarını başka bir gözle izlediğini söylüyor. Daha önce bu konuda birkaç kez yazı yazmış ve gelecek soruların bu kadar belli olduğu bir meslekte futbolcularla teknik direktörlerin neden daha hazırlıklı olmadıklarını sorgulamış biri olarak, bu işin (yine ve sadece) bizde böyle olduğunu öğrenmiş oluyorum. Bazı üst düzey teknik direktörlerin ders gibi izlediğimiz basın toplantılarının arkasında sadece kişisel hitabet becerisi yokmuş meğer.

Tayfun Korkut ise teknik direktörlüğünü ‘eski futbolcu’ temeline oturtmak istemeyen, birçok meslektaşının aksine altyapıda başlamaktan
gocunmamış, hatta bunu bir fırsat olarak görmüş; genç yaşına rağmen CV’sini, üstelik İspanya ve Almanya gibi ülkelerin önemli takımlarında üstlendiği görevlerle zenginleştirmiş biri. Artık hedefi, yapmak istediklerine imkân sağlayacak ve vizyonu kendisiyle örtüşen bir kulüpte görev almak. Bu kadar okuyan, takip eden ve kafa yoran genç bir teknik direktörün vizyonuyla kesişecek kulüp bu ülke topraklarında var mı, bilemiyorum ama değil saha içinde yapacakları, sadece basın toplantılarını izlemek için bile olsa takip etmeye değecektir.