Şampiyonluğun şifresini açıklıyorum

Bütün takımlarda işe yarayan gizli bir formül yok elbette... Bense boş durmadım çalıştım, didindim ve nihayetinde Galatasaray için geçerli olanını buldum. Ve sizlere sevabına açıklıyorum...
Şampiyonluğun şifresini açıklıyorum

Galatasaray Körfez’den 4-1’lik galibiyetle dönerken Lincoln maçın yıldızıydı.
FOTOĞRAF: VEDAT DANACI


Bu sezon ligde oynadığı bütün maçlarda skoru bir noktada beraberliğe getirmeyi başardı Galatasaray. “Yahu maçlar zaten öyle başlıyor, bir daha sıfır noktasına gelmesine ne gerek var?” dedik ama duyuramadık. Zaten Galatasaray dediğin bir tüzelkişilik, nasıl duysun ki? Ama olsun, genel teamül böyle, uymak gerek.
Diyordum ki Galatasaray öne geçtiği, sonradan farklı kazandığı maçlarda bile bir noktada yürekleri ağızlara getirmeyi başardı... Gel gör ki skor itibarıyla çok yanıltıcı bir tarafı var mevzunun. Sadece tabelayı gören, o ‘yürek ağza’ kısmının ne ara yaşandığını, yaşanabildiğini, öldür Allah anlamaz yani... Gelene dört, gidene dört bir izlenim var ortada. Tabii söz Antalya ve Kayseri’den dışarı... “Steaua, Steaua...” diye fısıldamayın kardeşim, bu bir lig analizi yazısı. Ve o maçı unutmaya çalışıyoruz. Allah Allah.
Galatasaray buna ek olarak, bir de her maçta bir kurban verme özelliği geliştirdi... Bu sezon bol kepçe yapılan transferler sonrası kadro derinliği oluştu sanmıştık ama ‘asıl’ derinlik revirde... Buyur işte, son Kocaeli maçında da Nonda’ya krampon battı. Şaka yapmıyorum, dehşetengiz sakatlıklar ne boyutta diye altını çiziyorum bilakis.

Kurşun döktürme zamanı
Soldan saymak gerekirse Hakan Balta sakat, Emre Güngör sakat, Uğur Uçar sakat, Linderoth sakat, Barış sakat, Mehmet Topal sakat, Sabri ve Arda sakat, Serkan sakat, Ümit Karan ve şimdi Nonda sakat... Orta sahada sorun yok da, stoper mevkisine birini daha sakatlamak lazım. Ama bu ‘varsayalım İsmail’ takımda bile “Tek forvet mi? Çift forvet mi?” tartışması yapılabilir yani. Bu kadar sakatlık olan yerde asıl soru bunların kaçının ‘darbe sakatlığı’ olduğu. Sahi kaçı?
Neyse, bu sezona has bir diğer özelliği de dizilişi Galatasaray’ın: 4-4-2, 4-1-4-1, 3-5-2, 4-4-1-1, 4-0-6 derken denemediği şey kalmadı Skibbe’nin. Bazen sakatlıklar zorladı, bazen ‘fantazi’ yaptı Alman Hoca... Gerçi benim bir itirazım yok ‘değiş tonton’ düzenine. Maç içinde bile sahadaki pozisyonların değişmesine sıcak bakarım, bir şeyler yolunda gitmedikçe başka bir şeyler deneniyor gibime gelir ve hücuma dönük bir şeyler deneyene de bu devirde sıcak bakmak gerekir. Nedir o herkesin çakılı gibi kendi alanında oynadığı takımlar? Sıkıyönetim gibi. İdeolojik olarak ters bana.
Bir de şu var: Aslında Skibbe’nin şanssızlığı gibi görülen bütün bu sakatlıklar tam tersine şansı da olabilir yani. Arda sakat olunca “Arda mı, Kewell mı?” tartışması olmuyor haliyle. Gençlere şans veren hoca olarak bildiğimiz Skibbe de siz deyin zorunluluk, ben diyeyim Allah verdi iki göz, fırsat bu fırsat hem Aydın’ı hem Yaser’i hem Alpaslan’ı aynı maçta oynatıyor işte. Neticede Kocaeli maçında hem kâğıt üzerinde hem yeşil sahada iş yapan iyi bir takım vardı. Hangisi gerçek Galatasaray, onu ilerleyen haftalar gösterecek.
Bence bütün o gollere rağmen maçın kilit anı gol sonrası sevinçlerde saklıydı. Sarıldılar hepsi birbirlerine ve gülerek zıpladılar çocuklar gibi. Lincoln, Baros, Kewell aynı sevgi yumağında. İçinde Hakan Şükür’ün olmadığı bir kaynaşma sahnesi görmeyeli çok olmuştu. Şimdi sırf bu görüntüden yola çıkarak söylüyorum ki, takımda arkadaşlık da süper. Hahaha.

Beşinci haftaya dikkat!
Şimdi, bütün bu saptamalardan sonra Galatasaray’a şampiyonluğun şifresini vereceğim. İşin sırrı 5. hafta. Bütün takımlarda böyle tümevarım bir durum yok ama Galatasaray son 10 senede 5. haftayı lider geçirdiği bütün sezonların sonunda şampiyon olmuş.
Gerçi şu anda klasmanda önünde üç takım var ve Sivas hayrını görmediği esami listesinin bir de sillesini yiyip Bursaspor maçında hükmen mağlup sayılırsa Yeşil-Beyazlılarla aradaki farkı kapatmak için Konya maçında 4 puan almak gerekecek ama elinde Harry Potter varken, bulsun bir çaresini Dumbledore.