'Spor için spor' yapamaz mıyız?

Rekabetsizlik ve aşırı yüksek ödüller başarılı genç sporcuların, elit atletlere dönüşmesinin önündeki önemli engellerden... Ama hepsi bu kadar da değil maalesef...

Türk sporunun 17 yaş sendromu bilmediğimiz bir şey değil. Ortada büyük bir tezat var. Bir yandan tıpkı Van Hooijdonk’un eski bir röportajında söylediği gibi “Türkler 17 yaşına kadar her turnuvayı kazanır, sonrasında hiç kazanamaz” durumumuz var. Öte yandan bu gençleri bir türlü üstyapıya aktaramama durumumuz.

Genel inanışımız tam amatörlükten elit atletliğe atlama eşiğinde spor-okul tercihi yapmak zorunda kaldıkları için gençlerin sporu bıraktığı yönünde. ‘Spor mu, okul mu’ tercihinde gençlerin ailenin de baskısıyla diplomayı tercih ettikleri, bütün geleceğinizin bir sakatlığa bağlı olduğu bir kariyerle cepteki diploma karşılaştırmasında ikincinin ağır basması hem tanıdık hem mantıklı bir sorun olduğundan, ha gayret orayı çözmeye çalışıyoruz. Oysa bu çocukların çoğu spora ara vermiyor, topyekün bırakıyor. Hobi için olsun, spora devam etmiyor. Bu durumda suçu tamamen yanlış eğitim sisteminin sırtına yükleyip kurtulabilir miyiz ki acaba?

Spor ne için yapılır? Doğru cevaplanması gereken soru aslında sadece bu. Bizim ne için ‘yapmadığımız’ çok net: Bizim çocuklar sporu sevdikleri için yapmıyorlar. Kendilerini geliştirmek için yapmıyorlar. Birisi onları zorladığı için, birisi onları yetenekli bulduğu için, antrenörleri için, milli olmak için, madalya almak için, kazanmak için, popüler olmak için yapıyorlar. Nihai hedef ise zengin olmak. 

Madalya kazananlara verilen ödülleri düşünürsek artık sonuncusu dahil, hepsi alt yaş kategorilerinde gayet ulaşılabilir hedefler. Çünkü artık bir zamanlar olduğu gibi tek bir ‘altyapı takımı’ yok, tek bir genç milli takım yok. Neredeyse buçuklu yaşlar için milli takımlar kurulacak. Ama alttaki bütün bu kalabalığa rağmen altyapıdan elit atletliğe geçişi yapabilenler hala ‘bir elin parmakları’ tadında. Aileler hâlâ bilinçsiz, antrenörler hâlâ bilgisiz, sporcular hâlâ amaçsız, hâlâ tabandan tavana ‘kazanmak’ dışında bir politika üreten yok. E altyapıda kötü yetiştirilen, fundemantal yoksunu atletlerin elit kategoride rekabet şansı yok. İşte bu yüzden sebep sadece okul değil. 

Çocuklar altyapıda ‘kazanmak’ için oynatılıyorlar. 8 yaşından önce çocukların ‘branşlaşması’ gelişim açısından sakıncalı, oysa 3 yaşında tenise başlayıp 7 yaşında bırakan var. Antrenörü zorladığı için, sürekli arkadaşlarıyla karşılaştırdığı için 9 yaşında yüzmeye küsen var. Devam edenler küçük takımlarda Eurolig setleri yapıyorlar, dizilişi bozunca kenara alınıyorlar. Çocukların doğal yeteneğine, bu kazanma hırsını, antrenör baskısını, gelişmemiş kaslara zamanından önce yapılan yüklemeleri ve madalya için konan ödüllerin motivasyonunu ekleyince 17 yaşına kadar kazanıyorsun. Çünkü rakiplerin bunları ‘akıl edemiyor’, sporcuların gelişimine odaklanmış durumdalar.
17 yaşında iki şey oluyor aslında: Ya artık antrenöründen de, ailesinden de, aşırı idmandan da bıkmış, zaten muhtemelen yeteri kadar milli olmuş, madalya kazanmış çocuklar, tek başlarına karar alabilecek yaşa gelir gelmez ilk iş sporu bırakmaya karar veriyorlar. Zaten manen ve fizikmen çoğu ‘bitmiş’ durumda oluyor. Ya da yaş kategorileri ortadan kalkınca, uluslararası arenada, teknik açıdan kusursuz sporcularla yarışmaya başlayınca, ‘yetenek’ kazanmaya yetmeyince, “Ben okulu tercih ettim” diye yeteneğine de halel getirmeden sessiz sedasız bırakıveriyorlar sporu.

Yaptığı sporda bir gelecek bulamayan, sporu bıraktıktan sonra bir daha o spora dönüp bakmayan genç atletler mezarlığıyız. Murat Karabaş’ı hatırlarsak, mecaz bile yapmıyorum yani.