Vurun Kahpeye

Bu ülkede futbolla ilgili her konuda tek suçlunun yabancılar olması biraz ayıp olmuyor mu?

“Ne yapmış ki Schuster?” dedi Sergen Yalçın önceki gece seyrettiğimiz 90+ programında. “Alman Milli Takımı’na gitmemiş. Bana ne? Gitmediyse gitmedi. Ben Beşiktaş’ta ne yaptığına bakarım. Ne yaptı Beşiktaş’ta? Beşiktaş ligde 6. sırada. Altyapı hocasını çıkarsan A takımın başına Beşiktaş yine altıncı olurdu ki? Baktığınız zaman Beşiktaş dört kere yenilmiş. Takımın başında kim olsa zaten en fazla dört kere yenilirdi. Kaç kere yenilecek ki koskoca Beşiktaş? Quaresma kim? Kaç maç almış? Büyük futbolcu iki maçta iyi oynayana değil, sezon sonunda kupayı getirene denir.”
Yanlış mı söyledikleri?
Yoo, hepsi doğru. 

Peki ya ‘onlar’ konuşursa
Peki Schuster yarın bir programa konuk olsa ve dese ki: “Ne yapmış ki Sergen? 3-5 frikik golü atmış, çok yetenekli oyuncuymuş... Bana ne? Yetenekleri Türkiye’nin dört büyük takımında oynamak için yeterli olabilir. Zaten bu takımlarınızın durumu da ortada. Gerçekten büyük yetenek olsaydı yurtdışında büyük bir takımda oynaması gerekmez miydi? Benden bahsederken altyapı hocası bile Beşiktaş’ta daha başarılı olur diyormuş. Kendisi altyapı hocası, geçsin Beşiktaş’ın başına. Ama doğru, lisansı yok, geçemez değil mi?”
Söyledikleri yanlış mı olacak?
Ama bu konuşmalara ‘futbol eleştirisi’ denebilir mi? Hedef kişileri eleştirmekse zaten sıkıntı yok, herkesin eleştirilecek tonla yönü var. Ama kişileri eleştirerek, kariyerlerini tartışarak, yapmaya çalıştıklarını anlamaya çalışmak yerine yapamadıklarını öne çıkararak, küçümseyerek futbolu düzeltmek nasıl mümkün olabilir ki? Türkiye futbolunda başarı olarak kabul ettiğimiz neye baksak, bir istikrarın sonucu olduğu aşikarken sürekli kelle istemek ne kadar doğru?
İşte, halihazırda Türkiye ligini domine eden Bursaspor’un Şampiyonlar Ligi’ndeki durumu. Hocasıyla, altyapıdan oyuncu entegrasyonuyla, oyuncularının yaş ortalamasıyla, seyircisiyle, stadıyla Türkiye’deki birçok takımın fersah fersah önündeki Bursaspor, ŞL’de bir Kopenhag, bir Basel, bir Cluj, bir Braga kadar olamadı. Fenerbahçe birtakım ‘genç çocuklara’, Galatasaray, kimeydi ya, hah Karpati’ye elenip gitti. 

İyi olmanın yerlisi yabancısı olmaz
Ve işin sonunda basit bir lig mağlubiyetinin de, Avrupa’daki başarısızlığın da, milli takımın durumunun da, her şeyin, ama her şeyin de dönüp dolaşıp bu ülkede top oynamayı ya da antrenörlük yapmayı kabul etmiş yabancıların başına patlaması da artık biraz ayıp olmuyor mu? İkide birde aldıkları parayı gündeme getirmek ya da vurgulamak neden? Ne için görev alacaklardı ki Türkiye Süper Ligi’nde? Bütün dünyanın izlediği, yetenek avcılarının birbirini ezdiği, çok kaliteli bir lig olduğu için mi? Kendilerini geliştirmek için harika bir ortam olduğundan mı? Süper yıldızlarla beraber top koşturacakları için mi? Her sene Şampiyonlar Ligi’nde direkt oynayıp kendilerini gösterecekleri için mi? Şimdi onların aldıkları paraları eleştirenler zamanında ne için oynadılardı ki? Forma aşkı için mi?
Yenilsen de Yensen de programının Bursa temsilcilerinden Ahmet Özen dün bir mail atmış. Ivan Ergiç, Bursa’ya ilk defa gelen Manchester United’ı imkânı olmayan çocuklar da seyredebilsinler diye tanesi 30 TL olan kale arkası biletlerden 630 tane satın alarak tercümanı aracılığıyla maddi durumu iyi olmayan mahallelerde çocuklara dağıttırmış. Bursa küçük şehir, yaptığı duyulmuş işte. İyi futbolcu olmanın, iyi insan olmanın yerlisi yabancısı olur mu?