Bizde futbol hakemi yetişebilir mi?

Dünya Kupası'nda dananın kuyruğu bugün kopuyor. İki Avrupa ülkesi takımı, Hollanda ve İspanya bu gece...

Dünya Kupası’nda dananın kuyruğu bugün kopuyor. İki Avrupa ülkesi takımı, Hollanda ve İspanya bu gece kozlarını paylaşacaklar. Bizler bu defa maçları saha kenarından izledik. Yakın geçmişte dünya üçüncüsü olan milli futbol takımımız, çok da zorlu olmaması gereken bir eleme grubundan çıkma başarısını bile gösteremeyip, finallere katılma şansını elinden kaçırmıştı.
Güney Afrika’da futbol sahalarında boy gösteremeyen yalnız milli takımımız değildi. Aynı zamanda futbol hakemlerimiz de orada yoktu. Oysa, çok sayıda ülkeden gelen hakemler maç yönetmek için oradaydı. Gerçi çoğunluğu takımları sahada mücadele eden ülkelerden gelenler teşkil ediyordu, ama turnuvada yer almayan bazı ülke hakemleri de maç yönetti. Örneğin, bir Suudi Arabistanlı hakeme görev verilmişti. Bir Özbek hakem en önemli maçlarda düdük çaldı. Çok da övgü aldı.
Maçları seyrederken düşündüm. Yıllar önce Türkiye’den giden hakemlerin önemli sayılabilecek milli maçları yönetmiş olduğunu hatırladım. Son yıllarda bu pek rastlanmayan bir olay haline geldi. Bir süredir artık bizden önemli uluslararası maçların emanet edildiği hakemler çıkmıyor.
Hakemlik mesleği ile ilgili hüküm yürütecek kadar bilgi sahibi değilim. Bununla birlikte bir gözlemci olarak söylemek istediklerim var.
Bugünkü koşullarda bizden iyi hakem çıkmasını beklememek lazım. Bu mesleği yürütenler üzerinde, çeşitli yönlerden gelen baskılar o kadar yoğun ki, maç yönetecek hakem bulunmasına bile şükretmek lazım.
Birinci baskı sahada top oynayanlardan geliyor. Dünya kupasında bu kadar maç seyrettik, siz hiç bizdeki gibi devamlı hakemle uğraşan oyuncuya rastladınız mı? Bu maçlarda hata yapan hakem olmadı mı? Bariz bir şekilde kale çizgisinin içine düşen topu gol saymayan, ceza sahası içinde topa elle dokunulduğunu görmeyen hakemlere rastlamadık mı? Bu gibi durumlar bizim takımların maçında olsaydı, oyuncular kovandaki arılar gibi hakemin etrafınıu sarar, adamcağızı bu işi yaptığına pişman ederlerdi. Oyuncuların yerli yersiz kendisi ile didiştiği bir hakemin sinirlerinin yıpranmaması mümkün mü? Bizdeki durum bu.
Ya tribünlerin hali! Tribünlerden devamlı bir şekilde cinsel tercihinin saptırılarak koro halinde haykırıldığı, başta annesi olmak üzere ailesindeki kadınlara hakaret edildiği bir maçta hakemin nereye kadar soğukkanlılığını koruması beklenebilir. Kendilerine aynı muamele yapılsa işi cinayete kadar götürebilecek bir sürü sapığın hakeme hakaretler yağdırarak rahatlamaya ne hakları olabilir.
Maç bitiminde saha dışına çıktığında da hakaret, hatta tecavüze uğrama olasılığının yüksek olması hakemi ruhsal bakımdan etkilemeye devam etmez mi?
Bir de kulüp yöneticilerinin devamlı hakemlerle uğraştığını görüyoruz. Her mağlubiyet sonrası suçlu aranırken hakem hataları mazeretine sığınıldığı sık sık görülen bir şey. Bu söylemler bazan hakemlerin ‘istenmeyen adam’ ilanına, hatta tehdit edilmesine kadar gidebiliyor. 
En fazla dikkatimi çeken de spor yorumcu ve yazarlarının tutum ve davranışları. Maç sırasında ve sonrasında televizyondaki yorumcular tarafından hakemlerin verdiği kararlar mercek altına alınıyor. Pozisyonlar ekrana getiriliyor, tartışılıyor. Hakemin bir anda göremediğini, yavaşlatılmış çekimde tekrar tekrar seyredip daha sağlıklı karar vermek fazla zor olmasa gerek. Bu işin o kadar da çok uzmanı var ki!
Tabii olay orada bitmiyor. Ertesi gün ve daha ertesi günlerde onlarca spor yazarı hakemin maçı yönetimi ile ilgili hüküm yürütüyor ve not veriyor.
Anlaşılan hakem hatalarını yansıtan program ve yazıların büyük bir alıcı kitlesi var. Aksi halde bu işten para kazanan bu kadar çok insanın bulunması mümkün olmazdı.
Böyle bir ortamda hakemlerin işlerini en iyi şekilde yapmaları mümkün olabilir mi?
Durum değişmedikçe, bırakınız yurtdışında, yurtiçinde bile hakemlerimizin başarılı olmalarını beklemeyelim.