Bu çocuklara kim bakacak?

Son günlerde AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin nüfusu ile ilgili olarak başlattığı tartışma bazı bakımlardan yararlı oldu.

Son günlerde AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin nüfusu ile ilgili olarak başlattığı tartışma bazı bakımlardan yararlı oldu. Nüfusa ilişkin konuların bir kere daha gündeme gelmesi bir yana, yakın geleceğin başbakanı olduğunu iddia eden bir parti liderinin düşünce ve söyleminin, güncel bir konuda ne kadar geride kaldığı bir kere daha ortaya çıktı. Hatırlayacaksınız, Erdoğan, Türkiye nüfusunun azalmasını isteyenleri -onlar kimlerse- 'hıyanet-i vataniyye', yani vatan hainliğiyle suçluyor ve İstanbul'un nispeten düşük gelirli bir yöresinde kendisini dinleyenlere 'çoğalın' diye telkinde bulunuyordu. Erdoğan'ın sözleri geçen hafta çok tartışıldı. Pek çok köşe yazarı Türkiye'de hızlı nüfus artışının beraberinde getirdiği sorunlar üzerinde durdu. Nüfusun büyüklüğünün tek başına fazla bir anlam taşımadığını, önemli olanın nicelikten
çok nitelik olduğunu belirtti.
İlginçtir ki, bu görüşü kendi partisinden bir üniversite üyesi yetkili de televizyonda açık bir şekilde ifade etti.
Tayyip Erdoğan'ın söylediklerini televizyon haberlerinde görüntüsüyle birlikte izledikten sonra düşünmeye başladım. Acaba Türkiye nüfusunun azalmasını isteyen vatan hainleri kimlerdi. Uzun yıllardan beri bu konularda çalışan birisiyim. Bugüne kadar Türkiye nüfusunun azalmasını isteyen birisine rastladığımı hatırlamıyorum. Ancak söylemi arasında doğum kontrolüne karşı olduğunu da belirttiği için, herhalde aile planlamasına yönelik faaliyetleri destekleyenleri kastediyor diye düşündüm. O zaman daha da rahatsız oldum! Fakat sonra aklıma Sağlık Bakanlığı'nın da yıllardan beri bu çeşit faaliyetlerin içinde olduğu geldi, biraz rahatladım. Eğer Tayyip beyin kastı gerçekten aile planlaması ise, konuyu anlamadığı veya saptırdığı açık. Aile planlaması denen şey, ailelerin istedikleri sayıda ve sıklıkta çocuk yapmalarına olanak veren bir araç. Bu aracı varlıklı ve eğitilmiş kesimler etkin bir şekilde kullanabiliyor. Ailedeki çocuk sayısını aşağı yukarı istedikleri düzeyde tutabiliyor. Buna karşılık, yoksul ve eğitim düzeyi düşük ailelerde kadınlar istenenden daha sık hamile kalıyor. Bu durumun kadın ve çocukların sağlığı, beslenme düzeyi, eğitimi ve istihdamı üzerinde etkileri sayılamayacak kadar fazla. Her yıl ülkemizde 1000 den fazla kadın hamileliğe bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor. Sık sık hamile kalan kadınların sağlığı ciddi bir şekilde bozuluyor. Kadın erken yaşta gücünü kaybediyor, yaşlanıyor. Bunun yanında, doğan her 1000 çocuktan 42'si daha bir yaşına gelmeden ölüyor. Düşük gelirli ailelerde çocuklar yeterince beslenemiyor, eğitim fırsatlarından yararlanamıyor. Bundan en çok zarar görenler de kız çocukları. Olanakları sınırlı olan aileler önce onları feda ediyor. Cahil bırakılan bu kızlarımız geleceğin nesillerini yetiştirecek olan müstakbel anneler.
Ailelerin istedikleri ve bakabilecekleri sayıda çocuğa sahip olmaları, sağlıklı bir toplumun da önşartı. Çünkü, en temel ihtiyaçları aile içinde sağlanamayan çocuklar çareyi sokakta arıyor ve çok küçük yaşta bin bir çeşit tehlikeyle karşı karşıya kalıyor. Öte yandan, varlıklı olmayan ailelerin yeterince eğitim alamayan çocukları, büyüdükleri, işgücü ordusuna katıldıkları zaman iş bulmakta büyük güçlük çekiyor. Her yıl yaratılan istihdam olanaklarının sınırlı olması bir yana, geçmiş yılların birikiminin getirdiği işsiz sayısı o kadar yüksek ki! İş bulabilenler ise boğaz tokluğuna çalışmak zorunda kalıyor. Böylece yoksulluk süreci kendi kendisini beslemeye devam ediyor.
Nüfus artışına paralel olarak kırsal kesimde her gün biraz daha güçleşen yaşam koşulları hızlı ve düzensiz göçe sebep oluyor. Özellikle büyük kentler, yönetim ve finansman yönünden bu hızlı ve çarpık kentleşmenin yarattığı sorunları çözmekten aciz kalıyor. Bugün çok sayıda çocuk sahibi olan ailelerin her zaman bu kadar çocuğu isteyerek dünyaya getirdiğini söyleyebilir misiniz? Yapılan araştırmalar, her üç kadından ikisinin ya henüz çocuk istemediğini ya da başka çocuk istemediğini ortaya koyuyor. Modern denebilecek aile planlaması yöntemlerini bilmeyen bu kadınların tekrar hamile kalma olasılıkları hiç de az değil. O yüzden de pek çok kadın, istemediği hamileliği sona erdirmek için sağlıklı koşullarda yapılmayan kürtaja ve hayatını tehlikeye atacak ilkel yöntemlere başvuruyor. Yaşamını ya da sağlığını kaybediyor. Durum bu iken, AKP Genel Başkanı aynı insanlara daha hızlı çoğalın diyor. Bırakın bu düşüncenin çağdaş olup olmadığını, insafla ilgisini görebiliyor musunuz?