Bunalıma kestirmeden çözüm

Ne kadar zor bir dönemden geçtiğimizi herkesin çok iyi anladığına emin değilim. Bir kere hükümetin hâlâ anlamadığı açık da gerisini pek bilemiyorum.

Ne kadar zor bir dönemden geçtiğimizi herkesin çok iyi anladığına emin değilim. Bir kere hükümetin hâlâ anlamadığı açık da gerisini pek bilemiyorum. Sanki yaşamakta olduğumuz bunalımın çözümü birkaç yasanın çıkması ile IMF'nin paraları göndermesine kaldı. Şu malum iki yasa çıkar, Türk-İş de hükümetin kendisine sormadan IMF'ye verdiği söze uygun bir şekilde hareket ederse, işler yoluna girecekmiş gibi bir hava estiriliyor. Bazıları da bu işi bu kadar kolay sanıp inanıyor.
Aynı masala yabancılar da inanmış görünüyor. Bu çevrelerde, her şeyden çok, söz konusu yasaları Meclis'ten geçirilmesi, hükümetin işleri düzeltme konusunda kararlılığının simgesi olarak değerlendiriliyor. Baksanıza koskoca Amerika'nın Başkanı işi gücü bırakmış, "Şu malum iki yasayı bir an önce Meclis'ten geçirin, yoksa haliniz duman" diyerek, son zamanlarda dost bildiği Ecevit'e özel mektup yazıyor. Kimse yasaların içeriği ile ilgileniyor mu, emin değilim. Sanki bir yasa çıkartın da içinde ne olursa olsun demeye getiriyorlar. Yoksa Telekom'un özelleştirilmesini kolaylaştıracak yasa gözlerde bu kadar büyütülür müydü? Aynı şey, bankalar konusunda çıkartılması beklenen yasa için de söz konusu.
O yüzden, bugünlerde hükümet ve özellikle Meclis büyük bir baskının altına girmiş durumda. Liderler üzerinde anlaştıktan sonra, belki de birkaç saat içinde Meclis'ten geçirilmeye çalışılacak yasalara artık kim karşı çıkabilir? Veya getirilecek tasarılar üzerinde kim değişiklik isteyebilir?
Benim şahsen bu yasalara karşı olduğum falan yok. Fakat işimize geldiği zaman yüceliğini aklımıza getirdiğimiz Meclis'in yasama yetkisinin bu kadar hafife alınmasını benimsemekte de doğrusu sıkıntı çekiyorum.
Aynı baskı yalnız Meclis'in değil, işçi örgütlerinin de üzerinde. Önümüzdeki günlerde 400 bini aşkın kamu sektörü çalışanı ile yeniden toplusözleşme yapılması gerekiyor. İşçilerden, ne geçmişteki enflasyonu, ne de önümüzdeki dönemde gerçekçi olarak beklenen enflasyonu karşılayabilecek, düşük düzeyde ücret artışlarına rıza göstermeleri isteniyor. Bunalımdan çıkmak için buna katlanmak zorundasınız deniyor. Daha da kötüsü, itiraz ettikleri zaman, işçi temsilcilerine IMF'ye bu konuda verilmiş olan söz hatırlatılıyor.
Her ne kadar Türk-İş Genel Başkanı istediğimiz ücret artışını alamazsak sokağa dökülürüz falan diyor ama kolay değil. O zaman da dışarıdan beklenen paraların gecikmesinin vebali işçilerin üzerine yüklenecektir. Bu kadar büyük günahı(!) kim üzerine alabilir ki?
Eğer Türkiye'nin bugünkü ağır ekonomik bunalımdan çıkması, söz konusu iki yasanın Meclis'ten geçirilmesi ve yapılacak yeni toplusözleşmelerde kamu çalışanlarına düşük
ücret artışı verilmesi ile sağlanacaksa işimiz kolay demektir.
Oysa, iş hiç de o kadar kolay değil! Ekonominin düzlüğe çıkabilmesi için aşılması gereken çok sayıda güçlük var. Korkuyorum, iki yasayı çıkartıp kamu çalışanlarını da ücretler konusunda şu veya bu şekilde ikna ettikten sonra hükümet gerekenleri yaptığını düşünüp yine kulağının üstüne yatabilir. Umalım öyle olmasın.