Ekonomi olanlardan etkilenmiyor mu?

Ekonomi dışı gelişmeler Türkiye kamuoyunun bütün dikkatini üzerinde toplamaya devam ediyor. Bu alandaki gelişmeler, iktidarı ile muhalefeti ile siyaseti de esir almış görünüyor.

Ekonomi dışı gelişmeler Türkiye kamuoyunun bütün dikkatini üzerinde toplamaya devam ediyor. Bu alandaki gelişmeler, iktidarı ile muhalefeti ile siyaseti de esir almış görünüyor. Ne olduğunu kimsenin anlayıp tarif edemediği ‘ergenekon’ davaları, yeni yeni gelişmelerle bir türlü gündemden düşmüyor. Anayasa’da ve genelde yargıda yapılmaya çalışılan değişiklikler farklı düşünce sahipleri arasındaki kutuplaşmayı büyütüyor. Dış siyasette Türkiye’nin ‘eksen’ değiştirmekte olduğu algısı tartışılıyor. İktidarın desteklediği ‘Gazze çıkarması’, sonuçlarıyla birlikte kamuoyunu günlerce işgal ediyor.  
Bütün bunların üzerinde de, ciddi artış gösteren terör olayları, her gün televizyon ve gazetelerde yer alan cenaze törenleri, ateşin düştüğü ailelerin yakınmaları insanları derinden sarsıyor, kızgınlıkları büyütüyor.
Böyle bir ortamda ekonominin gözden kaçmasını doğal karşılamak gerekir. Gerçi hâlâ daha işsizlik büyük bir sorun olmaya devam ediyor. Sabit ve dar gelirlerinin geçim sıkıntısı azalmak yerine artıyor. Ancak, belki biraz da bilinçli olarak yaratılan toz duman içinde, bu yaşamsal konular bir türlü gereken ağırlıkta gündeme giremiyor.
Ekonominin genel gidişi konusunda, özellikle de iktidar çevrelerinde bir rehavet göze çarpıyor. Her ne kadar istihdam rakamlarına yansımasa da, 2010 yılında ekonominin hatırı sayılır düzeyde büyüyeceğine kesin gözle bakılıyor. Yılın başında yüzde 3’ün biraz üzerinde yapılan büyüme tahminleri şimdi yüzde 5-6 düzeyine çıkartılmış bulunuyor. OECD ve İMF’nin tahminleri yüzde 6’nın üzerinde bir büyümeyi işaret ediyor.
Gerçi, 2010 yılı büyümesinde bir önceki yılda ekonominin ciddi biçimde küçülmüş olmasının da etkisi var. O nedenle, en iyimser tahminler bile 2011 yılında büyümenin yüzde 4 civarında kalacağını gösteriyor.
Bununla birlikte, son gelişmeler Türkiye ekonomisinin krizden çıkmada ve yeniden büyüme sürecine girmedeki potansiyelinin ne kadar yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Çok sayıda ülke 2010 yılında büyümeye geçebilmek için çaba gösterirken ve kimileri bunda başarılı olamazken, ekonomimizin kısa sayılabilecek bir sürede toparlanması ümit verici.
Ekonomi dışı faktörlerdeki olumsuzlukların ekonomideki gelişmeleri fazla etkiler gözükmemesi de ilginç. Geçmişte ekonomide tüketicileri ve üreticileri kolaylıkla ürkütebilecek olayların, bugün çok daha aşıralarına rastlanması bile piyasaları etkiler gözükmüyor.
Olaya şöyle bakmak da mümkün. Ekonomi dışı faktörlerde bu kadar çetin sorunlar olmasaydı, ekonomi daha yüksek düzeyde bir büyüme sürecine girebilirdi. O yüzden, ekonomi dışı sorunların büyümeyi etkilemediğini söylemek de doğru olmayabilir.
Öte yandan, içinde bulunduğumuz durumu gerçekçi bir şekilde değerlendirebilmek için bazı gelişmelere yakından bakmak yerinde olur. Son dönemde kamu maliyesinde yaşanan gelişmelerin genelde olumlu olduğu söylenebilir. Gerçekten de rakamlar 2010 yılında harcamaların kontrol altında tutulduğunu, kamu gelirlerinin ise bütçede tahmin edilenden daha yüksek düzeyde gerçekleştiğini gösteriyor. Bu durumda faiz dışı fazla beklenenden fazla olurken, bütçe açığı öngörülenden daha düşük düzeyde kalmıştır. Kuşkusuz, bunu olumlu bir gelişme olarak görmek gerekir.
Ancak, bir de madalyonun öbür yüzüne bakmak doğru olur. Kamu gelirlerindeki artış büyük oranda ithalattan alınan vergilerde kendisini belli etmektedir. Gerçekten de içinde bulunduğumuz yılda ithalat beklenenin üzerinde bir artış gösteriyor. Buna karşılık ihracat çok daha yavaş artıyor. Bu eğilimin devam etmesi durumunda, yıl sonunda cari işlemler açığının 35 milyar doların üzerinde gerçekleşmesi beklenmelidir. Bu düzey, başlangıçta tahmin edilenin iki katından yüksektir.
Bu gözlem, aynı zamanda büyümenin nereden kaynaklandığı noktasında da ipucu veriyor. Yaşanan krizden sonra, Türkiye bir kere daha dış kaynakla beslenen bir büyüme sürecine girmiş görünüyor. Bunun sürdürülebilirlik yönünden sağlıklı olmaması bir yana, yine geçmişte olduğu gibi, ekonomide kırılganlıkları artıran bir yönü bulunmaktadır. Görünen o ki, ekonomi bir kere daha otomatik pilota bağlanmış izlenimini veriyor. Oysa, bu kadar büyük potansiyele sahip bir ekonomi daha bilinçli bir şekilde yönlendirilebilse, alınacak sonuç çok daha parlak olacaktır.