Ekonomiden kim sorumlu?

Hükümetin ekonomiden sorumlu birimleri arasındaki koordinasyon eksikliği...

Hükümetin ekonomiden sorumlu birimleri arasındaki koordinasyon eksikliği, son günlerde mali kural konusunda bakanların yaptıkları açıklamalarla daha belirgin hale geldi. Kısa bir süre önce mali kuralla ilgili bir yazı yazdığım için orada söylediklerimi tekrar etmek istemiyorum. Ancak, geçen hafta sanayi bakanı Nihat Ergun’un yaptığı açıklama bu alandaki dağınıklığın boyutlarını ortaya koyduğundan, konuya bir kere daha dönmek gereğini duyuyorum...
Gerçekçi olmak gerekirse, içinden geçtiğimiz dönemde, yoğun iç politika tartışmalarının hükümetin enerjisini tükettiğini görmezden gelmek mümkün değil. Bazı göstergelerin (hepsinin değil) olumlu yönde seyrediyor gözükmesi de hükümeti ekonomi politikaları alanında rehavete itiyor olabilir.
Ancak, mali kural uygulaması alanındaki gelişmeler hafife alınmaması gereken boyutlarda. Olayın başına gidecek olursak, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan önce geçen mart ayında bütçe açıklarını gayrı safi yurtiçi hasılanın yüzde 1’i ile sınırlayan bir mali kural yasasının yürürlüğe girecaği haberini vermişti. Bu gerçekleşmeyince yasanın hazirana kaldığı söylendi. Buna rağmen, temmuzda tatile giren Meclis’in gündeminden mali kural yasası çıkartılarak kararın sonbahara bırakıldığı açıklandı.
Daha sonra Maliye Bakanı yasanın 2011 yılına kalabileceğini söyledi. Şimdi de Sanayi Bakanı 2011 yılında böyle bir şeyin gerçekleşemeyeceğini ifade etti. 2012 yılının beklenmesini istedi.
Öyle gözüküyor ki, hükümet şunu yapmayacağız diyemiyor da, kıvırttıkça kıvırtıyor, tarihi ileri attıkça atıyor. Bildiğim kadarıyla kimse hükümetten böyle bir kural getirmesini istememişti.
Herhalde Babacan da diğer hükümet üyelerinin, daha da önemlisi Başbakan’ın olurunu almadan böyle bir işe girişmedi. Böyle bir yasanın yürürlüğe konmasının hükümet harcamaları üzerine getireceği sınırlamanın, o tarihte kimse farkına varmadı mı?
Doğrusunu söylemek gerekirse, bu konuda konuşan bakanlar erteleme nedenini de açık açık söylüyor. Yatırımcı bakanlıkların ve bol kepçe harcama yapmaya alışmış büyük yerel yönetimlerin seçim arefesinde harcama hızını yavaşlatmak istemediklerini ifade ediyor. Bu söylenenlere bakarak hükümetin seçim öncesinde iyice açılmasını beklemek yanlış olmayacaktır.
Aslında, bütçe açığını gayrı safi yurt içi hasılanın yüzde 1 ile sınırlamanın gerçekçi olup olmadığı tartışma konusu yapılabilir. Ben kendi hesabıma, maliyede diğer bazı iyileştirmeler yapılmadan, bu ölçüde iddialı bir hedefin konulmasının yerinde olmadığını düşünüyorum. Hedef ilk yıllarda yüzde 2, yüzde 3 alınabilirdi. Yüzde 1’lik hedef daha sonraki yıllara bırakılabilirdi.
Olayın ilginç bir yönü, mali kural uygulaması konusunda başı çeken, kamuoyuna açıklamalarda (herhalde hükümet adına) bulunan Babacan’ın, şimdi tam bir sessizliğe bürünmüş olması. Konuyla yakından ilgili olsun, ya da olmasın bazı bakanlar konuşuyor da, ekonomide koordinasyon sorumluluğunu üstlenmiş olan Başbakan Yardımcısından hiç ama hiç ses çıkmıyor. Her haliyle siyasette iddialı olduğu anlaşılan ve belli bir başarı çizgisini yakalamış gözüken Babacan’ın suskunluğu en azından manidar görünüyor.
Bütün bu gelişmelerin Başbakan Erdoğan’ın bilgi ve onayı dışında olması düşünülemez. Ancak, hoş olmayan birçok olayda olduğu gibi, Recep Tayyip Erdoğan kamuoyuna karşı kendisi konunun dışındaymış izlenimini vermeye çalışıyor ve bunda da başarılı oluyor.
IMF ile bir program üzerinde anlaşamayan hükümet mali kural uygulamasını çapa olarak kullanabilirdi. Şimdi hükümet, yerine neyi koyacağını söylemeden bu çapadan da vazgeçmiş gözüküyor. Bu gelişmenin iktidarın politikalarına karşı güveni zayıflatması, içerde ve dışarda Türkiye’nin ne yapmak istediği konusunda tereddüt doğurması kaçınılmaz.
Hele bir de, kendisini her türlü çapadan mahrum bırakan iktidarın seçim öncesi, karşılığı olmadan harcamaları hızlandırması, daha sonra giderilmesi
güç durumlar yaratabilir.