Gerçekçi olmak zorundayız

Şubat krizinin patlamasından bu yana dört ay gibi uzun sayılabilecek bir süre </br>geçmiş bulunuyor.

Şubat krizinin patlamasından bu yana dört ay gibi uzun sayılabilecek bir süre
geçmiş bulunuyor. Uzayan bunalım, giderek genişleyen işten çıkarmalar, düşmeye devam eden satın alma gücü vatandaşın sabır ve tahammül sınırlarını zorluyor. Herkes artık bazı iyileşmelerin olmasını, sıkıntının azalmaya başlamasını bekliyor.
Ne yazık ki, hükümet yetkililerinin bazı söylemleri dışında, bu bekleyişleri haklı gösterecek gelişmeler henüz ortada yok. Her geçen gün bunalımın boyutlarının ne kadar büyük olduğu biraz daha ortaya çıkıyor. Çözüm çabalarının ve yapılan özverinin sorunları gidermeyeceği endişesi insanları korkutmaya başlıyor.
Geçenlerde resmi ağızlardan bir kere daha açıklanan borç rakamları gerçekten ürkütücü. İç borç stoku 115 katrilyon lira, dış borç stoku ise 114 milyar dolar. Daha da önemlisi, 2001 yılı iç borç ödemesi 65 katrilyon lira ve dış borç ödemesi 30 milyar dolar. IMF'den sağlanan yaklaşık
15 milyar dolar ve abartılan tahkim operasyonunun 2001 yılı için sağladığı yaklaşık 5 katrilyon lira ile bu açığın neresini kapatacağız?
Öte yandan, iyimser gelir tahminleri ile yeniden hazırlanan 2001 yılı bütçesindeki açık 30 katrilyon lirayı buluyor. Bu şimdiye kadar görmediğimiz ve duymadığımız kadar büyük bir rakam. Hele bir de hükümetin ekonomide beklediği iyileşmeler olmazsa açığın daha da büyümesi söz konusu.
Önümüzdeki aylar gerçekten kritik. Hükümetin 'güçlü ekonomiye geçiş programı' yılın ikinci yarısından itibaren fiyat artışlarının ciddi ölçüde inişe geçmesini öngörüyor. Böyle bir iniş sonrasında, hükümet yıl sonu enflasyonunun
yüzde 50'nin biraz üzerinde gerçekleşeceğini ümit ediyor. Ufukta yakın gelecekte böyle bir inişe geçileceğinin işaretleri henüz yok.
Hükümet programı, önümüzdeki aylarda, bir yandan fiyat artışları hız keserken, bir yandan da üretimin artışa geçeceği varsayımını yapıyor. Böylece yıl sonunda milli gelirdeki gerilemenin yüzde üç düzeyinde tutulması umuluyor. Oysa, üretimin çok yakın bir gelecekte artıya geçeceğinin işaretleri de henüz görülmüyor.
Enflasyon ve üretimle ilgili bekleyişlerin gerçekleşmemesi olasılığı programla ilgili umut ve bekleyişleri ciddi olarak etkileyebilir. Programın kurmaya çalıştığı makroekonomik dengelerin gerçekleşmesini sıkıntıya sokabilir.
Bu dönemde iyimser olmaya çalışırken gerçekçiliği de elden kaçırmamak lazım. Bir hafta önce gerçekleştirilen tahkim operasyonu, özellikle medyanın da desteğiyle büyük bir başarı gibi gösterildi. Bazı çevrelerde, sanki borç yükümüzde büyük bir eksilme olduğu şeklinde algılandı.
Operasyonun Hazine'ye kısa dönemde az da olsa bir rahatlık sağladığı doğru. Ancak bu rahatlık önümüzdeki altı aylık dönemde Hazine'nin borç ödeme yükümlülüğünü sadece yüzde 10 kadar azaltıyor. O da uluslararası piyasalarda geçerli faiz oranlarının çok üzerinde bir faiz ödeme yükümlülüğünün altına girerek.
Tahkim operasyonu birkaç gün için bir iyimserlik havası estirdi. Geçtiğimiz haftanın başında döviz kurunun düşeceği, faizlerin ineceği ve borsanın yükseleceği tahminleri yapıldı. Ancak, piyasaların aynı değerlendirmeyi paylaşmadıkları anlaşıldı. Söylenenlerin tam aksi oldu. Döviz kurları yükseldi, faizler arttı ve borsa düştü. 'Uzmanlar' hemen buna da bir sebep buldular. Gelişmeleri Fazilet Partisi davasının yarattığı belirsizliğe bağladılar. Şimdi yapılan yorumlar ise Fazilet Partisi'nin kapatılmasıyla belirsizliğin ortadan kalktığı, yakın gelecekte siçim olmayacağının anlaşıldığı ve bunun piyasalar üzerindeki etkisinin olumlu olacağı yönünde. Bakalım önümüzdeki günler ne getirecek.
Görünen o ki, iç ve dış piyasalar henüz hükümetin eldeki programı başarıyla götürebileceği konusunda tam bir güven duymuyor. Belki de bugünkü siyasal ortamı fazlaca kırılgan buluyor.
Bunun analizi de bir başka yazıyı gerektiriyor.