İyi ki THY ciddi çalışan bir kuruluş

Ülkemizde her geçen gün siyaset biraz daha kızışıyor. Siyasal parti sözcüleri her yerde ve her konuda, bazen insaf, hatta bazen de sorumluluk sınırlarını aşarak birbirlerinin üzerine gidiyor. Öte yandan, yaşanan olaylar, yükselmekte olan tansiyonu büyük boyutlara taşıyor.

Ülkemizde her geçen gün siyaset biraz daha kızışıyor. Siyasal parti sözcüleri her yerde ve her konuda, bazen insaf, hatta bazen de sorumluluk sınırlarını aşarak birbirlerinin üzerine gidiyor. Öte yandan, yaşanan olaylar, yükselmekte olan tansiyonu büyük boyutlara taşıyor. Bu kaotik ortamda yakın gelecekle ilgili endişeler artıyor. Toplumun kimsenin kolay kestiremediği bir yöne sürüklendği izlenimi yaygınlık kazanıyor.
Böyle bir ortamda, kaçınılmaz olarak, kamuoyunun ilgisi bu çok önemli gelişmeler üzerine yoğunlaşıyor. Buna paralel olarak da görsel ve yazılı basın gelişmeleri gündemine taşıyor. Bu konuda yapılan programlar, çoğu zaman kişilerin kendilerini tekrarından öteye gitmese de, izleyici toplamaya devam ediyor. Gazetelerdeki haber ve köşe yazıları okuyucu buluyor.
İster istemez, bu arada bazı ayrıntı sayılabilecek olaylar gözden kaçabiliyor. Oysa, sevdiğim bir deyişle, çoğu zaman ‘şeytan ayrıntıda gizli’.
O nedenle de kimilerinin ayrıntı, hatta önemsiz gördüğü bazı olaylar ilgimi çekmeye devam ediyor. Aslında, bazen ayrıntı sayılabilecek şeyler bütünü görmede de yararlı olabiliyor.
Geçenlerde gazetelerde gördüğüm kısa bir haber beni biraz eğlendirdi, çokça da düşündürdü. Gözünüzden kaçmış olabileceğini düşünerek önce kısaca olayı anlatayım. Bu kasvetli ortamda hafif bir şey dinlemek istiyorsanız devam edin.
Ben orada değildim. Dolayısıyla olayı nakleden gazetecilerin yalancısıyım. Dış seyahat konusunda neredeyse Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile rekabet eden Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, geçen haftalarda Amerika Birleşik Devletleri’nde eyaletlerle ticaret ilişkilerini geliştirmek için yaptığı seyahatta Teksas eyaletine de uğramış. Diğer eyaletlerde neler yaşandığını bilmiyorum ama bu eyalette gördükleri ve duyduklarından bayağı etkilenmiş. Houston kentinde kendisine fahri hemşeri beratı verilmiş. O da kovboy şapkası giyerek gösterilen ilgiye teşekkür etmiş. Gazetelerde resimleri de vardı.
Buraya kadar her şey normal. Fakat anlaşılan kendisini ikna etmişler, ya da aklına gelmiş, Türk Hava Yolları’nın Houston’a doğrudan uçak seferi başlatmasının gerektiğine karar vermiş. Aceleci bakanımız işi anında bitirmek için Türk Hava Yolları Genel Müdürü’nü hemen cep telefonundan aramış. Konuşulanların yanındakiler tarafından duyulması için de telefonun hoparlörünü açmış.  O sırada yanında kendisini yakından izleyen sayıları çokça bir grup insan varmış.Zafer bey, tanışıklığı olduğu anlaşılan Genel Müdüre “Alo Temel” demiş, “Houston’a acil sefer istiyorum.” Temel bey ne desin? “Efendim” demiş “üzgünüm, sırada Miami var”. Bu arada da İstanbul-Los Angeles hattının 3 Mart 2011 de açılmasının planlandığını bakana hatırlatmış.
Oysa bakan, kendi ifadesine göre yanındaki topluluğa söz vermiş, Houston’a 2011 yılında doğrudan sefer konulması için. Ortada mahcup olmak da var. Bakan işi bitirmek için, “Ben şimdi 2012 için söz veriyorum, Türkiye’ye dönünce de Los Angeles’ten önce Houston hattının başlatılması için görüşürüz” demiş. Orada bulunan gazetecilerin ifadesine göre, bakanın bu sözleri hazır bulunanlardan büyük alkış toplamış.
Aslında bu olayla ilgili söylenecek çok şey var ama neresinden başlamak gerektiğini kestiremiyorum. Eğer olay gazetelere yansıdığından farklı değilse, 2010’lar Türkiyesi’nde böyle bir konuşmanın geçebileceğine inanmakta zorlanmamak mümkün değil.
Bakan çeşitli nedenlerle böyle bir hattın başlatılması gerektiğine inandırılmışsa, bunu Türkiye’ye döndükten sonra ilgililerle konuşması daha doğru olmaz mıydı? Böyle bir seferin başlatılması için hesap kitap yapılması, çeşitli alternatiflerin karşılaştırılması gerektiğini bakanın düşünmemiş olması mümkün mü? Bu iş seçmenler memnun olsun diye en olmayacak yerlerde üniversite açmaya benzemez ki! Bakan Amerika’da veya bir başka ülkede benzeri taleplerle karşılaşırsa ne yapacak? 
Ben hâlâ daha böyle bir konuşmanın geçtiğine inanmak istemediğimi söylemeliyim.