Mali kural olayı bir kere daha

'Mali kural' ile ilgili daha önce de yazmıştım ama, konu bir türlü gündemden düşmüyor. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan haftalar süren suskunluğunu nihayet bozdu.

‘Mali kural’ ile ilgili daha önce de yazmıştım ama, konu bir türlü gündemden düşmüyor. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan haftalar süren suskunluğunu nihayet bozdu. Bir televizyon kanalında konuştu. Herkes ‘mali kural’ın başına gelenler konusunda, onun manevi babası sayılabilecek Bakan’ın ne söyleyeceğini merakla bekliyordu. Oysa, Babacan o konuda konuşmaya henüz hazır değildi. Ancak, az da olsa söyledikleri olaydan ne ölçüde etkilenmiş olduğunu ortaya koyuyordu.
Ali Babacan’ın anlattığına göre, ‘mali kural’ ile ilgili yasa tasarısı ‘uzun bir hazırlık dönemi ve istişarelerden sonra’ Meclis Genel Kurul aşamasına gelmişti. Yani yapılabilecek herşey yapılmış, bilmesi gereken herkese bilgi verilmişti. Bakanın söyldiğine göre ‘geniş bir mutabakat zemini yakalanmıştı’. Yine Bakan’ın ifadesine göre herşey son gecede değişmiş, yasa tasarısının Meclis gündemine alınmasından vazgeçilmişti.
Bu konuda bir başka bakanın yaptığı açıklamada, ‘mali kuralın’ yasalaşması durumunda yatırımcı kuruluşların elinin, kolunun bağlanmasından korkulduğu belirtiliyordu. Acaba Başbakan Yardımcısı gereken istişarelerin yapıldığını söylerken, yatırımcı bakanlıklarla görüşmeyi atlamış mıydı?
Bu mümkün olmadığına göre, ‘mali kural’ ile ilgili kararın son dakikada en yukarılardan geldiğini düşünmek yanlış olmaz. Referandum ve seçimler arefesinde, iktidar yapmak istediği harcamalar konusunda kendisini bağlamak istememiştir.
Bakan’ın bir anlamda susma hakkını kullanmak istemesi de olayın ciddiyeti hakkında fikir verecek nitelikte.
Olaya nereden bakılırsa bakılsın, herkesin politikada yıldızının parlamakta olduğunu düşündüğü Ali Babacan için iyi olmamıştır. Üzerine ağırlığını koyduğu ve büyük emek verdiği bir konuda, bir politikacı için hiç de hoş olmayacak şekilde halı ayağının altından çekilmiştir.
Bakanın duyduğu düş kırıklığını, haftalarca ortada görünmemesi, ortaya çıktığı zaman da ‘bir süre konuşmak istemiyorum’ demesi açıkça gösteriyor.
Biraz geriye gidecek olursak, Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 yılında iktidara geldiği zaman ekonomiden sorumlu bakanlığa Ali Babacan’ı getirilmişti. Genç Bakan’ın tecrübe eksikliği, bu atama ile ilgili başlangıçta haklı bazı tereddütlerin doğmasına neden olmuştu. 2001 yılında yaşanan ekonomik krizden çıkmaya çalışan Türkiye, istikrar alanında zorlu bir
dönemeçten geçiyordu. O yüzden,
ekonominin yönetiminde direksiyonun kimin veya kimlerin elinde olacağı önem taşıyordu.
Başlangıçta gösterilen kısa bir tereddütten sonra AKP, İMF desteğiyle yürütülmekte olan ‘stand-by’ programını sahip çıkmaya karar vermişti. Konumu gereği Babacan’a büyük sorumluluk düşüyordu.
Bakan iyi bir öğrenci olduğunu kısa sürede gösterdi. Başta İMF olmak üzere uluslararası kuruluşların işleyişini çabuk öğrendi. Bu kuruluşların üst düzey yöneticileri ile kolay ilişki kurdu.
Temeli Kemal Derviş zamanında atılan program uygulaması devam ettirildi. Bir süre sonra enflasyon oranları düştü ve nispi bir fiyat istikrarına ulaşıldı. Babacan fiyat istikrarının devamının, her şeyden çok, bütçe açıklarının düşük tutulması ile mümkün olduğuna inanmış görünüyordu. O nedenle de, bütçe açıklarının her yıl ne kadar olacağını bir esasa bağlayan ‘mali kural’ uygulamasını hayata geçirmeye çalıştı.
Bu olay yüzünden, Ali Babacan’ın uğramış olduğu düş kırıklığını anlamak zor değil. Bir de buna, siyasal beklentileri olan birisinin karşılaştığı hoş olmayan durum eklenecek olursa Babacan’ın sıkıntısının boyutları daha belirgin ortaya çıkıyor.
Ancak, böyle bir durumda ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı’nın susma hakkını kullanmak istemesinin, olayı biraz daha ciddi hale getirdiğini de unutmamak lazım.