Televizyonda şeytanın gör dediği

İyi bir televizyon izleyicisi olduğumu söyleyemem. Mümkün olduğunca ekranın önünde az oturmaya çalışırım.

İyi bir televizyon izleyicisi olduğumu söyleyemem. Mümkün olduğunca ekranın önünde az oturmaya çalışırım. Ancak, yine de gördüğüm bazı şeyler aklıma takılır.
Bu Pazar ekonomi konularını bırakıp, bunların bir kaçını paylaşmak istiyorum.
Bunlardan birincisi, TRT nin bir süre önce yayına koyduğu müzik kanalıyla ilgili. Öncelikle TRT nin ayrı bir müzik kanalı başlatmasını çok olumlu buluyorum. Yapılan programların çoğu ilginç ve kaliteli. Sunulan çeşitlilik de takdire değer.
Bununla birlikte, yalnız müzik yayını yapılan bir kanalda klasik batı müziğine hiç ama hiç yer verilmemesini yadırgıyorum. Bu kanalda başka her türlü müzik var. Türk halk müziği, Türk sanat müziği, pop müzik, caz müziği, ne ararsanız bulmak mümkün. Müziğin Türkiye içinden, ya da dışından doğmuş olması da farketmiyor.
O da çok iyi bir şey. Ancak, klasik batı müziğinin tümüyle dışlanmış olmasını anlamak kolay değil. Acaba program hazırlayıcıları bu çeşit müziğin Türkiye’de dinleyicisi olmadığına mı inanıyor.
Önde gelen amacı kar etmek olmayan, devletin kaynakları ile beslenen bir kanalın, sayıları çok olmasa da klasik batı müziği de dinlemek isteyenlerin bu gereksinimini dikkate alması gerekmez mi? 
TRT müzik kanalı programlarında dikkatimi çeken bir diğer husus konuşmaların çokluğu ve uzunluğu. Öyle ki, biraz müzik dinleyebilmek için, zamandan çalmaktan başka bir işe yaramayan “geyik muhabbeti”ne katlanmak zorunda kalıyorsunuz. Sanatçılar uzun uzun birbirlerine “ağzına sağlık”, “çok güzel okudun” gibi iltifatlar yağdırıyor ki, dozunun kaçırıldığı kanısındayım.
Televizyon izlerken gözüme çarpan bir husus seyircilerin oturuş düzeni ile ilgili. Bilmem sizin de dikkatinizi çekti mi, bazı popüler müzik programlarında, özellikle de gece yarısından sonra ekrana gelen “talk show” dedikleri programlarda, nispeten küçük mekanlara gençler balık istifi gibi üst üste oturtuluyor. Bu mekanlardan bazılarını daha önce gördüğüm için, o kadar insanın oraya nasıl sığdırıldığını anlamakta güçlük çekiyorum.
Gelenlerin şikayeti olmadığına göre seni niye ilgilendiriyor diye sorabilirsiniz. Endişem bir panik halinde ortaya çıkabilecek durum. Birisi “yangın var” diye bağırsa, oracıkta insanların kaçarken birbirini ezmesi işten bile değil. Bildiğim kadarıyla sinema, tiyatro gibi yerlerde salonların alabileceği en fazla insan sayısı sınırlandırılmıştır. Bunu da belediyeler kontrol eder. Bilmiyorum, televizyon stüdyoları bu kuralın dışında mıdır. Umarım hiç bir şey olmaz ama, gençleri sıkışık düzende otururken gördüğümde aklıma kötü şeylerin gelmesini önleyemiyorum.
Bir üçüncü konu “sigara görüntüsü” yasağı ile ilgili. Daha önce de bu konuyu yazdım.
Hiç kimse benim kadar sigara karşıtı olmasın.
Fakat “görüntü” ile ilgili devam ettirilen uygulamayı en azından yersiz, hatta komik bulduğumu söylemek isterim.
Sigara yasaği ile ilgili yasayı dikkatlice inceledim. Yasa sigara içmeyi “özendirmek”ten bahsediyor. Ancak, yıllarca önce çevrilen, artık klasık olmuş bir filmde aktörün içtiği sigaranın çucuk ve gençleri nasıl özendirdiğini anlamakta güçlük çekiyorum.
Ayrıca da, dumanı tüterken sigaranın üstünü gölge ile kapatmanın daha fazla dikkat çekici olduğu, dolayısıyla da istenenin aksi sonuç doğuracağı kanısındayım.
Kaldı ki, çocuklar ve gençlerin televizyonda gördüklerine özenmelerinden korkuluyor ise, niçin şiddet içeren filim ve dizilerin televizyonda oynatılmasına izin veriliyor? Genç kuşağın popüler bulduğu aktörlerin acımasızca birbirlerini öldürdükleri, işkence yaptıkları sahneler televizyonda niçin yer alıyor?
Özellikle kadına karşı şiddetin görüntülenmesi sakıncalı değil mi? Çocukların gördüklerinden etkilenip, kahramanlarının yaptıklarını kopya etmelerinden korkulmuyor mu?
Son olarak da son günlerde gündeme gelen “Türk malı” adlı komedi dizisi ile ilgili RTÜK kararı için bir iki şey söylemek istiyorum. Hatırlanacağı üzere, RTÜK “gençleri Türkçeyi bozuk kullanmaya yönelttiği” gerekçesiyle söz konusu programı araştırmaya almış bulunuyor.
Eğer RTÜK’ün derdi Türkçe sözlüklerin bozularak konuşulması ise, bu ilk defa yapılmıyor ki! Başka dizilerde de bunu duymak mümkün, Örneğin, ilk aklıma gelen Avrupa Yakası dizisinde “Makbıle”nin konuşmaları. O dizi için kimsenin kılını kıpırdattığını hatırlamıyorum.
RTÜK’ü rahatsız eden şeyin, “Türk malı” dizisinde bunun biraz fazla yapıldığı ise, ne kadarının fazla, ne kadarının karar olduğunu kim tayin edecek?
Kaldı ki, bazı sözcüklerin karikatürize edilmesinin Türkçe’yi değiştirmesinden korkmamak lazım. Asıl rahatsızlık duyulması gereken, bazı haber sunucularının ve muhabirlerin bozuk Türkçesi. Bir de televizyonda önüne gelenin, Türkçede karşılığı varken, ulu orta yabancı sözcükleri kullanılıyor olması.
Televizyonda şeytanın başka gör dedikleri de var ama, şimdilik bu kadarla kalsın.