Yalova olayının düşündürdükleri

Anlaşıldığı kadarıyla, geçtiğimiz perşembe günü hükümet bir kere daha gitti ve geri geldi. Bu defa, eski Devlet Bakanı Yüksel Yalova'nın, 'talihsizliği'...

Anlaşıldığı kadarıyla, geçtiğimiz perşembe günü hükümet bir kere daha gitti ve geri geldi. Bu defa, eski Devlet Bakanı Yüksel Yalova'nın, 'talihsizliği' üzerinde hemen herkesin anlaştığı beyanı yüzünden 'giden' hükümet, yine aynı bakanın istifa ettirilmesi sonunda birkaç saat içinde geriye 'döndü'. Böylece bir mini kriz daha, fazla dallanıp budaklanmadan önlenmiş oldu.
Önümüzdeki aylarda bu 'gidip gelmeler' nereye kadar gider bilmiyoruz. Ancak üç gün önce yaşanan olayın son olacağını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. IMF'ye verilen niyet mektubundaki bazı vaatlerin yerine getirilmesi zamanı geldiğinde benzeri sıkıntıların yaşanması kaçınılmaz olacaktır.
Çünkü, altında kimin imzası olursa olsun, Kemal Derviş dışındaki hükümet üyeleri yürürlükteki IMF programını yeterince anlayabilmiş değildir. Hatta çoğunluğun niyet mektubunun tamamını okuduğunu da sanmıyorum. Bunu çok da fazla yadırgamıyorum. Program o kadar büyük bir hızla hazırlanmıştır ki, bazı konularda ilgili bakanlığın görüşünün bile alınamamış olduğunu tahmin ediyorum. Uzman görüşü gerektiren konularda dahi IMF ile görüşme ve anlaşmayı esas itibarıyla Hazine yetkilileri gerçekleştirmiştir.
Böyle bir yaklaşımın zaman zaman geri tepmemesi mümkün değildir. Geçen hafta Tütün Yasası etrafında çıkan ve bir bakanı götüren tartışma buna örnektir. Eski Devlet Bakanı Yalova, böylesine hassas bir dönemde düşünce ve reaksiyonlarını başka türlü ortaya koymalıydı. Bununla birlikte, tütün konusunun, niyet mektubuna gitmeden önce ilgililer arasında enine boyuna tartışmayı gerektirecek nitelikte hassas bir konu olduğu da açık. Gerçekten de Türkiye'de 600 bin ailenin yaşamı tütüne bağlı. Üzerinde konuşulan yasanın ayrıntılarını bilmiyorum. Ancak, bu konuda atılacak adımların dikkat gerektirdiğine inanıyorum.
Türkiye'nin birikmiş pek çok sorununun IMF programının uygulanması ile çözüleceği şeklinde tehlikeli saydığım bir yanılgı var. Türkiye neredeyse kendi sorunlarını çözemeyen, ancak IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların baskısı ile sorunlarının üzerine gidebilen bir ülke konumuna getirilmiş durumda. O yüzden de yıllardan beri bekletilen bir sürü yasa ve tedbir, sırf dışarıdan para gelecek diye, birkaç ay gibi bir süre içinde gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Böylesine bir telaş içinde, yeterince hazırlanmadan yapılacak değişikliklerin, bir süre geçtikten sonra yeni sorunlar yaratması kaçınılmazdır.
Önümüzdeki dönemlerde sorun yaratmaya devam edeceği anlaşılan bir diğer örnek, tarım kesiminden verilebilir. Tarımda şimdiye kadar uygulanan destekleme politikalarının ne kadar yanlış kullanıldığı ve özellikle ne kadar büyük bir kamu finansmanı sorunu yarattığı herkesin bildiği bir gerçek. O yüzden de tarımsal destekleme politikaları mutlaka el atılması gereken bir alan.
Ancak, bu alanda diğer tüm desteklerin hızla kaldırılıp, yerine IMF ile anlaşıldığı üzere yalnız 'gelir desteği' tedbirinin konmasının ne ölçüde gerçekçi olduğu tartışılmaya değer. Hatırlanacağı üzere, getirilmek istenen sistemde çiftçiye tapulu
arazisinin büyüklüğüne göre dönüm başına bir bedelin ödenmesi söz konusu. Dünyada da yararı ciddi olarak tartışılan böyle bir düzenlemenin Türkiye'de ne kadar güç olacağı Polatlı ve Adıyaman pilot uygulamalarında hemen ortaya çıkmıştır.
Kaldı ki, Türkiye tarımının en büyük sorunu düşük verimlilik ve üretimdir. Uygulamaya çalışılan 'gelir desteği' politikasının tek başına bu sorunu çözmesi mümkün değildir.
Demek istiyoruz ki, IMF'ye verilen niyet mektubu bu hükümetin başına dert açmaya devam edecektir. Çünkü yapılan vaatlerin önemli bir kısmı hükümet tarafından yeterince irdelenip özümsenmemiştir. O yüzden de sorunlar karşımıza çıktığı zaman fazla şaşırmayalım.