Perinçek Türkiye'ye büyük iyilik etti

Perinçek kararı sayesinde İsviçre ve Fransa gibi ülkeler "Soykırım yoktur" diyenlere saldıramayacak, Türkiye de "Soykırım vardır" diyenlere.

Bundan sonra oturup sadece günah işlese, bu sevabı yeter. Üç noktada özetleyeyim:

Birincisi, AİHM Büyük Daire kararı, insanların yasakçı zihniyetler tarafından mahkum edilmesine en üst düzeyde son veriyor.  

Yasakçı zihniyet her yerde. 1993’te ünlü doğubilimci Prof. Bernard Lewis “1915 soykırım değil, savaşın gaddar bir ürünüdür” dediği için, sıkı durun, Fransız Medeni Kanunu’nun haksız fiili cezalandıran 1382. maddesinden tazminata mahkum edildi: “Başkasına herhangi bir zarar veren kimse, bu zararı tazmine mecburdur”. Çünkü bu beyanla, Lewis’in 1915 kurbanlarının torunlarını üzmüş olduğu kabul edilmişti. 

Fransa böyle yapar da Türkiye durur mu? Nobel sahibi Orhan Pamuk Mart 2011’de, "Bu topraklarda otuz bin Kürt ve bir milyon Ermeni öldürüldü” dediği için Borçlar Kanunu’nun haksız fiili düzenleyen 41-49. maddeleri gereği Ergenekon sanığı Kemal Kerinçsiz de dahil 6 kişiye tazminata mahkum edildi.  

Şimdi Perinçek kararı sayesinde İsviçre ve Fransa gibi ülkeler “Soykırım yoktur” diyenlere saldıramayacak, Türkiye de “Soykırım vardır” diyenlere. 

Karar, İsviçre’ye giderken yanında “Talat Paşa Komitesi”ni de götürerek bu kara lekemizin 1 numaralı sorumlusuyla dayanıştığını ilan eden Doğu Perinçek de dahil, herkese ifade özgürlüğü getiriyor.

***

İkincisi, AİHM Büyük Daire kararı, hiçbir şeyi değiştirmeye yanaşmayacak ülkeleri çok zor durumda bırakacak. Özellikle de Türkiye’yi. Çünkü T. Erdoğan rejimi kötü’den berbat’a gitmekte. 

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi 14 Ekim gecesi CNN Türk’te “PKK Terör örgütü değildir. Bazı eylemleri terör niteliğinde olsa bile PKK silahlı siyasal bir harekettir. Siyasal talepleri olan, toplumda çok ciddi bir desteği olan bir siyasal harekettir” dedi, ifadeye çağrılmayı beklerken hakkında direkt yakalama kararı çıkarıldı (link).

T. Elçi’nin kendi kabahati. Baro başkanı olacak yerde IŞİD canlı bombası olsaydı, Davutoğlu’nun sözüdür (link), “eylemi gerçekleştirme anına kadar” kimse dokunmazdı.

Türkiye’nin T. Erdoğan rejimi tarafından nereye götürüldüğüne daha rafine bir örnek vereyim: Bütün ömrümü geçirdiğim Mülkiye’de genç hocalardan Yd. Doç. Dr. Barış Ünlü “Türkiye’de Siyasal Hayat ve Kurumlar” sınavında ezbere hiç prim vermeyen, tam üniversiteye yakışır bir analiz sorusu sordu:

Abdullah Öcalan’ ın yazmış olduğu, 1978 tarihli ‘Kürdistan Devriminin Yolu Manifestosu’ başlıklı broşür ile 2012 tarihli ‘Ortadoğu’da Yerel Sistem İnşası Olarak Demokratik Modernite’ başlıklı yazıyı; sömürge, ulus-devlet, devrimci şiddet, demokrasi gibi kavramlara/olgulara olan yaklaşımları bağlamında kıyaslayınız. Bunu, aradan geçen 34 yıl boyunca dünyada ve Türkiye’de yaşanan değişimleri ve Kürt hareketinin/toplumunun yaşadığı dönüşümleri içerecek şekilde yapınız.

Barış Hoca’nın 3 Şubat 2016 saat 09.20’de Ankara 2. Ağır Ceza’da davası var. “Terör örgütü propagandası yapmak, suçu ve suçluyu övmek” nedeniyle TMK Md. 7/2 ve 5, TCK Md. 215/1 ve 53’ten 7 yıl istemiyle yargılanıyor (link).

Bitmedi. “Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu” A.Ü. Rektörlüğü’ne 5 Ekim tarihinde bir yazı yazdı ve B. Ünlü hakkında disiplin soruşturmasına “tevessül edilmesi”ni istedi. “Ayrıca,” diyordu yazı, hocalarına destek verdikleri için (link) SBF Yönetim Kurulu hakkında “gereğinin takdiri ve ifası rica olunur.” 

***

Üçüncüsü, AİHM’nin kararı bu uluslararası mahkemeye başvurmayı “vatana ihanet” ve “Batı emperyalizmi uşaklığı” saymakta olan milliyetçilerin ve ulusalcıların imanlarını yerle bir edecek.

Bu “iman”, zaten Ergenekon tutuklusu Tuncay Özkan’ın 2009 başında AİHM’ye başvurmasıyla fena darbe almıştı. Ama şimdi çifte kaymaklı ekmek kadayıfı oldu.

***

İşin ilginç tarafı, milliyetçi ve ulusalcılarımız AİHM kararını duyunca sevindirik oldular. Mesela, bu takımlardan ikincisinin birinci adamı Yılmaz Özdil Sözcü’de şöyle diyor: “Evrensel hukuk resmen tescil etti: Ermeni soykırımı iddiası emperyalist bir yalandır.” (link).     

Yukarıda yazdıklarım nedeniyle, ben niye sevindiklerini hiç çözemedim. Olsa olsa üç sebepten olabilir:

1) Bu iki takım, çok aykırı bir fikir olsa bile ifade özgürlüğünü savunmanın en ciddi medeniyet göstergesi olduğunun farkında değil. Farklı fikirlerin cezalandırılması gerektiğine inanan bu fukaralar, 1 numaralı görevi ifade özgürlüğünü (AİHS Md. 10) savunmak olan AİHM’yi nihayet kendi taraflarına aldıklarını sandılar da onun için sevindiler.

2) Bu iki takım, aynen T. Erdoğan’ın her şeyi kendisine darbe görmesi gibi, nereye baksalar Ermeni komplosu (pardon, “kumpası”) görüyorlar, o nedenle pek sevindiler.

(Hani, fiksasyonu olan adam psikiyatra gitmiş, doktor odadaki muhtelif eşyaları işaret ederek neyi hatırlattıklarını sorduğunda, hepsine “Kadın!” diyormuş. Doktorun hayret belirtmesi üzerine de, bir zamanlar Çokonat reklamında da duyduğumuz repliği söyleyip işin içinden çıkmış: “Hiç aklımdan çıkmıyor ki!”)   

3) Bu iki takımın sevindirik oluşlarının en önemli sebebi, çok tipik bir niteliğe sahip oluşları: Yazmaları var, okumaları yok.

Çünkü okumuş olsalardı göreceklerdi ki Mahkeme, “1915 soykırım değildir” DEMİYORDU. “Perinçek’in ‘1915 soykırım değildir’ demesini mahkum etmek ifade özgürlüğünün ihlalidir” DİYORDU.

Bu yazma bilip okuma bilmeyenler Türkiye’de sürüyle. Mesela 16 Ekim’de Ergun isminde bir kişi bana yazmış, aynen alıyorum: “bir zamanlar cok hararetli bir şekilde ermeni soykırımı diyor baska bir şey demiyordunuz şimdi mahkeme bu parlementoların işi değil gitsin bunu tarihciler halletsin dedi zaten bizde yıllardır bunu savunuyorduk merak ettiğim hala ermenilerden özür dilmeye devam edecekmisiniz”.

Hazret, benim 1915 rezaletine “soykırım” DEMEYENLER arasında olduğumu bile bilmiyor çünkü beni hiç okumamış. Ama bu, yazmasına mani değil. Ayrıca, vuruş hataları ve noktalama işaretleri diye bir endişesinin olmamasının yanı sıra, 3,5 satırlık cümlede 5 tane Türkçe imla hatası var.

Evet, Doğu Perinçek’e milletçe teşekkür ederiz. İroni yapmıyorum. Samimi söylüyorum.