R. T. Erdoğan'ın Yazılmamış Anıları - Fasıl 10: Ölü yıkayıcılığı niye övdüm?

Evet, kader yazdı mı kaçınılmazdır, ama niye bunu bilmez gibi kimi bakanları falan görevden alıyorsun Suudi Kralı kardeşim?

22 EYLÜL 2015 SALI – Cizre’den sonra Hakkari’de de sandıkları taşıtıyoruz. Sırada Yüksekova. Bütün Türkiye’yi incelemeye aldık. Az farkla seçim sonucunun değiştiği yerleri listeliyoruz, gerekeni yapacağız. 

Bi tane ihtiyar var, anketçi, aslında CHP’nin eski yöneticisi, kendi kendine konuşup durur. Bu sefer de, “Tek bir seçmen taşımak bile anayasal suçtur” buyurmuş. Ne anayasası be? Hangi ülkede yaşıyorsun sen? Alzaymerin falan mı var?

***

Havuz basınımız (ben de alıştım havuz diyorum bu anıları kimse okumayacak diye), havuz basınımız hâlâ istediğimiz yaygınlığa ulaşmadı maalesef. Ama önemli olan TV’lerdir. Halk okumaz, TV izler. Mesela bugün A Haber’de o Fuat Avni denen şerefsizin yalanlar düzdüğünü ayetlerle ispatladık. Sunucu, Hucurat Suresi altıncı ayeti güldür güldür okudu:

Ey iman edenler! Size bir fâsık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın”. Amiiin!

***

Bu saçma acemiliklere nasıl sinir oluyorum! İllaki her şeyi bizzat yapmam lazım! Şu Paralellerden Gültekin Avcı denilen eski savcıyı mahkemeye verdirtmiştik, tabii ki bir sulh ceza hakimine gönderildi dosya. Meğer bu hakimle bu herif arasında yürüyen bir dava varmış, herif reddihakim talebinde bulununca hakim reddetmiş. Hakimin dava tebliğini bu karar duruşmasından 6 gün önce ıslak imzayla bizzat teslim aldığı ortaya çıkmaz mı!

Yav, sulh hakimi kıtlığı mı çekiyoruz; aralarında husumet olmayan bir tanesine göndersenize!

Sen de, be kardeşim, hakim olacaksın, attığın imzaya hakim olsana önce! Seni oraya bizi zor durumda bırakasın diye mi yolladık?

***

Yazmayayım dedim çünkü keyfim yok, ama not etmek lazım. Yarın Moskova’ya günübirliğine büyük cami açmaya gidiyorum fakat çok sevinçli olmam gerekirken ayaklarım geri geri gitmekte.

Çünkü Putin’e, tam bu Esed denilen şerefsize destek olmamasını falan söylemeye gidiyorum ki, bugün kalktı, Lazkiye’deki üssüne 16 savaş uçağı gönderdi alçağa yardım için. Yetmedi, açıklama yaptı, “Suriye’nin geleceği üzerine kimseyle konuşmayız” dedi. Ortaya dedi ama, anladık tabii. Çünkü dört gün önce de talep halinde Esed’e asker göndereceğini ilan etmişti…

***

23 EYLÜL ÇARŞAMBA – Akla gelen başa gelirmiş. Bu Putin kalktı ne dedi bana, ‘Biz sana Esed’i yedirmeyiz’ dedi. Suratıma karşı böyle dedi! Tabii, tam bu kelimelerle demedi, sıkıysa desin, “Suriye’de Esad’sız çözüm beklemeyin” şeklinde falan dedi ama ben anladım; aynen öyle demek istedi. Nerden anladım, çünkü ben de böyle durumda aynen öyle derdim de ordan anladım. Zaten ardından Amerikalara gidip CBS televizyonlarına da açıkladı, “Esad’ı kurtarmak istiyoruz” diye. Dillerin kurusun, ahrette ensenden kızgın maşalarla çekilsin inşallaaah!

Şimdi ne yaparsın? Çünkü uçakta gazeteciler soracak. Neyse ki gazetecileri cımbızla seçiyoruz, zaman kazanmak için yuvarladım. “Putin Suriye’de bize karşı hiçbir olumsuzluğa göz yummayacak” dedim. “Esed giderse halk gelir” dedim. “Esed butik devlet kurma peşinde” dedim. HDP’ye falan geçtim, idare ettik uçakta.

***

24 EYLÜL PERŞEMBE – Ettik de, Yanki ile Moskof bize karşı birleşti; Acemler de yanlarında! Bu durumda bu Esed şerefsizine karşı aynen vurmak zorlaştı. İslam’da takıyye esastır. Geçici olarak biraz ağız yumuşatacağım. Namaz çıkışında konuştum:

"Esed'siz bu sürecin olması veya geçiş sürecinde belki Esed ile gidilme gibi bir şey olabilir ama asıl olması gereken muhalefetin, bir defa Esed'le zaten bir Suriye geleceğini kimse görmüyor. 300-350 bin vatandaşın ölümüne neden olan bir kişiyi, bir diktatörü kabul etmeleri mümkün değil".

Gazetelerden okuyunca baktım, ifade biraz karışık olmuş. Sebep olanlar utansın. Fakat sürekli böyle konuşup da düşmanları sevindiremeyiz. Ürkek durursan köpekler üstüne üstüne gelir. Toparlanmak lazım.

***

25 EYLÜL CUMA - Toparlandık nitekim. Gazetecinin biri, “Geçiş sürecine Esed’le gidilebileceğinden bahsettiniz, politikada değişiklik mi var?” diye sorunca taşı gediğine oturttum:

Arkadaşlar bunlar kasıtlı arayışlar. Yani benim, Suriye politikasıyla ilgili Türkiye’nin yaklaşımı, Başbakanlığım dönemimden itibaren neyse bugün de aynıdır” deyip susturdum. İçlerinden geçirmişlerdir tabii, sen bu aileyle kalkıp tatiller yapıyordun başbakanken, diye. Ama sadece içlerinden. Yoksa akreditasyonları gider!

***

Putin mutin derken, bu arada Mekke-i Mükerreme’de yine müessif bir kaza husule geldi bayram bayram. Daha on gün mü ne önce vinç devrilmiş, 103 kişi ölmüştü. Zavallı Suudi kardeşlerimizin başında bişeyler dolaşıyor şu sıralarda. Bu Esed bu kadar azıttı tabii, az bile oluyor, rabbim günah yazmasın.  

İşin rahatsız edici tarafı, bizim arkadaşlardan bazıları kalkıp Suudileri suçladı. Yok efendim buna 'kader', 'vade geldi', 'ecel' deyip geçebilir miymişiz, yok efendim organizasyonu bize versinlermiş, falan. Yav, hem Esed’i itlaf etmemize yardımcı olan Suudi kardeşlerimize büyük ayıp, hem de, şimdi kimse duymasın ama, bayram dönüşleri trafiğini bile halledemedik daha!

Bu durumda tabii ki müdahale ettim. “Dünyanın her yerinde böyle şeyler oluyor, suçlamak doğru değil” dedim. Bunlar kaderin tecellileridir. Aynen ne gibi, Soma gibi.  

İşin rahatsız edici bir yanı daha var. Evet, kader yazdı mı kaçınılmazdır, ama niye bunu bilmez gibi kimi bakanları falan görevden alıyorsun Suudi Kralı kardeşim? Niye bizim gibi tutarlı olmuyorsun? Bak, 300 küsur kişinin öldüğü Soma olayı fıtrat olduğu için kimseyi görevden falan aldık mı? Şimdi sen böyle yapınca hâşâ sümme hâşâ Allah’ın (c.c.) işine müdahale gibi olmuyor mu?

Ayrıca, bu insanlar Allah (c.c.) yolunda öldüler, yani şehit oldular. Ne mutlu onlara!     

***

26 EYLÜL CUMARTESİ – Bu HDP’nin lafı açıldı da, şöyle dedim: “HDP’nin baraj altında kalması Türkiye açısından risk değildir. Demokrasilerde sandıktan çıkan neticeye razı olunur”.

Bunları derken, bi an aklıma geldi, ya içlerinden biri kalkar da ‘O zaman niye siz 7 Haziran’ın neticesine razı olmadınız?’ derse diye. Ama tabii ki uçakta kimse böyle küstahlık yapamaz.  

Daha da ileri gidelim, diyelim ki sordu, alacağı cevap hazırdır: ‘Kim söyledi razı olmadığımızı? Muhalefet partileri koalisyona yanaşmadılar da seçim onun için tekrarlanıyor!’

***

Böyle konfeksiyon cevaplarımızdan biri de bu sandık taşıma meselesine ilişkindir. Evet efendim, taşıtıyoruz. Orada seçim yapılacak ortam yok. Hem de, ilçe seçim kurulu başkanının tek imzasıyla; isteyen itiraz eder.

Şimdi tabii ki bu sandıklardan HDP oyu daha az çıkacak. Böylece şu cevabı verme imkanımız doğacak: ‘Biz dememiş miydik, zor kullanıyorlar diye? İşte, zor kullanamayınca sonuçlar böyle çıkıyor’.

Şimdi gelip haber verdiler, maalesef Murat Belge denilen ukala (bi de tutup Akil yapmıştık!) bu cevabı tahmin etmiş yazısında. Etsin. Kim inanır ona ve onun gibilere? Bizim Aslan Kuzu dememiş miydi, “Ses kayıtları doğru olsa bile kimse inanmaz” diye, ayvaz kasap hep bir hesap!

27 EYLÜL PAZAR – YSK, partimizin şarkısı Haydi Bismillah’ı yasakladı. Ama bir anlamda da hayırlı oldu, şimdi halkımız diyecek ki, bi Besmele’miz vardı onu da aldılar elimizden, diyecek. Mazlumiyetten daha oy getirici hiçbir şey yoktur.

***

Bu Baluken, “YSK’yı saraya taşısınlar” demiş. Daha değil. Zamanı var. Külliye’yi niye o kadar geniş tuttuk sanıyor bunlar?

***

Danışmanlarımın getirdiği basın özetlerinde bir haber: “Taş ve molotof atanlar için 4 ila 20 yıl hapis. Polis veya üçüncü kişilerin hayatı tehlikeye girebilecekse, hakiki mermiyle vur emri. 18 yaş altındakilerin ailelerine ağır para cezası. Polislerin maaşına da zam” İşte budur! Medeni memleketlerde nizam denen bir şey vardır.

Yalnız, altına baktım hangi devlet diye… İsrail’miş…

***

28 EYLÜL PAZARTESİ – Bugün bir imam-hatip daha açtık. Kızlar için. Rabbime bin şükür, bu şerefsizlere inat dağı taşı imam-hatip yapıyoruz. O kadar ki, kontenjan açıkları başladı, fena büyüyor. Eh, o kadar olacak. Ona da çare bulacağım.

Buldum, nitekim. Bugünkü konuşmamda bu okulların yepyeni bir iş alanını açıkladım: “Bir Müslüman'ın kendi ölüsünü kendisi yıkayacak kabiliyete erişmesi lazım. Yoksa ölülerimiz ortada kalır" dedim. Artık dolup taşacaktır kontenjanlar.

***

29 EYLÜL SALI – Tutup elimizle AİHM’ye yargıç diye gönderdiğimiz Işıl Karakaş şöyle demiş: "Bir zamanlar Türkiye'nin işkence yapan ülke imajı vardı. Ama yerine internetin yasaklandığı, ifade özgürlüğünün hiçbir şekilde korunmadığı, sürekli hakaret yüzünden davaların açıldığı bir ülke imajı geldi. Cumhurbaşkanına hakaret yüzünden sürekli davalar açılıyor. Bu, Avrupa'da başka bir yerde yok".

Yoktur tabii!  Çünkü başkanlarına hakaret edecek kadar terbiyesiz değildir Avrupalılar!  

Şimdi danışmanım geldi, bölücünün biri çıkıp demiş ki, ‘Onların cumhurbaşkanları küfredilecek işler yapmıyor ki’, demiş. Derhal cumhurbaşkanına hakaretten dava açılması emrini verdim.

***

Yüksekova’da da sandıkların taşınması kararı aldık. 70.000’e yakın seçmen var. Memnun kalmadılarsa itiraz etsinler. YSK Başkanımız Sadi Güven, sandıkların birleştirilmesine yönelik soruya, "Gündemimizde yok" cevabını verdi.