R. T. Erdoğan'ın Yazılmamış Anıları - Fasıl 4: 14-19 Ağustos

Ben değil miyim karşımdakiler birbirine girince 94'te İstanbul belediye başkanlığını yüzde 25 oyla kazanan? Ben değil miyim bu "yüzde 60'lık blok" dediklerini aptallıkları yüzünden helva gibi dağıtan? Ben değil miyim bu zavallıları koalisyon hayaliyle haftalardır koşturtan?

14 AĞUSTOS 2015 – Ülkenin muhtarlarını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde sırayla topluyorum. İnsanlar Ankara’ya gelmeyi bile çok önemli saydıkları için cumhurbaşkanı davet etti mi mayışıyorlar. Döndükleri zaman da anlatıyorlar da anlatıyorlar.

Bunlar bittikten sonra kapıcılar gelecek. Ardından da, mahalle bakkalları.

Dün Ankara’da güzel bir toplantı yaptık. “Hangi evde kim var, nedir ne değildir. Bunu gelecek, orada kaymakamına, valisine, emniyet müdürüne bildireceksiniz” dedim. 

İncelettirdim, K. Evren Paşamız da mesela 17 Temmuz 1984 Salı günü aynı şeyi söylemiş: “Hainleri ihbar edin, yılanın başı küçükken ezilir” demiş. Aklın yolu birdir!

Bugün de Rize’de sivil toplum kuruluşlarıyla buluştum. Baltayı tam yerine vurdum: “Türkiye'nin yönetim sistemi değişmiştir. Şimdi yapılması gereken bu fiilî durumun hukuki çerçevesinin yeni bir anayasa ile kesinleştirilmesidir” dedim.

Bu yaptığım muazzam bir devrimdir. Şimdiye kadar bu kara cüppeliler diyorlardı ki,  kitapta yazan fiiliyata geçirilir. Hoşt! Sizin yazdıklarınızı ben uygulamayacağım efendiler; benim uyguladıklarımı siz kitap olarak yazacaksınız!  

***

Benim şanssızlığım bu devrimi şatafatlı ilmî tabirlerle ifade edecek anayasacı bulamamak Tabii, yetiştirdiğimiz bir Kuzu’muz var ama, onun da kıymeti harbiyesi Civciv kadar. Açtığımız yüzlerce imam-hatibin mezunu şu anda profesör olacaktı ki…

Bir de, sanki bunu ilk defa yaşıyorlar. Evren Paşamız devlet başkanıyken cumhurbaşkanı olmak istedi, anayasayı da çatır çatır yaptırıp oldu. Hem de halkımızın yüzde 91,37 oyuyla! Allah (c.c) onu iki mekanda aziz etsin; kendisinin kıymetini bilemedik.

Biz adam bulamayınca çeneleri açıldı: Anayasayı ihlal, bilmem ne. Bunları susturmak için böyle çat çat söylemekten ve itiraz edeni de sindirmekten başka çarem yok. Sindirmezsen tepene çıkarlar. Bir tökezledin mi üşüşüp paramparça ederler. Hele de 17-25 Aralık’tan sonra.

Bu lafı bizim Kasımpaşa’da biraz değişik söylerler ama, yedeksubaya benzerler bunlar. Okşarsan sana dikelirler. Vurdun mu, inerler.  

***

15 AĞUSTOS – Bugünkü toplantıda büyük tezahürat oldu. “Sen bizim babamızsın! Sen bizim her şeyimizsin!” diye tempo tuttular.

Buradan aklıma geldi, bir ara “Barbaros Hayrettin” diye bir şarkıcı çıkmıştı, “Ben sizin babanızım / Ben ne dersem o olur” diye bir nakaratı olan çok güzel bir şarkı söylüyordu, çok da tutuluyordu. Emir verdim, hemen bunu bana uydurup bir klip yapacaklar, televizyonlarda sürekli oynatacaklar.

Şimdi yazarken aklıma geldi: Bir zamanlar “muhtar çakmağı” diye bişey vardı. Ondan yaptıralım ve muhtarlara dağıtalım diyorum. Memleketlerine gidince onun-bunun cıgarasını yakarlar, “Erdoğan Başkanımızın hedâyesi” derler, benim başkan olacağım lafı yayılır.

***

16 AĞUSTOS – Sindirmek deyip geçme. Bunların bütün gözeneklerini kapatacaksın ki üzerine gelemesinler. Şu sıralarda bir yandan Kürtlere gaz verirken bir yandan da bunu yapıyorum.

Mesela, Beşiktaş’ın stat inşaatını yine durdurttum. Bu seferki gerekçemiz iş güvenliği. İki işçi ayaklarına kalas düşürmüşler, yaralanmışlar. Hemen müdahale ettik. En az bir ay sürer itiraz mitiraz netice almaları. Daha önce de çatı projesinde yüksekliğin aşıldığını söyleyip mühürlemiştik. Hemen itiraz ettilerdi; Anıtlar Yüksek Kurulu’nun onay verdiği rakamın 1,3 metre altındadır, diyerek. Gel sen onu benim külahıma anlat.

Madende 301 kişi ölür oraya mühür vurulmaz çünkü o maden ekonomiye katkı yapıyordur, kaza mukadderattır, ayrıca da çıkardığı kömür Ankara’da seçmenlerimize bedava dağıtılıyordur. Ama sana vurulur. Sen Gezi’ye bulaştın. Çarşı denilen haytaları bizim üzerimize saldın. Al şimdi. 

Mesela, tur teknelerinde rehberler bizim Rıza’nın tamir ettirip yıkılmaktan kurtardığı yalının önünden geçerken bozguncu propaganda yapıyorlarmış, işte efendim bu bina meşhur Zarrap’ın villası, bakın arkadaki kaçak asansörü görüyor musunuz, iki katı da üç kaçak kat yapmış falan diye anons ediyorlarmış. Zaten bu “kaçak” kelimesine de ifrit oluyorum…

Rıza da duymuş, oğlan hassas, müteessir olmuş. Denizcilik Bakanlığı’ndan emir çıkarttık, “İstanbul Boğazı’nda yolcu ve tur gemilerinde rehberlerin özel mülkiyetlere ait tanıtıcı anonslar yapması yasaktır” dedik.

***

17 AĞUSTOS – Şehit ailelerinin kayıplarını kayıptan saymalarını önlemek, hatta onları sevindirmek için Diyanet’e bir “Feda Hutbesi” yayınlattık bu Cuma: “Milli ve manevi değerlerimize karşı fedakârlık, yeri geldiğinde din için vatan için bayrak için, ezan için, namus için ve yarınlarımız için candan, anadan yardan geçebilmektir” dedirttik imamlara.

Bu Diyanet başkanımız uyaroğludur. Tek bir hata yapmıştır; güzel bir makam arabası tahsis ettirdim ben buna, korkup binemedi, alışmamış, bana sormadan reddetmeye kalktı. Ama ne yaptım, daha lüks ve üstelik zırhlı bir Mercedes yolladım Külliye’nin araba parkından, mecbur kabul etti, isterse etmesin.

Şimdi de geldi zaten, 5,7 milyarlık ödeneği yetmemiş, 700 milyon daha lazımmış, emrettim hemen verin diye. Maliye’den sormuşlar nereden bulucaz, dedim ki muhalefet partilerine tek kuruş Hazine yardımı koklatmayacaz, oradan karşılasınlar, dedim.

Nasıl olsa bizim partimizin ihtiyacı yok; hem kapı gibi inşaatçılarımız var, hem de ayakkabı kutularını bugünler için düşündük biz. Örtülü ödenek cabası.

***

18 AĞUSTOS – Feda Hutbesi bana yeterli gözükmedi. Bizzat girdim topa. Kandil’in sayesinde gelen cenazelere hazin törenler yapılıyor; her biri beşibiyerde değerinde. Birine gidip konuştum:

"Ne mutlu onun ailesine, ne mutlu onun tüm yakınlarına. Peygamberlikten sonra en yüce makam. Böyle bir makama kardeşimiz ulaşmış durumda”. Böylece aileyi sevindirmiş olduk. Şimdi bir de birkaç tanınmış AK Partiliye “Benim amacım Allah nasip ederse şehit olmak” falan dedirtiriz, katmerli olur.

Hıristiyanlıkta “teslis” derler, mukaddes üçlü diye bir şey vardır. Bugün mukaddes üçlümüz bellidir: Bayrak, Din, Tabut…

***

19 AĞUSTOS – Halk hemen aldı mesajımı. Terörü protesto için Alanya’da Türk bayraklarıyla yürümüşler en asil biçimde. HDP binasını taşlamışlar. Tabelasını sökmek istemişler. Bu gösteriler bütün yurda yayılmalı. Sokakları yanımıza almalıyız.

***

Bugün Almanya ve Amerika Patriot bataryalarını çekme kararı almışlar. Bunu bizim Kasımpaşa’da farklı söylerler ama, al füzeni de depona kaldır. Bizim kendi silahlarımız Suriye’deki din kardeşlerimizle paylaşacak kadar yeterlidir hamdolsun.

***

Varto’da etkisiz hale getirilen bir teröristin, artık kız mıdır kadın mıdır, çıplak mevta fotoğrafının bizim tapeler gibi montaj olduğu derhal ilan edilmeli. Şimdi bir de bununla uğraşacağız, oysa neler oluyor.

Ha, unutmadan yazayım, şehitlerimiz hakkında “etkisiz hale getirilmiştir” tabirini tivitırda kullananları “terör örgütü propagandası yapmak”tan tutuklatıyoruz. Gözaltı değil, tutuklama. Bütün gözenekleri kapatacaksın.

***

Neler oluyor derken, bu erken seçim işini daha ne kadar idare edebilecez bilemiyorum. Kılıçdaroğlu’nu haftalarca oyaladıktan (yani görevini başarıyla tamamladıktan) sonra, Ahmet görevi getirip iade etti bugün. Hoş, karşısındaki saf olduğu için büyük marifet yapmış da sayılmaz ya, neyse. Benim derdim, daha ne kadar sürdürebilecez top çevirmeyi?  

Bizi ancak Meclis’e aldıracağımız bir erken seçim kararı kurtarabilir çünkü o zaman şu andaki hükümetle seçime gidebiliriz. Ama MHP’nin oturuma katılmamasını temin etmek lazım Meclis başkanı seçiminde olduğu gibi, fakat bu şimdi mümkün gözükmüyor. Olabilseydi, o zaman üç bağımsız katarak Ahmet’in hükümetini seçime kadar sürdürebilirdik.

Bu anayasa dedikleri kağıt parçasına uygun olacak diye işin yoksa geçici bakanlar kurulu kur, muhalefetten bakanları mecburen kabineye sok, onlar da 17-25 Aralık dosyalarına burunlarını soksunlar; yok yav? Veya, teamüldür diye görevi şimdi de ana muhalefet CHP’ye ver. Rabbim yazdıysa bozsun.

***

Rabbim bozmazsa, yine Rabbimin bana gösterdiği büyük teveccüh sayesinde ben bir biçimde bozarım. Değil mi ki Rabbim beni en baştan sevgili kulu seçmiş? Karşıma çıkan herkesin aklını başından almış?

Ben değil miyim karşımdakiler birbirine girince 94’te İstanbul belediye başkanlığını yüzde 25 oyla kazanan? Ben değil miyim bu “yüzde 60’lık blok” dediklerini aptallıkları yüzünden helva gibi dağıtan? Ben değil miyim bu zavallıları koalisyon hayaliyle haftalardır koşturtan?

Ben değil miyim 7 Haziran’da sevinen “yüzde 60”ı can korkusu içine salan?

Bir biçimde, Ahmet’in sadece bizim partiden müteşekkil bakanlarıyla seçime gitmemiz gerekiyor.

Hele şu “özerklik ilan etmeler” biraz daha artsın da…