Rezalet-i Kebir'den Rezalet-i Muazzama'ya "Ermeni Müdahalesi"

Şu günlerde devlet büyüklerimizin yaptıkları konuşmalara galiba Rezalet-i Muazzama demek gerekecek. 1915'i bin dereden su getirerek mazur gösterme cesaretinin adı en azından bu olsa gerek.

Tamamen aklımdan çıkmış; geçen gün Yavuz Baydar hatırlattı ve sonra yazdı da (link), 1915 için kullanmışım Rezalet-i Kebir (büyük rezalet) tabirini.

Şu günlerde devlet büyüklerimizin yaptıkları konuşmalara ise galiba Rezalet-i Muazzama demek gerekecek. 21. Yüzyılda 1915’i bin dereden su getirerek mazur gösterme cesaretinin adı en azından bu olsa gerek. Hele de, her fırsatta “Türk ve Müslümanlar da sürgün ve katliamlara maruz kaldı” (link) deyip tüm Ermenileri sinirden delirttiğimiz için.

Nereden bahsediyoruz? 1914-2015 arasında nüfus 13,5 milyondan 78 milyona çıkarken, 1,5-2 milyonluk Ermeni nüfusun 60.000’e indiği Türkiye’den! Nam-ı diğer, “Adil Hafıza”…

CUMHURBAŞKANI ADIN ZİKREDELİM EVVELA…

Protokolün 1 numarası; “Afedersin Ermeni” (link) demesiyle, Türkiye’ye çalışmaya gelen Ermenistanlılar için (kimden kaptığını henüz öğrenemediğimiz) “deport” (link) terimini durup durup kullanmasıyla tanınıyor. Bu yüzden, “Türkiye Ermeni Cemaati: ‘Bu Kez Daha Az Kayıp Vermeyi Umuyoruz’" (link) esprisinin doğmasına imkan verdi. Belki hepsinden önemlisi, bu yıl takvimde 18 ile 24 sayılarını birbirine karıştırmakla maruf.

Son olarak, “AP hangi kararı alırsa alsın, kulağımızdan girer, öbür kulağımızdan çıkar” (link) diyerek iki kulak arasının boş olduğu kuşkusunu yarattı. Arkasından şunu da ekledi: “İnanın bana, aynı dönemde Türk halkının çektikleri daha fazladır.” (link).

Tabii ki inanıyoruz. Ama yine de hazırlıklı olmalıyız. Talat Paşa’nın özel defterine göre 1914-1917 arası Anadolu’dan “eksilen” Ermeni vatandaş 1.100.000 civarında. “Hazırlıklı” derken, bu insanların Alamanya’ya çalışmaya gittiklerini belgeleriyle ortaya koymak için resmî hazırlık yapmalıyız. En olmazında da, Roboski katırları hikayesini (link) çağrıştıracağı için tanıdık gelecek şöyle bir çözüm bulunabilir: “Türk Tarih Kurumu: ''Araştırdık, Ermeniler intihar etmiş...'' (link).

“KİM NE HALT EDERSE ETSİN…”

Protokolün 2 numarası Cemil Çiçek’i 2005’teki ilk Ermeni Konferansı için “Arkamızdan hançerlediler” (link) demesiyle hatırlıyoruz. Bu sefer de Ottowa’da şöyle dedi: “Sabıkasız bir milletiz Allah'a şükür. Kim ne halt ederse etsin biz tertemiz bir milletiz.” (link).

Pek rahatlatıcı. Yalnız, bu cümlenin hemen ardından, “Herkesin yardımına koştuk. Bunun en güzel misali şu an bölgemizde yaşanan sıkıntılar sebebiyledir" diye ekleyivermeseydi keşke. Bunu Erdoğan’ın “Kobani de düştü düşüyor” (link) diye temenni terennüm etmesinden önce söylemiş olsaydı daha iyi olacaktı ya, neyse.

Başbakan Davutoğlu’nu ağız tadına bırakayım, yardımcısı ve sözcüsü Bülent Arınç müthiş orijinal bir konuşma yaptı ki, açımlamaya değer:

ARINÇ MUHTEŞEMDİ

Bilerek, kasıtla ve isteyerek soykırım yapmadık. Biz kendimizden eminiz” dedi (link). İttihatçılığa durmadan saydıran bir siyasetin sözcüsü olduğu halde niye 1915 ve İttihatçılardan bahsederken “Biz” dediği tam anlaşılamayan Arınç, Twitter’da “Ermeniler kazaya kurban gitmişler” esprilerine sebep oldu.

Tarihimizde kara leke yoktur” dedi. Haklıydı, çünkü çok sevdiği lideri Erdoğan da, Sudanlı Ömer El Beşir için “Müslüman soykırım yapmaz” (link) demişti ve halkımız da AİDS çıkınca, hatırlarsanız, “Biz sünnetliyiz, bişey olmaz!” buyurmuştu.

Arınç hukukçu; tarihçi değil. Edirne ve Kırklareli gibi yerlerin bile tehcire tabi tutulduğunu duymamış olması normal. “I. Dünya Savaşı sırasında isyan edenlere karşı yapılan müdahalede yaşanan trajik olayların olduğunu biliyoruz” demesi, tahmin ediyorum, yine çok sevdiği lideri Erdoğan’ın (Gezi için söylediği) “Kurunun yanında yaş da yanar” (link) hikmetini dile getirme gayreti yüzünden oldu.

Arınç bir de, E. Büyükelçi Ünal Ünsal’ın dediği gibi, bundan sonra milli davamız bakımından kullanılması çok uygun düşecek “Müdahale” terimini de icat etmiş bulunuyor.

Valileri atlamayalım. Eskiden epey oturaklı olurlardı; AKP’ninkilerin ise maşallahı var. Edirne Valisi Dursun Şahin’in Yahudilere saydırmasından (link), Bitlis Vali Vekili Salih Altun’un Ermeni sevmediğini ilan etmesinden (link) sonra, şimdi de Kars Valisi Günay Özdemir Papa’yı dinimize davet etti: “Rabbim herkese ve bu konuda özellikle de Papa’ya hidayet nasip etsin" (link). Ama söyleyeyim, başına iş aldı, şimdi yaşlı muhterem pederin sünnet düğünü konusunda da bir formül bekliyoruz valimizden…

BAŞBAKANIMIZIN ABORİJİNLERİ…

Ama önce, şu cümleyi sadece başbakan olarak kurduğunun altını çizeyim de, uluslararası ilişkiler profesörü Davutoğlu’nu tenzih etmiş olayım: ''İstanbul’un en zenginleri Ermenilerdir. Ermeniler Türkiye’de Avrupa ülkelerindeki gibi gettolarda yaşamadı'' (link). Çünkü internet sörfçüleri bile bilir ki, 1) 1915’te perişan edilen İstanbul Ermenisi değil, 1847’den beri perişan edilegelen 1,5 milyon küsur Anadolu Ermenisidir; 2) Tüm Avrupa tarihinde getto sadece Yahudilere uygulanmıştır.

1915 konuşmasına gelirsek, Davutoğlu Türklerin soykırımla suçlanmasına şöyle cevap verdi: “O zaman biz de Katolik tarihinin dosyalarını açar[ız]. Afrika’da, Asya’da neler yapıldığını, o otantik kavimlerin nerelere kaybolduğunu sorarız. Nerede Avustralya’daki Aborjinler, nerede Kızılderililer, nerede Afrika kabilelerinin birçoğu?” (link).

Batılılarda günahın mebzul olduğu kesin de, başka günahların bizimkilere deterjan olabileceği o kadar kesin değil. Üstelik, olay söylediğinden çok farklı. Keşke sayın başbakan bi telefon etseydi de, bahsettiği olaylarda devletlerin özür yayınlayıp olayı bitirdiklerini arz etseydim. (Cezayir’den özür dilemeyen Fransa hariç; o da kendi Yahudilerinden 1995’te diledi). Yüzlerce örnekten birkaçını internet kaynaklarıyla birlikte vereyim:

ABD: Japon kökenli vatandaşlardan özür (+ tazminat) (Ağ. 1988), Kızılderililerden özür (Eylül 2000 ve Mayıs 2010). Almanya: Yahudi soykırımı için özür (Aralık 1970, Nisan 1990, Mart 2008 ve Mayıs 2012). Avustralya: Aborijinlerden özür (Kasım 1992, Ağ. 1999, Şubat 2008, Mart 2013). B. Britanya: Y. Zelanda Maori halkından özür (+ tazminat) (Kasım 1995). Belçika: Ruanda soykırımını önlemediği için uluslararası özür (Nisan 2000). Bulgaristan: Asimilasyon için Türklerden özür (Nisan 2012, Kasım 2013). Danimarka: Grönland İnuit yerlilerinden özür (Eylül 1999). G. Afrika Cumh.: Apartheid için özür (1993). Hollanda: Yahudi, Çingene ve Endonezyalılardan özür (+ tazminat) (2000). İsrail: Türkiye’den Mavi Marmara için özür (+ tazminatı kabul) (Mart 2013). İsviçre: II. Dünya Savaşı’nda mültecileri reddettiği için özür (1995 ve 1999). Japonya: Koreli seks kölesi kadınlar için özür (Temmuz 1995 ve Aralık 1996). Kanada: Yerli halklardan özür (Ocak 1998 ve 2008). Norveç: Yahudilerden özür (Ocak 2012). Sırbistan: Cumhurbaşkanının Srebrenitsa için kişisel özrü (Nisan 2013). SSCB-Rusya: Katin Ormanı’nda öldürülen Polonyalılar için özür (Nisan 1990) ve Çeçen, İnguş, Tatar gibi halklardan özür (+ tazminat). Vatikan: Galilei, engizisyon, köle ticareti, çocuk tacizi gibi konularda özürler (1992, 1993, 1994, 1995, 1999, 2000, 2001, 2002). (link) (link) (link).

AKILLI VE ONURLU DEVLETİN SONUNDA YAPACAĞI

Çok uzun bir paragraf oldu çünkü bütün akıllı ve onurlu devletler özür diliyorlar. Kısaca bitireyim: Günahkarlardan iyot gibi bi tek “biz” açıkta kaldık. Kendi kendimizi aldatıp sürekli mariz yiyip duruyoruz. Bu, artarak devam edecek. Şu resmî bildiriyi yayınlayıp, akıllı ve onurlu bir devlet olduğumuzu gösterene kadar:

1) Osmanlı dağılırken Ermeni vatandaşlara yapılanları devletimiz şiddetle kınar, Ermenilerin acılarını paylaşır;

2) Tarihsel gerçekleri gizlediği için özür diler;

3) Osmanlı-Türkiye kökenli Ermenileri TC vatandaşlığına davet eder;

4) Hak sahiplerine mallarının hakkaniyet ve imkanlar dahilinde tazmin edileceğini açıklar.