YÖK'te ikinci 12 Eylül devri (ve bir seçim notu)

12 Eylül faşizminin 1982'de çıkardığı YÖK Disiplin Yönetmeliği 29 Ocak 2014'te değiştirildi. Bu değişikliklerle üniversite bir tür "açık tutukevi" haline getiriliyor.
YÖK'te ikinci 12 Eylül devri (ve bir seçim notu)

Erdoğan’ın, kendinden olmayanı yok etme politikasının bütün Türkiye’ye nasıl bulaştığına devam edelim. En vahimi, en özerk ve en özgür olması gereken kuruma, üniversiteye bulaşması.

Şu anda TBMM gündeminde olan YÖK Yasası, üniversiteleri MEB’ye bağlı yüksek liselere döndürüyor: YÖK özel üniversiteleri kapatabilecek, mütevelli heyetlerini kendisi belirleyecek, doçentlik unvanını artık Üniversiteler Arası Kurul değil YÖK verecek, üniversiteleri istediği alanda çalışmaya zorlayabilecek. Üstelik, tüm tıp fakülteleri fiilen Sağlık Bakanlığı’na bağlanacak ve Bakanlık buralardaki kadroları istediği gibi dağıtabilecek (link).

Ama durum bunsuz bile yeterince berbat. İki hafta önce yazdığım “Erdoğan İbiş’e, İbiş de dekanına”nın ruhu her yerde uygulamaya girmiş vaziyette. Size üniversitenin sadece bu yılki halini birkaç haberde özetleyeyim, 12 Eylül’de Org. Evren’e biat etmiş üniversite yöneticilerinin şimdi de Sivil Org. Erdoğan’a nasıl ettiklerini görün.

DİSİPLİN YÖNETMELİĞİ DEĞİŞTİRİLDİ

12 Eylül faşizminin 1982’de çıkardığı YÖK Disiplin Yönetmeliği 29 Ocak 2014’te değiştirildi. İşte, üniversiteyi bir tür “açık tutukevi” haline getiren yasaklardan bazıları (link) (link):

Öğrencileri eğitim-öğretim alanı dışına çıkartmak, bu tür davranışlara teşvik etmek, bu hareketlere her ne suretle olursa olsun iştirak etmek. (Öğrencilerin yürüyüş yapmaları engellenmek isteniyor).

Yetkililerden izin almadan toplantı yapmak, nutuk söylemek veya konferans, konser, açık oturum ve benzeri faaliyetler düzenlemek. (“Yetkililer” izin vermezse hocalar konferans veremeyecek. Ortaçağ’da bu kadarı yoktu).

Bilimsel tartışma ve açıklamalar dışında, yetkili olmadığı halde basına resmî konularda bilgi veya demeç vermek. (Ne “bilimsel”dir ne değil? “Yetkili olmak/olmamak” ne demek? “Resmî konular” ne demek? Kamuoyunu aydınlatmazsa üniversite hocası ne işe yarar?)
Şu yasakları ihlal, “kamu görevinden çıkarılma”yla cezalandırılacak:

a) İdeolojik vs. eylem yapmak, grev gibi eylemlere katılmak, teşvik etmek. (Aynı maddedeki "Cumhuriyetin niteliklerinden herhangi birini değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönelik eylem yapmak" suç olmaktan çıkarılmış. Oysa bu şu anda bir anayasa suçu yahu!).

b) Yasak yayın bulundurmak, yaymak, “sözlü ideolojik propaganda yapmak”. (Üniversitede “yasaklanmış yayın” olur mu? Derste anlatılanlar “sözlü ideolojik propaganda”ya sokulursa buna üniversite mi diyeceğiz?)

c) Yetki almadan gizli belgeleri açıklamak. (Gizli belgeler hangileridir? Şunlar şunlar gizli belgedir diye bilinen bir liste mi vardır?)

ç) Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak. (Yurt dışında konferans vereceklerin dikkatine!)

“SAPIKLAR GİTMELİ!”DEN TUT, SINAV SORUSUNA KADAR…

Şimdi, bu yıl yaşanmış birkaç “üniversite olayı” sayalım. Tarihiyle, yeriyle, ismiyle, dipnotuyla.

21.04.2014: Mardin Artuklu Üniversitesi'nde eşcinsellik üzerine yapılacak panel, Hizbullah'a yakınlığıyla bilinen bir haber sitesi tarafından “ahlaksız etkinlik” diye duyurulunca iptal edildi. Etkinliği organize eden öğretim üyesi için de, "O sapık gitmeli" kampanyası başlatıldı (link). Aynı tarihte, İstanbul’da Aydın Üniversitesi’nin sahibi Mustafa Aydın gazetelere ilan verdi: “Üniversiteler sokak eylemlerini destekleyemez” (link)

14.05.2014: Gezi sırasında, Marmara Üniversitesi’nde öğrencileri bahçeye çıkarak izleyen araştırma görevlileri Dr. Tolga Şirin ve Eren Paydaş, savunmaları bile alınmadan atılmak isteniyor (link).

18.06.2014: Akdeniz Üniversitesi’nde, Berkin Elvan’ın öldürüldüğü gün derste, “Arkadaşlar, bugün 14 yaşında bir çocuk öldü” diyen Yrd. Doç. Dr. Mustafa Şanlı, öğrencisi Duygu D. ve babası tarafından polise şikayet edildi. Polisin tanık olarak dinlediği üç öğrenci, “Sınıfta bu konuyu tartıştık fakat tehdit duymadık” dediği halde Rektörlük hoca hakkında soruşturma açtı. (link).

HİPOKRAT YEMİNİ'Nİ DEĞİŞTİREN TIP DEKANI

26.06.2014: Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Haydar Şahinoğlu “Din, milliyet, ırk, siyasi eğilim ya da toplumsal sınıf ayrımlarının görevimle hastam arasına girmesine izin vermeyeceğime” ifadesini Hipokrat Yemini’nden çıkararak “Allah’ın huzurunda yemin ederim” ibaresini kullandı. (link). AKP Samsun eski milletvekili Binnur Şahinoğlu’nun eşi olan dekan kendini şöyle savundu: “Din, dil, ırk ifadesi yer almıyor ama bu bizim üzerinde çok fazla durduğumuz bir husus değil. Bugüne kadar öğrencilerimizden bir tanesi de gelip ‘Hocam bu yemini yapıyoruz ama bunun içerisinde şu ifadeler yok’ demiyor. 4 yıldır aynı metni çoğaltıp arkadaşlara verip ezberletiyoruz.” (link).

03.07.2014: Kocaeli Üniversitesi, Berkin Elvan’ın öldürülmesini protesto eden 26 öğrencisine uzaklaştırma cezası verdi. Rektör Yardımcısı Prof. Hasret Çomak, “İşgal gerçekleşseydi bunu da bir pazarlık unsuru yapacaklar ve birtakım isteklerde bulunacaklardı” dedi. (link).

05.07.2014: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ömer Faruk Kırnıç, Matematik ve Teknoloji dersinde, “Gezi ve Taksim olaylarının türevlerini inceleyerek minimum ve maksimum noktalarını belirleyiniz” şeklinde soru sordu. Bir öğrencinin şikâyette bulunması üzerine açılan YÖK soruşturması sonucunda “…sözlü ideolojik propaganda yapmak”tan Kırnıç’ın görevine son verildi. Bu arada, sınavda bütün öğrencilerin başarılı olduğu ve sınava girmeyen öğrencilerin de şikayette bulunduğu tespit edildi. (link).

22.07.2014: YÖK sadece kağıt üstünde olan, eğitim vermeyen Ankara Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ne, talep edilmeden 5 asistan atadı. Rektör İbiş “Sanırım zamansal bir sıkışıklıktan kaynaklandı” dedi. Mülkiye’nin başvurduğu idare mahkemesi “Üniversite talep etmeden asistan gönderemezsin” kararı verdi (link).

ÇOK GÜZEL BİR HABERLE BİTİRELİM

Bu tatsız yazıyı tatlı bir haberle bitirelim: “Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran, görev süresi dolması nedeniyle görevini bıraktı.” (B. Kural, BİA, 11.07.2014). Tadı, Prof. Devran’ın seri marifetlerinden:

Şubat 2012’de, Ekşi Sözlük’te kendisini eleştirdi diye son sınıf öğrencisi Mikail Boz’u bir yarıyıl okuldan uzaklaştırmıştı (link)

Temmuz 2012’de, 3. sınıf öğrencisi Emine Akman’ın cezaevinde girdiği 1 vize sınavı ile 8 final sınavı sistemde "girmedi" diye gösterildi. Öğrenci bu nedenle 8 dersten kaldı, yanlışın düzeltilmesi için verdiği dilekçelere dekanlıktan cevap alamadı. Geç gelen düzeltme yüzünden okulu 1 yıl uzadı. Sınavlar için okula götürülmemesi konusunda Akman'a, "Okulun güvenliği için sakıncalı" olduğu açıklaması yapıldı (link).

Ağustos 2012’de, yüksek lisans sınavında okula kabul edilecek öğrenciler için bir liste yaptığı ve bunu kabul etmeyen Doç. Dr. Gözde Yılmaz'ı tehdit ettiği iddialarıyla gündeme geldi. (link). Liste dışı bırakılan öğrencilerden Azad Bedirhan İstanbul 10. İdare Mahkemesi'ne yürütmenin durdurulması için açtığı davayı kazandı (link).

Kasım 2012’de, “Gazetecilik, İktidar ve İfade Özgürlüğü” panelini yasakladı (link)

Ağustos 2013’te, Gezi direnişinin ardından yapılan iş bırakma eylemine katılan 11 araştırma görevlisi hakkında soruşturma başlattı. Böylece 2 yıllık görev süresi içinde araştırma görevlilerine açtığı soruşturma sayısı 25’e ulaştı. Şubat 2014’te, soruşturma açmış olduğu 11 araştırma görevlisinden 8’ine 2 yıl kıdem durdurma (link), 1’ine maaş kesintisi, 2’sine de “görevden çekilmiş sayma” cezası verildi (link).

Şurası iç ferahlatıcı ki, Dekan Yusuf Devran’ın bütün bu “eylem”leri her seviyede tepki gördü. TBMM’ye üç ayrı soru önergesi verildi. Eğitim-Sen görevden alınmasını talep etti. 5 öğrenci “görevi kötüye kullanma ve iftira”dan suç duyurusunda bulundu. Kurumsal üyeleri arasında Yale, Harvard, Princeton, Stanford gibi üniversiteler bulunan ünlü MESA’dan protesto mektubu geldi. Açılan “Akademiye Özgürlük” kampanyasına Türkiye ve yurt dışındaki 206 üniversiteden 789 akademisyenin yanı sıra katılımlar 1.431 imzaya ulaştı (link).

“Güle güle” git, Sayın Devran. Fıkradaki gibi, “Dekaaaan, anlarsın ya?”

SEÇİM HAKKINDA ÇOK ÖNEMLİ NOT:

Aklı başındadır farzettiğim birçok insanın sandığa gitmeyeceğini duyuyorum. İlk defa yapılacağı için, bu arkadaşlar bu seçimi anlamamışlar herhalde. Aşağıdaki notu seçimlere kadar yazılarımın altında tutacağım:

1) Birinci turda adaylardan hiçbiri oyların yüzde 51’ini alamazsa, en fazla oy alan 2’si ikinci tura kalacak. İkinci turda diğerinden 1 oy fazla alan aday seçilecek.

2) Erdoğan yüzde 51 alarak daha birinci turda seçilirse, bunu, artık her istediğini sınırsız biçimde yapabilmek yetkisi olarak algılayacak.

3) Erdoğan’ın daha birinci turda seçilmemesi için, sandığa gidenlerin sayısının mümkün olduğunca yüksek olması gerekiyor. Çünkü AKP’liler hiç fire vermeden gidecekler. Sandığa gitmemek, kesinlikle Erdoğan’a oy vermek demek.

4) Ben birinci turda Selahattin Demirtaş’a vereceğim ki, oyum üçünün içinde en düzgün olana gitsin. Demirtaş muhtemelen ikinci tura kalamayacağından, bu turda Ekmeleddin İhsanoğlu’na vereceğim. Bunun için ikametgahımı geçici olarak Bodrum’a taşıdım.

(Bu arada, komik bir haber geldi. Hayattaki en büyük kazığını Erdoğan’dan yemiş bir parti açıklama yaptı: “Saadet Partisi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde mevcut adaylardan hiçbirini desteklemeyecektir.” (link). Nası ama!)