"Yurtta Stres, Cihanda Stres"

Erdoğan'ın yurtta ve cihanda en büyük kötülüğü, İslam'da demokrasinin mümkün olmadığını söyleyenlere kocaman bir kanıt sunması oldu.
"Yurtta Stres, Cihanda Stres"

Atatürk’ün ünlü sözünün bu adaptasyonu, eski ABD Büyükelçisi Ricciardone’den (link).

Bir ihtimal, yine bir Amerikan emperyalist saldırısı karşısında olabiliriz. Diğer ihtimal de, adamın doğru tespit yapmış olması. Anlamak için, önce Türkiye’nin yurtta stresli olup olmadığını görelim ve Erdoğan rejiminin hangi çözümleri niçin istediğine bakalım, sonra da aynı şeyi cihanda yaparız.

Haber bültenlerini dinlerseniz, “yurtta stressiz kesim kalmadı” diye bir tablo ortaya çıkıyor.

KÜRT STRESİ

Kürt meselesine ilk el atan Özal, ilk çözüm bulmaya çalışan da AKP oldu; bu açıdan büyük takdiri hak ediyor. Fakat olayı gittikçe çözülmez hale getirmekle de büyük tekdiri.

1) PKK dışındaki Kürtleri yok saydığından da anlayın, Kürt sorununu sürekli oyalıyor ve sadece PKK silahları sorununu çözmek istiyor.

2) Bu oyalamak yüzünden “Barış Süreci” gittikçe kötüye gidiyor. Sokaklarda bayrak yakma 12 yaşa kadar düştü (link). Yollara hendek kazmaktan (link) TBMM’ye kadar (link) Kürtler ayağa fırlamış vaziyette.

3) Ortalık durulursa ardından ve sonunda ne reform yapılacağı meçhul; şimdiye kadar da tamamen meçhul oldu.

4) Ateşi söndürmek için benzin döküyor. “Önce kamu düzeni” için 200 milyon liraya 315 yeni TOMA (link) ve 50 milyon liraya 1,5 milyon gaz fişeği alacak (link). Şeamet kuşluğu yapmak istemem ama, Kürt meselesi bu yöntemle çok daha şiddetlenebilir.

5) Bunca oyalama sonucu, Kürtlerin genç kuşağı eskiler gibi “Türkiyeliyim” demiyor artık. Onları, 1921 Anayasası Md. 11’deki özerk yerel yönetimler düzeni (link) dışında hiçbir şeyin sakinleştirmeyeceği görülüyor.

Bütün bunların sebebi: 1) AKP’nin ideolojisi olan Sünni İslam-Türk Sentezi’nin “Türk” yönü Erdoğan’ı buna götürüyor; 2) Tapınacak bir put saydığı sandık’ın Türkçü kanadının desteğini kaybetmekten korkuyor; 3) Erdoğan’ın her şeyi merkezileştirip kendine bağlama hastalığı, özerk yerel yönetim kavramına izin vermiyor.

ALEVİ STRESİ

Bu sorun da ilk defa AKP tarafından ele alındı; Erdoğan bu açıdan da takdire layık. Ama, bu meselede de çözümü dejenere ettiği için, tekdire.

Bir defa, her şey Alevileri tatmin değil, CHP’yi vurmak için planlanmış: Tunceli’nin adını Dersim yaparak konuyu Meclis’te bir araştırma komisyonuna havale etmek, Seyit Rıza’nın mezarını yurt içinde ve dışında (?) aramak. Veya, bu insanları oyalamak için: Derneklerle toplantılar düzenlenecek, Hacı Bektaş’a girişte para alınmayacak, Madımak Müzesi özel eşyalar konulacak (link).  Nevşehir Üniversitesi’nin adının da "Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi" olarak değiştirildiğini anımsayalım.

İkincisi, bu horoz şekerlerini veren, Alevilerin iki temel talebini duymak bile istemiyor:

1) Cemevlerinin ibadethane sayılması. Bunu AKP, Alevilerle örtülü biçimde alay ederek reddediyor: “ ‘Mabet’ ile ‘ibadet yeri’ farklıdır, cemevi mabet (ibadethane) değildir, ama ibadet her yerde yapılabileceği için ibadet yeridir” (link); 2) Sünni İslam öğreten din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması. AİHM’nin kararı bağlayıcı olduğu halde AKP bunu da reddediyor. Alevi çocukları sınavda hangi soruları cevaplayacaklar? 20 milyon Kürt’ün ezici çoğunluğunu oluşturan Şafiilerin çocukları?

DİN DERSLERİ STRESİ

Aslında, ne deseniz abes. Çünkü AKP Gayrimüslimlerin farklılığını bile dikkate almıyor. Onları dersten muaf tutacak yerde, fevkalade çok parçalı olan (Katolik, Protestan, Rum Ortodoks, Süryani Ortodoks, Ermeni Ortodoks…) Hıristiyanlardan (ve Yahudilerden) TEOG havuzuna soru istiyor. Oysa Ermeniler kendi dillerinde sınav, Rumlar muafiyet, Yahudiler de, 1 okul hariç, muafiyet talep etmiş durumda (link). Bütün bu farklılıklar ölü kulağına pamuk tıkar gibi AKP'nin hayalindeki din torbasına mı tıkılacak?

Bakarsınız, Sultan Erdoğan bu konuda çok sıkışırsa, Kudüs'teki Kutsal Kabir Kilisesi için Sultan Abdülmecid'in 1852'de bulduğu çözümü uygulamaya kalkar. Sultan, kavga etmesinler diye, o mekanı 4 farklı Hıristiyan arasında paylaştırmıştı: Rum Ortodokslar, Katolikler, Ortodoks Ermeniler, Ortodoks Süryaniler. Kilise'nin anahtarını da Müslüman bir aileye vermişti; aynen TEOG anahtarının şimdi Milli Eğitim'de olması gibi...

Aleviler pek umutlanmamalı. Çünkü: 1) İdeolojisi olan Sünni İslam-Türk Sentezi’nin Sünni İslam yönü Aleviliğin farklılığını kabule müsait değil; 2) Bu konuda o kadar şartlandırdığı Sünni seçmeni kırmaması lazım; 3) Müslümanlığın çok parçalı olduğu gerçeğini kabul etmek Erdoğan’ın tek din ve tek adam ilkesine aykırı; 4) Gayrimüslimleri bile mecbur eden Sünni AKP Alevilere niye hoşgörü göstersin? Tersine, dedeleri maaşa bağlayarak ve cemevlerini Diyanet veya Kültür Bakanlığı bünyesinde tanımlayarak (link) kontrol altına almaya çalışıyor. Nüfusun yarısının yaşam tarzına müdahalenin bir parçası olarak.

YAZMAKLA BİTECEK GİBİ DEĞİL

Stres tablosu çok geniş: AKP’nin temsil ettiği vahşi kapitalizmin, iş kazalarında insanları sinek gibi öldürmesi sorunu. Silahsız ve saldırısız gösteri yapanların insan hakları sorunu. Tarım alanlarının ve kentlerin yağmalanması sorunu. Üniversite sorunu. Yolsuzluk sorununu fazlaca malum diye yazmayacaktım ama, Adli Tıp’tan tapelerin gerçek olduğu doğrulandı (link).

Yargı'nın üç ayda bir değişen kanunlarla AKP emrine alındığı Türkiye’de şimdi de TSK, Emniyet, MİT ve Jandarma’nın Güvenlik Bakanlığı adıyla tek bir bakanlık çatısında, mutemet adam MİT Müsteşarı H. Fidan altında toplanacağı söyleniyor (link).

Meselelerin biri geçer gibi olurken diğeri patlayacak. Kürtler durmamışken Aleviler başlayacak. Aleviler bitmeden üniversiteler girecek. Madenci bitmeden zeytinci başlayacak. O bitmeden adliyede avukatlar patlak verecek. İnanılmaz ama, Gezi’nin yaraları daha kapanmadı, herhalde yukarıdan emir ulaştı, Danıştay kararına rağmen (link) İstanbul Belediyesi “Topçu Kışlası’nın Restitüsyonu” kararı aldı; yeni Geziler milletimize hayırlı uğurlu olsun…

CİHANDA STRES’E GEÇELİM

TC kurulduğundan beri tüm komşularıyla aynı anda çatışma durumuna hiç girmedi. Hiç bu kadar yalnız kalmadı. IŞİD gibi terör örgütleriyle hiç işbirliği yapmadı.

Kıbrıs’la, dolayısıyla Yunanistan’la, dolayısıyla da AB’yle çatışıyoruz, Ege Denizi hücumbot ve denizaltı doldu (link). Üstelik, Türkiye’ye karşı yapılan tatbikata Kıbrıs’ın yanında İsrail ve Rusya da katıldı (link) çünkü bu ikisiyle de kavgalıyız.

Suriye malum; hükümetini silahlı müdahaleyle devirmeye çalışıyoruz ve helikopterlerini sınırımıza yaklaştı diye kendi sınırları içinde düşürüyoruz (link). Mısır’da Sili’ye bi tek küfretmediğimiz kaldı; adamlar ticaret sözleşmesini feshetti. İran’la Suriye yüzünden berbatız; ABD’yle aralarında yumuşama olur diye korkuyoruz.

Ermenistan’ın onadığı protokolleri biz TBMM’ye sevk bile etmedik, diplomatik ilişkimiz yok, geçenlerde Tümgeneral Zekai Aksakallı Azerbaycan’da cephede yere yattı, keskin nişancı tüfeğinden Ermenileri gözetlerken fotoğraf çektirdi (link).

ABD, TC Ziraat Bankası NY şubesini neredeyse kapattı (link). Obama, Esad’ı düşürme niyetleri olmadığını (link) ve uçuşa yasak-tampon bölge istemediklerini (link) açıkça ilan ederek Erdoğan’ı fena kontrpiyede bıraktı. Öksüz Ermeni Halısı sergilenmeye başlandı (link) diyecektim ama, ne uğraşıyoruz yahu, yazımın başlığı yeter.

AB’yi tehdit ettik: “Gümrük Birliği’ni dondururuz!” (link). Onca para dökmeye rağmen BM’deki desteğimiz 151 oydan 60’a düştü (link). Uluslararası Ceza Mahkemesi Mavi Marmara olayına takipsizlik verdi. Danimarka’yla bile bozuştuk (link). 4 komşuda büyükelçimiz yok; daha ne söylenebilir?

Şu söylenebilir: Erdoğan’ın yurtta ve cihanda en büyük kötülüğü, İslam’da demokrasinin mümkün olmadığını söyleyenlere kocaman bir kanıt sunması oldu.

ERDOĞAN BUNLARI NASIL TELAFİ EDECEK?

Etti bile. “[Oradaki dağların] bir tanesinin zirvesinde, zarif bir camiye benzeyen küçük bir tepe daha vardır” satırından kalktı ve söyledi: “Amerika’yı Kolomb değil 1178’de Müslümanlar keşfetti. Kristof Kolomb anılarında Küba kıyılarında dağın tepesinde bir caminin varlığından bahseder. Ben şimdi Kübalı kardeşimle konuşurum. O dağın tepesine bir cami bugün de yakışır. Yeter ki izin versinler, olur desinler” (link). Tüm dünyada “dönemin ruhu” (zeitgeist) milliyetçi hatta ırkçı iken Kemalizm herkesi Türk yapmıştı, bu şimdi 21. Yüzyıl gelmiş, herkesi Müslüman yapıyor.

Önümüzdeki günlerde de şöyle bir şeyler söylemesini beklemekteyim: ‘Amerikan Kongre binası ile Vatikan’daki Sen Piyer Kilisesi. Bunlar kubbeli. Ne demek kubbeli? Birincisinin yerinde eskiden büyük bir cami olduğunu tespit ettik. İkincisi ise, İtalya kıyılarını vuran Fatih’in korkusundan yaptıkları caminin kiliseye çevrilmişi. Bunlar hep belgeli olarak elimizde. Görüşme halindeyiz. TOKİ hazır. Yeter ki izin versinler, iki binayı da orijinal haline tahvil edeceğiz, halka açacağız. Yakışır.’

Eğer, ‘şakayı bırak, ciddi konuş’ diyorsanız, buyurun: Türkiye’nin maskara olmaktan kısa yoldan kurtulması için iki çare görüyorum: 1) Erdoğan’ın kendi kafasını vidasından söker gibi söküp atması ve yerine bambaşka bir kafa vidalaması; 2) Bu olmazsa, AKP’nin Erdoğan’ı vidasından söküp atması ve Gül’e benzer normal bir lider edinmesi.

Ama, ceplere reklam gelmesini önleyeceği için AKP’yi çok takdir ediyorum, o başka.