Bir Fenerbahçe klasiği: Alex attı

Fenerbahçe?nin maç günü dergisine çok alışkın değiliz. Dün akşam tüm tribünlere bunlardan dağıtılmış. Kapağı çevirir çevirmez karşımıza Aziz başkan çıkıyor. Taraftarı telkin...

Fenerbahçe’nin maç günü dergisine çok alışkın değiliz. Dün akşam tüm tribünlere bunlardan dağıtılmış. Kapağı çevirir çevirmez karşımıza Aziz başkan çıkıyor. Taraftarı telkin edici bir yazısı var ‘Tek reis’in. Aslında kaleme falan alınmamış. Hani 10 gün önce spor müdürlerini FBTV’deki programında ağırlamıştı ya Yıldırım, oradan pasajları yazıya ‘indiragandi’ yapmışlar. Şu cümle ilgimi çekti, alıntı yapayım: “Futbolcular benden korkuyor.” Başkan eyvallah sizden korkuyorlar da, her fırsatta bunu tekrarlamaya ne gerek var. Sizin haberiniz olmadan -mümkün mü?- kopyala/yapıştır durumu varsa daha vahim.
‘Maç günlüğü’nden kopamıyorum.
Söz sırası Aragones’te: “Gençlerbirliği ligimizin pozitif futbol oynayan takımlarından biri... Hırslı felsefelerini beğeniyorum.” ‘Luis Dede’ cidden Alkaralar’ı izlediyse kocaman alkış. Zannedersem izlememiş! Gençlerbirliği pozitif değil bilakis negatif futbolun
has temsilcisi. ‘Yugoslav faulü’nü (hızlı hücumu faulle kesme) Türk
futboluna sokan kendileri. Dün gece de başta atılan El Saka olmak üzere,
bu işin inceliklerini gösterdiler mesela.
İlk yarıda Fenerbahçe, ‘Porto sendromu’ndan kurtulmuş bir görüntü çizmedi. Alex ustanın golüyle savunma odasına üstünlükle gitmeseler uğultuların sesi bir hayli artacaktı. ‘Büyük Alexander’ı son Hacettepe maçında övmüştüm. Kaldığım yerden devam edeyim. Bir futbolcu aynı tarz gollerden bu kadar çok nasıl atıyor, nasıl adrese teslim toplar atıyor anlamış değilim. Yoktan var etmek bu olsa gerek. Onu indirip sarı kart görenlerin
sayısı bile ayrıca önemli bir istatistik.
Kanarya’nın bu sezon ki en büyük sıkıntısı kanatlar. Uğur ve Gökhan’ın formsuzlukları, Aragones’in işini zorlaştırıyor. Burak Yılmaz’ın tam anlamıyla ‘boş’ koşuları da eklenince Güiza ceza sahası içinde ‘Sefiller’in has adamı Jean Valjean’ı oynamak zorunda kaldı. Ama o kadar güzel oynamış olacak ki tribünler hep beraber İspanyol’un tek kişilik gösterisini ayakta alkışladı. ‘Okçu’ özverisiyle benim de takdirimi kazandı. Performansını golle perçinlemesi takdir-i ilahi, bir golünün sayılmaması da doğrusundan takdir-i yan hakem!
Hep yabancıları övdüm. Zoraki değil, severek bir ismi daha ön plana çıkarayım: Volkan Babacan. Arıza ağabeyi, adaşı ‘Demirel’in yokluğunda hatasız oynadı. Hata yapacak pozisyon olmadı demeyin. Kalecilik bu her an her şeye gebe. Volkan’ı Rüştü yetiştirmişti. En azından hamisi oydu ve Rüştü beyefendi adamdı. Demirel’in sabıkası malum. Acaba diyorum Babacan tersine işleyen bir sistemde beklenen ve arzulanan eldiven olur mu? İlk izlenimler olumlu, bekleyip göreceğiz...
İkinci yarı için yazacak çizecek fazla bir şey yok aslında. Vasatı aşamayan Gençlerbirliği 10 kişi kalınca eziyet bir 35 dakika geçirdik. Fenerbahçeliler son hamlelerde ciddiyetten uzaklaşmasalar daha farklı bir skor da olabilirdi. Lakin şu bir gerçek ki Fenerbahçe cephesinin tek beklentisi üç puan ve ‘güvenoyu’ydu. Başkent temsilcisi karşısında hem
de farkılı bir skorla istediklerini elde ettiler. Taraftarı, başkanı, futbolcusu herkes evine mutlu döndü.
Maçın anonsu: Tütün mamulleri içilmesi yasaktır.
Maçın tepkisi: Yuhhhh!