Böyle bitmesin Nihat!

Öncelikle 16 Kasım 2005 olaylarının geride kalmasından memnuniyetimi belirtmeliyim. Basel’de tüm gün medeni iki taraftar grubu karşılıklı tezahüratlar yaptı. İstiklal Marşı sırasında çok düşük desibelli ıslık sesleri duysak da o meşhur saygısızlıklar bu kez yoktu.
Türk tarafının azınlıkta olmasına rağmen gösterdiği tutumu ekstradan takdir etmek lazım. Olaya şu açıdan bakıyorum en azından bir ezeli rakibimiz oldu!
Fatih Terim’in Gökdeniz Karadeniz ve Tümer Metin tercihlerini eleştirmek oldukça
güç. 15. dakikadan sonra ağırlaşan zemin nedeniyle Gökdeniz ne hızını ne dripling yeteneklerini kullanabildi. Tümer de ağırlaşan zeminde ne verebildi ne de alabildi. Serbest vuruşları Nihat kullanınca Tümer’in varlığı iyice anlamsızlaştı. Fatih hoca değişiklikleri ilk yarıda yapmak için bir hamle yapsa da ikilinin moralini bozmak istemedi herhalde. Arda’nın ise ilk maçta oynamamasının bir hata olduğu açıkça ortaya çıktı.
İlk yarıda 1-0 geriye düşmeyi hak etmedik açıkçası. Arda’nın direkten dönen topunun gol olması adil olurdu. Klasik bir önde yakalanma anında golü yedik. Birkaç dakika önce Hakan Yakın bunun sinyalini vermişti halbuki. Eren’in topu düzgün kontrol edememesine rağmen pozisyonu yaratması düşündürücü. Açıkçası ikinci yarı başlarken pek ümidim yoktu. Sahanın aynı kalacağını düşünüyordum. Suyun çekmesi ve gölcüklerin dağılması topu daha iyi döndürmemizi sağladı.
Bas bas bağıran golün Nihat’ın asistiyle gelmesi de bir hayli ilginçti. En çok katkı beklediğimiz adamın her iki maçta da vasatın altında kalması hayal kırıklığı. Elbette sistem Nihat’a uymuyor ama Villarreal’li oyuncunun bu kadar etkisiz oynamasını anlamakta güçlük çekiyorum.
1-1’den sonra oyun iki tarafa da dönebilirdi. Bizim kontrada 5-2 yakalandığımız pozisyonun gol olmaması mucizeydi. O pozisyon maçı ne kadar kazanmak istediğimizi de gösteriyordu. Böylesine kritik bir maçta 83. dakikada gol için tamamen rakip kaleye gitmek cesaret
işi. Şans cesareti olanlara gülermiş. Arda Turan’ın çok hak ettiği golle İsviçre’yi devirdik. Golden önce Nihat, Emre’yle konuşuyordu: Böyle bitsin bari!
Maç öncesi tüm İsviçre gazeteleri ‘bizim Türkler’ kavramını ön plana çıkarmış. Gökhan İnler, diğer iki vatandaşına göre mükemmel bir futbol ortaya koydu. Genç oyuncunun Fenerbahçe tarafından denendiği Almanya kampını gayet net hatırlıyorum. Bence sorun onun yeteneğinin keşfedilmemesi değil. Gurbetçi oyunculara takınılan tavır. Bir oyuncunun kumaşı öyle ya da böyle az çok ortadadır. Deneme idmanları bizde ne yazık ki fazlasıyla ciddiye alınmıyor.
Gurbet demişken konuyu biraz daha açmak istiyorum. Mehmet Demirkol, kadro açıklandığı gün dahil bu konuyla ilgili defalarca yazdı. İki lejyonerimiz (Yıldıray-Halil) kadro dışı kalması ve İsviçreli Türklerin performansı milli takım seçimlerinde Türkiye’nin dezavantajı olacak.
Not: Ne yazık ki oyunu bırakıp hakeme itiraz alışkanlığından kurtulamıyoruz. Kulübenin de maşallah oyunculardan aşağı kalır yanı yok. Terim’in yan hakeme sürekli birilerini şikâyet etmesi çok komikti.