I believe, sen?

Marşta ne diyor ?demir ağlarla ördük anayurdu dört bir yandan?. Lakin dün statta iki yan örülmüş gibi geldi bana.

Marşta ne diyor ‘demir ağlarla ördük anayurdu dört bir yandan’.
Lakin dün statta iki yan örülmüş gibi geldi bana. Maraton ve Telsim’de dev bayraklarla, pankartlarla güzel bir ambiyans yarattı Fenerbahçeliler. ‘Kimliksiz Migros’a ise üç sarı, üç lacivert bayrak vermişler sanki çocuk kandırır gibi. Hadi diyelim üsttekiler ‘kötü çocuk’, altta oturanları niye kırdınız! Çok komik çekişmeler bunlar hem de çok. GFB’nin ‘arabesk’liğine diğer tribünlerin katılmamasını takdir ettim.
Bir de şu ‘Believe’ olayı var, yazımın başlığı. Maraton altta kartonlarla ‘Believe’ (İnan) yazıyor. Üstte Türk bayrağı, Telsim tribününde ‘Atam İzindeyiz’ pankartı. Diyeti turşuyla bozma bu olsa gerek. Christina Aguilera’ya ağırladık, İngilizce’yi mi çözdük nedir? Özde milliyetçiyiz sözde özentiyiz. İkisi bir potada erimeyen kavramlar bunlar ama burası Türkiye. Bir de bizim takımlara Kiril alfabeli takım çıktığını düşünsenize!
Tarihi bir ilk yarı izledik yalan değil. Arsenal 4’te 3’le oynarken Fenerbahçe 3’te 1’le oynadı. Fenerbahçe’nin bu kadar şuursuz oynadığı bir 45 dakikada bulduğu pozisyon sayısı mantık dışı gibi. Gerçi Silvestre-Song göbeğinin yeteneksizliği ve korkunç ofsayt taktiği biraz nedenlerden. Fenerbahçe’nin göbeğine ne demeli. Edu kariyerinin en kötü performansını sergilerken Lugano Adebayor’u kontrolsüz güç dışında durduramadı.
Aragones iki kanadını açık bırakarak büyük kumarla başlamış maça. Gökhan Gönül’ün bir ara oyun süregelirken durup başı yere doğru nefeslendiğini gördüm, şaka değil. Ayağındaki şişe rağmen elinden geleni yapan Gönül’e Maldonado yardım etmeyince milli futbolcu için kabus gibi bir gece oldu açıkçası. Diğer kanattaki Theo Walcott insan evladı olamaz! Keşke Carlos daha genç olsaydı da kapışmanın bir anlamı olsaydı. Gençlikten bahsetmişken kaleci Almunia ve stoper Silvestre dışındaki ‘Topçular’ın doğum yıl ortalaması 1986. Şaka gibi gelecek ama 9 oyuncunun ortalaması 22!!!
İkinci yarıda gaz bir başlangıç beklerken daha beş dakika dolmadan fark üçe çıktı, futbol gecesi de o an bitti. Arsenal hafiften ‘mercy’ (dayanamadım bir İngilizce kelime de benden!) gösterdi. Futbolda teknik nakavt olmalı galiba hakem kararıyla bitmeli bazı maçlar. Maldonado-Ali Bilgin değişikliğini görmez, Güiza’nın ‘istop’ kabızlığını seyretmezdik. İspanyol golcü bu geceyi asla unutmaz. Semih’in Güiza’nın, Uğur’un kaçırdıkları gol olsa ne değişirdi? Bir şey değişmezdi. Belki 3-8 biten Deportivo-Monaco maçının rekoru tarihe gömülebilirdi. Ne de olsa Türk takımları gol rekorlarını sever.
Bu takımın Şampiyonlar Ligi ayarında olmadığı ligde bile zorlanacağını baştan beri söylüyordum. Yönetimin transfer politikası kesinlikle iflas etmiştir. Geçen sezon A Ligi’ne yükselen takım bir anda nasıl oldu da C Ligi’ne düştü, sorulması gereken bu. Şimdi yapılacak operasyonu bekliyorum. Kesin alakalı-alakasız birilerinin kellesi gidecek. Luis Dede, Celal Bayar hesabı yaş haddinden durumu kurtarabilir benden söylemesi!