Lincoln'ün primini Arda'ya<br> versinler!

Bu maç Fenerbahçeliler için ne ifade ediyorsa Galatasaraylılar için beş katı! Bunu hissetmem için ev sahibi taraftarlarının içtiği (Kutlu Doğum haftasında bir de, cık cık

Bu maç Fenerbahçeliler için ne ifade ediyorsa Galatasaraylılar için beş katı! Bunu hissetmem için ev sahibi taraftarlarının içtiği (Kutlu Doğum haftasında bir de, cık cık. Hakan Şükür kızmasın sonra) ve tezahürat yaptığı mekânlarda olmama gerek yok. Yaklaşık yedi yaşından beri
futbol hafızası olan bendeniz, Galatasaray-Fenerbahçe maçlarının karakteristik özelliklerini bilirim. Sami Yen'de Galatasaray, Fenerbahçe ne kadar üst düzey olursa olsun kazanmaya yakındır. Ben şu söyleme de hep inanmışıdır: Fener favoriyse, Fener kazanır. Galatasaray favoriyse Fener kazanabilir. Maç ortadaysa ya da şanslar ortadaysa Galatasaray kazanabilir. Lakin son yıllarda bu durum Fenerbahçe'nin ultra lehine dönmüş durumda.
Biraz makarayı 19.00'un gerisine sararsak; yaklaşık 40 kişilik Galatasaray taraftar grubuyla bir restorandayım. Herkesin kafasında aynı soru: Lincoln oynamayacak, ne yapacağız? İlginçtir bahsedilen adam kupa maçı hariç herhangi bir derbiyi görmemiş. 'Şöyle olur, böyle olur' görüşlerinden sonra 'anti' loyloylar başlıyor. Bu rekabeti sosyal bir bağlamda değerlendirmek imkânsız. Beş okul bitirmişi de aynı, ilkokul mezunu da. Derbide ayaklar baş da olur, saç kökü de. Tayyip Bey nasıl bir ruh haliyle izliyor acaba: Cevat'ını da al, Nezihi'ni de al, git mi! Son 'su savaşları'ndan sonra Galatasaray taraftarları akıllanmış gibi. Küfür oldu mu (Sami Yen'de değiliz) hemen 'şişttt' sesini duyuyoruz. Galatasaray da benzer bir pankartla sahaya çıkıyor: Burası Sami Yen, burada küfür yok. Melih Gökçek'in Ankaraspor'u olsa, 'Burası Ankara, burada su yok' mu olacaktı!
Maç öncesi Galatasaray'ın yeni marşını dinliyorum. Bu marş mevzuları ne yazık ki hep zayıf. Hayır, Candan Erçetin hocama hiç mi sormadılar?
Galatasaray beklenildiği gibi agresif başlıyor maça. Karambollerin dışında bir tehlike yaratamıyorlar. Ümit Karan'ın şutunda top direkten dönünce basın tribününde aynı hâkim görüş ortaya çıkıyor: Gol geliyor. Gerçeği söylemek gerekiyorsa golün geleceği falan yok. Bir yanda sıkı basan bir takım, diğer yanda ceza sahasının civarına gelince tedirginlik yaratan bir ekip. Tam devre biterken Volkan ve gol kralı Edu, sahneye çıkıyor ve Nonda'ya kariyerinin en rahat golünü attırıyorlar. Gole sevinenler arasında Mehmet Cansun, Faruk Süren ve de Kalli var. Aslan maçı ne kadar kazanmak istiyor, onu siz anlayın.
İkinci yarıda Galatasaray 'Çanakkale geçilmez'le 'Bir gol daha atmalıyım' arası bir oyun ortaya koyuyor. Fenerbahçe kalitesini sahaya yansıtamıyor. Demincek söylemiştim, sahada oynatmayan bir rakip var. Oynatmamak olumsuz anlamda değil ama, yanlış anlaşılmasın. Şampiyonluk yarışında iki maç kalmışken kazanmak için her yol mubah çünkü. Arda Turan (Lincoln'ün parasını da ona versinler) başta olmak üzere komutansız Galatasaray sahada bir mucizeye imza atıyor.
Not: 13. dakikada bir ofsayt pozisyonu oldu, ilginçtir televizyondan olay mahalini inceleyenler arasında Emre Aşık (kiralık da olsa Ankaraspor futbolcusu) da vardı.
Bu ülkede 'Profesyonellik nedir' diye sormaya gerek yok galiba.