Ümit Karan'a haksızlık yapılıyor

Maç öncesi iki takım taraftarları birbirlerine ana avrat küfür ediyor. Bursaspor'un Beşiktaş dışındaki iki büyükle maçları gergin olur ama ortada olağandışı bir durum var. Sonra jeton düşüyor...

Maç öncesi iki takım taraftarları birbirlerine ana avrat küfür ediyor. Bursaspor'un Beşiktaş dışındaki iki büyükle maçları gergin olur ama ortada olağandışı bir durum var. Sonra jeton düşüyor... İlk maçta Bursalılar konuk taraftarların otobüsünü taşlamış, Galatasaraylılar da 'Çekirge Caddesi'ni sıçrayamayacak hale getirmişti! Oradaki husumet buraya taşınmış. Maçın hemen başında Egemen'in Uğur'a attığı tokatla da (karar Bursa kaptanına kırmızı kart olmalıydı) iş çığırından çıkıyor.
Nurtopu gibi 'gerilim'imiz oldu, hayırsız olsun.
Galatasaray bu sezon Ali Sami Yen'de sıkça gördüğümüz gibi Mike Tyson tarzıyla başladı maça! Rakibi ilk rauntta nakavt etmek isteyen ev sahibi var gücüyle Timsahlara yüklendi. Bu kısmen şuurlu, kısmen şuursuz baskıdan net bir tehlike çıkmazken Galatasaray'ın yeni silahı duran toplar da pek bir işlevsel değildi. Sonra sahneye Ali G değil İsmail
G çıktı! Herkesi 'güldüren' bir ıskayla Nonda'yı gol pozisyonuna soktu. Kongolu da affetmedi. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Afrika Uluslar Kupası'nda mücadele etmemesi önemli bir şans...
İlk yarıda göze çarpan bir durum Galatasaray'ın öne geçtikten sonra inişe geçmesiydi. Aslan oyun kurmakta bir hayli zorlanırken kontrol Bursaspor'a geçti. Ancak konuk ekibin şişirme taktiğinin Galatasaray'ı pek zorladığı söylenemez. Bunda ligin en iyi orta sahalarından Velice Sumulikoski'nin olmamasının da rolü büyüktü. Bir rivayete göre Makedon oyuncunun Çek sevgilisi İngiltere'de okuyacakmış. Sumulikoski de o yüzden Ada'ya gitmek istiyormuş. Küreselleşme budur arkadaş!
İkinci yarı için söylenecek fazla bir şey yok aslında. İki takımın da futbolu sıkıcılıktan öteye gidemedi. Bursaspor'un hali ortada olabilir ama Galatasaray'ın hayal kırıklığı yarattığını söylemek lazım. Oyuna ağırlığını koyması gereken Arda Turan'ın performansı yine kendi gibi yerlerde sürünüyordu. Futbolcunun kötü günleri olabilir elbette ama alışkanlık kötüdür. Geleceğin yıldız adayı olarak gördüğüm genç oyuncuya ufaktan bir çınlatayım.
Nonda'nın her topu indirip diğer kaleye taşıması beklenirken yaş itibarıyla Kongolu'nun bunu yapması bir hayli zordu. Nonda'nın partneri
Hakan Şükür'ün neden oyunda kaldığını bir kez daha anlamakta güçlük çektim. Herhangi bir açıklamanın da beni tatmin edeceğini sanmıyorum. Eğer ileri ikilide koltuklara dönüşümlü oturuluyorsa Ümit Karan niçin hep ayakta kalıyor? İyiden iyiye artık Karan'ın sistemin çarklarında sıkıştırıldığına inanıyorum. 'Nedir bu Hakan Şükür düşmanlığı?' çığırtkanlarına da hemen cevap vereyim. Ortaya koyulan performanslara göre Ümit Karan'ın da Hakan Şükür kadar kötü oynama 'hak'kı var. Yılların klişesiyle 'Ümit, Galatasaray'ın evladı değil midir?'.
Not: O kendini düzeltmeye niyetli değil ama ben yine yazayım. Barış Özbek sürekli vurulma taklidi yaparak performansına gölge düşürüyor. Arif Erdem'i yeni yeni unutmaya başlamışken...