Damak

Geçen hafta 'Türkiye sahibini ısıran bir köpektir' yazmıştım. Bu hafta sahip de benim, köpek de. Isırdım kendi kolumu, tuzlu derimi kemiriyorum...

Peter Handke, Bir Yazarın Öğleden Sonrası kitabında, yazar olduğunu, yazamadığında anladığını yazıyor. Ya da ona benzer bir şeyler. Benim anladığım oydu en azından, anlamak istediğim belki de. Ne haftalardır bu gazeteye yazdığım Kalamar hikâyesini tamamlayacak istek var içimde ne de kavgadan kaçacak yürek. O yüzden elimden geleni yapmaya gayret edeceğim şimdi izninizle. Ki benim yazar olduğum bilgisi de muallak zaten, memleketin en tirajlı gazeteleri ismim geçtiğinde Oyuncu/Sunucu falan yazar genelde adımın altına, oysa benim ömrüm yazmakla, yazdığımı sunmakla, en fenası da bazen yazdığımı oynamakla geçiyor. Kafamın içindeki bol kazalı rallinin ve ruhumdaki karanlığın sebeplerini kabaca biliyor yakınlarım. Uzaklarımdan da anlayış diliyorum bu hafta. Başka türlüsü elimden gelmiyor. Sevgili Lisa Şerminelli sağ olsun, az önce bir mesaj atarak biraz olsun güldürdü yüzümü. Tam gazeteyi arayıp beni affedin bu hafta demeyi düşünürken oturdum bu yazının başına.
Geçen hafta Alaattin Eraslan’a bu köşeden veda ederken “Türkiye, sahibini ısıran bir köpektir. Alaattin’i de ısırdı, parçalara ayırdı ve yuttu” yazmıştım. Bu hafta sahip de benim, köpek de. Isırdım kendi kolumu, tuzlu derimi kemiriyorum, hafızamda tüm geçmişimi parçalara ayırıyorum, Türkiye’yim ben bu hafta, yutacağım kendimi, yutamıyorum. Yok olmak zor iş. Yiyip bitirsen de kendini, dişler damağı ısıramıyor, insanın birazı, hep tabakta kalıyor. Ne zaman aşk acısı yaşasam ya da bir şeylere kafayı gereğinden fazla taksam, boş versene, geçer bunlar derdi dostlar, allah gerçek dertler vermesin. Bu cümleden ders çıkarmak için dindar olmak gerekmiyor. Bunu şimdi daha da iyi anlıyorum. Allah, cümle içinde, dinler ötesi bir kelime çoğu zaman. Allahsız insan az bu dünyada ama allahsız dil yok.
Gerçek dertler... Tuhaf bir laf, belki biraz küçümseyici, adeta dertler arası hiyerarşi yaratan, ayrımcı ve üstten bir laf sanki. Ancak insan yaşayınca anlıyor, dertler var, bir de gerçek dertler. İnsan ancak gerçek dertlerle öğreniyor. Konu dertlerse, ayrımcılıkta hiç zarar yok. Küçük dertler darılmasın, sokaklara çıkıp haklarını aramasın, hiç öyle ötekileştirilme edebiyatına falan girmesin. Asla makbulü olmaz faşizmin ama dertler arası ayrımcılık, pozitif faşizm gibi sanki. İnsan ancak yaşayınca anlıyor, küçük dertler sadece şımartıyor insanı, gerçek dertler büyütüyor.
Herkes için farklı tabii bu durumlar. Öyle olması da doğal. Kiminin küçük derdi, öbürünün cehennemi, ya öyle ya da tersi. Kimine göre ölümdür gerçek dert, kimine göre yaşam. Nasıl ayırt edeceğiz küçüğü büyükten diye dert etmeyin boşuna, başına gelince anlıyor insan. Siz siz olun, küçük dertlerin şımartan aromasından uzak durun. Sevdiklerinize sahip çıkın, sevmek büyütür insanı, gerçek dertlerle boğuşurken, sevdikleriniz kadar varsınız, sevemedikleriniz sizin kaybınız. Hafta sonu becerebilirsem adaya gideceğim. Kim bilir, belki de aynı şiirdeki gibi şehre bir film gelir, bir güzel orman olur yazılarda ve adada başlayan Kalamar hikâyesi, adada biter haftaya.
Neyse ki yok olmak zor, insanın birazı hep kalıyor tabakta, yeter ki insan açgözlülük etmesin. Güneşli bir hafta sonu diliyorum. Allah kimseye gerçek dertler vermesin.

YAZARIN DİĞER YAZILARI