Kalamar

Birden büyük bir gümbürtü koptu, kale tarafından, yerimizden fırladık. Arkasından bir çığlık. Genç bir kadın sesi.

Komşunun bahçesindeki meşe beş yaşındaydı daha, bizim ceviz fidandı, oğlum doğmamıştı henüz, nüfusta bekârdım, kalbimde bakir, karımla Eczacı Refik’in evindeki ilk karşılaşmamıza birkaç yıl vardı daha, yolda görse tanımazdı karım beni, oysa ben onu görsem, yine unutamazdım...

Balık halinde ressam bir arkadaşla oturuyorduk, iri kalamar getirecekti Nusret Kaptan, ucuza verecekti, konuşmuştuk, anlaşmıştık, bir şişe de şarap almıştık, kaptanın dolabına atmıştık, tekneyi bekliyorduk. Ben bir çay söyledim, arkadaş durmadan madensuyu içiyor, önce resimlerini alan zenginlerden şikâyet ediyor, sonra da almayan zenginlere küfrediyordu, arada bir boğazı kurbağa gibi şişiyor, yüzü şekilden şekle giriyordu. Birden büyük bir gümbürtü koptu, kale tarafından, yerimizden fırladık. Arkasından bir çığlık. Genç bir kadın sesi. Kaleye doğru koşmaya başladık, meydana vardığımda, çay fincanını hâlâ sımsıkı elimde tuttuğumu fark ettim. Belli ki bir felaket tablosunun içine sürükleniyorduk, az sonra yabancı bir acının yerlisi olacaktık, elimde çay bardağıyla olay yerine varmak uygunsuz geldi bana, felaket tablosundaki yerimi aldığımda ellerim boş olsun istedim, yavaşladım, bardağı bir ağacın dibine bıraktım, ressam arkadaş farkı açtı, yirmi metre kadar önümde koşuyor ve birden uzaktaki duvarın arkasından bir oğlan fırladı, taş çatlasa 15 yaşında, elinde bir tabanca, dört beş el ateş etti gelişigüzel, ressam arkadaş yere yığıldı, bir yandan can çekişiyor, bir yandan küfrediyor, avazı çıktığı kadar bağırıyor, ben bir elektrik dolabının arkasına saklandım, elim ayağım titriyor, oğlan sokağı döndü, gözden kayboldu. Korka korka arkadaşın yanına vardım, sürükleyerek yol kenarına çektim, yarasına baktım, ufak bir sıyrık, mühim bir şey yok ama hastaneye gitmek gerek. İlk patlamadan sonraki kadın çığlığını bir kez daha duyduk, kafamı kaldırıp baktım, içimde tarifsiz bir istek doğdu kadına doğru yürümek için, arkadaşı öylece bıraktım, yürümeye başladım, zenginlerden ve oğlandan sonra sıra bende, ana avrat küfrediyor arkamdan ressam arkadaş. Aldırmadım, hızlanan adımlarla sese doğru yaklaştım, köşeyi döndüm, gözlerim büyüdü, olduğum yerde donakaldım. Yerde yarı çıplak yatıyor, gencecik, dünyalar güzeli bir kadın, can çekişiyor.

Arkadaşla kadını aynı ambulansa koyduk, hastaneye vardık. Arkadaşa pansuman yaptılar, odadan çıktım, kadını arıyorum. Nusret Kaptan nefes nefese girdi Acil’in kapısından, elinde bir ıslak torba, göz göze geldik, “İyi misiniz abi” dedi. “İyiyiz” dedim. “Sağ olun abim” dedi, anlamadım, “Ne için Nusret Kaptan” dedim, “Hanımı getirmişsiniz abi, halden çocuklar söyledi.” Şaşırdım kaldım, “Yapma yaa, eşin miydi Nusret Kaptan, geçmiş olsun” O sırada bir doktor geldi yanımıza, Nusret Kaptan’ı tanıyor. Kadının durumunu anlattı, kadın iyi, yaşayacak, en az iki hafta hastanede kalacak. On beş dakikaya odaya alacaklar, Nusret karısını anca o zaman görebilecek.

Hastanenin bahçesine çıktık Nusret’le, birer sigara yaktık, gözüm ıslak torbada, Nusret anlattı, ben dinledim. Üçüncü kez oluyormuş bu, Nusret’in ilk karısından olan oğlu, tek çocuğu, anası denizde boğulmuş, Nusret de bu genç kızla evlenmiş, üçtür Nusret’in tabancasını yürütüp ateş ediyor kızcağıza, istemiyor evde, anasının üstüne gül kokladığı için Nusret’in de suratına bakmıyor. Baba demeyi kesmiş, evde her gün kıyamet. Konuşmuş Nusret, yalvarmış, dövmüş, dizlerine kapanıp ağlamış, ne yapsa olmamış, oğlan sindiremiyor, takmış kafaya, öldürecek üvey anneyi. “Nerede şimdi çocuk” dedim. “Kayıp abi” dedi, “Jandarma arıyor, soba borusunda epey bir para vardı, onu da bulmuş, ne varsa almış, yok ortada hergele...”

Devamı haftaya

YAZARIN DİĞER YAZILARI