Kalamar (3)

'Dostlar seçilen ailedir' derdi başka bir eski arkadaş. Bu laf geldi o an aklıma ve düşündüm, ailenin her türlüsü Ortadoğu'ya benziyor, yalnızlık Batı icadı.

İki jandarma eri verandaya kadar vardılar, ben kıpırdamadan duruyorum pencerenin önünde, şimdi çalacaklar kapıyı, soracaklar. Belki de birileri gördü oğlanı benim eve girerken, ne diyeceğim, ne halt edeceğim, belli değil. Gözümü seslere diktim, mum gibi bekliyorum vurulacak kapıyı, vurdular sonunda. Jandarmanın cipi bahçe kapısının önünde çalışır vaziyette, içinde biri daha var, hayal meyal görüyorum, ya Nusret’se diye korkuyorum, jandarma polis umurumda değil, Nusret Kaptan’a nasıl izah edilecek durum, kara kara onu düşünüyorum. Farların ışığı üzüm bağını yalayıp evin duvarlarına vuruyor. Kapıya doğru yürüdüm, hiç düşünme dedim kendime, aç kapıyı, bak suratlarına, sonra ne olacaksa olsun. Ben kapıyı açtığım anda cereyan yaptı, mutfak kapısı çarptı. Anladım ki mutfaktan kaçtı oğlan, kapıyı açık bıraktı.
İki tane tıfıl herif, biri esniyordu kapıyı açtığımda, beni görünce ağzını kapattı, öbürü açıklanamaz bir şekilde Angela Merkel’e benziyor. Ben gülümsedim, Merkel kepini çıkarttı, elini bana uzattı, sanki ben de birine benziyormuşum gibi yüzüme baktı, tokalaştık.

- Hayırlı sabahlar abi, rahatsız ettik kusura bakma, sizin arkadaş, epey bir alkol almış kendisi, duman etti çarşıyı, köylünün anasına bacısına küfür etmiş, meyhaneci Yusuf’la dövüşmüşler, evine götürelim dedik, yolda sızdı, nerede oturur onu da bilmiyoruz, bir yardımcı olabilirseniz...

Durum anlaşıldı. Cipin içindeki Nusret Kaptan değil, benim ressam arkadaş... ‘Dostlar seçilen ailedir’ derdi başka bir eski arkadaş. Bu laf geldi o an aklıma ve düşündüm, ailenin her türlüsü Ortadoğu’ya benziyor, yalnızlık Batı icadı.

Jandarma erleriyle birlikte cipe kadar yürüdüm, arkadaşı ayılttık, beni görünce gözlerinin içi güldü, gel bende kal dedim, anlaşılmaz sesler çıkarttı, kafasını tecrübeli bir pilotun uçağı piste indirmesindeki ustalıkla cama yerleştirdi ve sızdı. Ben arkaya yanına geçtim, erler yerlerini aldılar ve gün ağarırken ressam arkadaşın evinin yolunu tuttuk, ben tarif ettim, Merkel arabayı kullandı, öbür er ve benim arkadaş eve kadar uyudu. Bir ara radyo dinledik, karşı kıyı Midilli, Yunanca şarkılar eşliğinde eve vardık, horozlar ötüyordu. Merkel bir sigara yaktı, yaralı ressam ayıldı, yatağına yatırana kadar son gücüyle bağıra bağıra horozların taklidini yaptı.

Erler beni eve geri getirdiler, binlerce kez teşekkür ettiler, birer bardak su içtiler, sonra da çekip gittiler. Uykum yok, cin gibiyim, baktım masanın üstünde şarabın dibi duruyor, biraz peynir kestim, şarabı da aldım verandaya çıktım, bağda, zeytinlikte, her yerde gözüm Nusret’in oğlunu arıyor, yok. Ortalık aydınlanırken, kafamda türlü düşünce, güneş yükseldikçe ben alçaldım, olmayacak şeyler getirdim aklıma, Nusret’in karısının yerde kanlar içinde yarı çıplak yatan hali, belinin kıvrımları, incecik ayak bilekleri, yalvaran çaresiz gözleri. Yabani ve müstehcen zevkler peşinde, şehirli bir utancın esaretinde, yavaş yavaş uyuyakaldım...

Devamı haftaya

Not: Uzadıkça uzadı bu mesele, haftaya bitirebilmek umuduyla, herkese iyi hafta sonları diliyorum ve müstehcen rüyalar...

YAZARIN DİĞER YAZILARI