Mektup

Bugün bu gazete bana bu köşeyi veriyorsa, meslek sahibi bir adamsam ben bugün ve babamın da kafası rahatsa sonunda, sebebi sensin.

İzninizle ben bu hafta bir mektup yazacağım. 20 senedir yazılmayı bekleyen bir mektup...

Âşık liseli kızlar gibi oturdum yanında o gece. Koltukta üç kişiydik, ortada sen, iki yanında iki genç kız. Solundaki güzeldi, sağındaki sakallı. Bütün gece gıkımı çıkartamadım. Sehpadaki peynirlere bile uzanamadım. Her hareketim battı bana, ne yapsam fazla geldi. Âşıklar neden utanır, ben o gece anladım...

İlk yıllar

15-16 yaşlarındayım. Lise yılları. Okul zindan, okumak ziyan, babam sokağa atıyor paraları. Sıranın üstünde matematik fen, altında ‘Ayna Merdiven’, durmadan seni okuyorum, ergen osuruğu gibi şiirler yazıyorum, her sigarada öksürüyorum, kendimi şair sanıyorum. Bir arkadaşım var, gitar çalıyor, konsere kafasında motor kaskıyla çıkıyor, çok havalı, çok yükseğiz, mektebin artiz mektebiyiz. Ona okuttum şiirleri, okudu kaldırdı kafasını, kaşımdan kan akıyormuş gibi baktı suratıma, oğlum dedi, kötü anlatan iyi fıkrayı nasıl piç ederse, sen de Ferhan’ı okuyup okuyup almışsın kalemi eline, aynı öyle piç etmişsin. Biz sana Ferhan derdik, haddimize düşmezdi belki ama gençtik. Hızla çektim defteri arkadaşın elinden, döndüm koşmaya başladım, arkamdan güldü bağırdı, hop birader, tostun kaldı. Bahçeye çıktım, futbol sahasına kadar koştum, tribünlerin arkasına vardım, kimseler göremezdi, duyamazdı artık beni, manyak gibi bağırdım, avazım çıktığı kadar. Sonra çöktüm duvarın dibine, bir sigara yaktım, defterin ilk sayfasını açtım ve sol üst köşeye, aynı şimdi yazacağım biçimde şu cümleyi yazdım; Bu defterin sahibi Ferhan ŞensOYA’dır...

Sonra

20-21 yaşlarındayım. Konservatuvar yılları. Okul bayram yeri artık, okumak hediye, babam merakla bekliyor, benden bir halt olacak mı diye. Birinci sigarası içiyorum öksürmeden, İkinci Richard oynuyorum istemeden. Kafamda kendi tiyatrom var, okul bitsin kuracağım, yazacağım yöneteceğim, ben de senin gibi olacağım. Yine bir arkadaşım var, öbüründen iyi olmasın, istiyorum ki ben yazayım, Ali de çıksın oynasın. Yazdıklarım senin izlerini taşıyor hâlâ ama kopuşlar da başlıyor yavaştan. Savaşa giden askerleri taşıyan bir gemi ayrılıyor sanki limandan...

Şimdi

36 yaşındayım. O tribünün arkasında attığım çığlıkların üstünden 20 yıl geçti. Ne zaman alçak bir sabah sigarası boğazımı yaksa, o gün gelir hâlâ aklıma. Okullar bitti, o tiyatrolar kuruldu, o oyunlar yazıldı, ben durmadan yönettim, sağ olsun arkadaşlar canla başla oynadı, bazen içten, bazen sahte, her tür alkış alındı. Tek bir seyirciye oynamak adama ne yapar onu da gördüm, kapalı gişe oynamak ne yapmaz, onu da... Yazdıklarımda senin izin çok derinlerde artık, söylemesem pek anlamaz kimse, açık denizde bir yelkenli direğinin tepesine ne kadar uzaksa maden ocağındaki işçi, o kadar uzak işte. Ama ben hâlâ, elime kalemi her aldığımda, o madene iniyorum ve ne yazarsam yazayım, senin dizinin dibinde yazıyorum. Bugün bu gazete bana bu köşeyi veriyorsa, meslek sahibi bir adamsam ben bugün ve babamın da kafası rahatsa sonunda, sebebi sensin. Teşekkür ederim.

YAZARIN DİĞER YAZILARI