Şüphe (1)

Şişman ve sık saçlı memur sigarasını attı yere ve Emine'nin peşinden koşmaya başladı. Ömründe ilk kez, bir başka insanın zihninde, şüphe yarattı Emine...

Sıradan bir günün sonunda, olağanüstü bir gecenin iki kolunu göğsünde birleştirmiş, yüzünde tebessümle beni beklediğini bilmiyordum. Bilemezdim. Akşam saatleriydi. Hava kararmak üzereydi. Yaz yakındı. Sabah uzak. Her tür beklentinin hayatı nasıl altüst ettiğini ve insan zihninde ‘şüphe’yi yaratanın da bazen gün gibi ortada, bazen derinlerde gizlenmiş bir beklenti olduğunu düşünerek ve arada bir evden çıkmadan cebime doldurduğum fıstıklardan ağzıma atarak, elimde torbam yürüyordum. Salondaki büyük koltuğun kenar yastığı dikişlerinden sökülmüş, içinden tüyler taşıp duruyordu ve bu, hem de en uygunsuz zamanlarda şüpheli durumlar yaratıyordu. Örneğin kapı çalıyor, ben açmak için koltuktan kalkıyorum, kalkışım esnasında kenar yastığı üzerinde hafif bir baskı yaratmam yetiyor ve kapıyı açıp misafirimle salona döndüğümde tüyler havada uçuşuyor. Ya dolapta birini gizliyorum ya da evde kendi kendine yastık savaşı çıkaran bir manyağım gibi durumlar oluşuyor. Bu yüzden haftalar sonra, sonunda yastığı bir torbaya koymuş, terziye götürüyordum. Akşam vakti, hava domuzuna güzeldi, entariler kısa, salına salına yürüyordum. Birden aydınlanmaya başladı ortalık. Önce, ilgi çekmeye çalışan birkaç ergen bulutun işi sandım, değil. Sabah oluyordu. Güneş doğuyordu tepelerin üstünden. Hiç beklemedikleri anda birden aydınlanan binaların yüzeyleri, duştan çıkıp bornozunu giymeden küçük kızına yakalanmış babalar gibi şaşkındı, telaşlıydı, hazırlıksızdı. Ben de öyle, torbamda yastık, ağzımda fıstık, aval aval bakıyordum gökyüzüne. Çevremdeki herkes bir anlam vermeye çalışıyordu olanlara. Güneş hızla yükseliyor, hava ısınıyor, sabah kuşları ötüyordu. Her gün erken saatte karısının yaptığı sıcak poğaçaları arabasına yerleştirip sokakları gezen Topal Mustafa şaşkındı, kahveden çıktı, kaldırıp başını gökyüzüne baktı benim gibi ve seke seke eve koştu hemen, televizyonun karşısına kurulmuş dizisini bekleyen karısına seslendi kapı önünde ayakkabılarını çıkarırken, “Kalk Emine, fırını yak, sabah oluyor”. Emine fırladı koltuktan, kapı önüne gitti, Topal Mustafa’yla göz göze geldiler. Emine boş boş baktı Mustafa’nın suratına, Mustafa bağırdı; “Ne bakıyorsun kız, koş fırını yak, duymadın mı dediğimi?” Emine, Mustafa’nın yanından geçti, neredeyse hiç ışık almayan evlerinden çıktı, sokağa attı kendini, gökyüzüne baktı ve öylece kalakaldı. Komşusu Mesude, ikinci kattaki pencereden Emine’ye seslendi: “Deprem olacak” Emine sese döndü, Mesude’yle göz göze geldiler, ‘Hacı Anne dedi Emine, kesin deprem olacak, evde durmayın diyor, ablam çocukları giydiriyor, çıkıyoruz biz, parka gideceğiz, siz de gelin, kocan nerede?” Emine, 28 yaşındaydı. Ne güzel, ne çirkindi ve bunun farkındaydı. Topal Mustafa kısırdı ve bu yüzden en çok ATV’nin dizilerini seviyordu Emine, nedense dizi değil, kanal seçiyordu ve her sabah Mustafa’yı yolcu edip, akşama kadar patik örüyordu. Geçinmek zordu poğaçayla, zaten ayın on günü hastaydı Mustafa, patikler suyu, gazı ödüyordu, mahallenin en şık bebekleri Emine’den giyiniyordu. Koşmaya başladı Emine birden. Mesude arkasından baktı, bağırdı. Emine köşeyi dönmüştü bile, ayağında ev patikleri, kalbinde tarifsiz bir heyecan, üst yola çıktı, çay bahçelerini geçti, karakola kadar koştu. Önlerinden hızla geçen Emine’yi gören iki polis memuru önce birbirlerine baktılar, sonra Emine’nin geldiği yöne, kovalayan eden yoktu Emine’yi ama şüpheli bir durum vardı ortada. Memurlardan sıska ve sık saçlı olan pek umursamadı ama şişman ve sık saçlı olan kayıtsız kalamadı, sigarasını attı yere ve Emine’nin peşinden koşmaya başladı. Ömründe ilk kez, bir başka insanın zihninde, şüphe yarattı Emine. Şişman memur, nefes nefese koşuyordu Emine’nin peşinden, gözlerinde görev aşkı ve kalbinde gizli bir beklentiyle... Devamı haftaya.

YAZARIN DİĞER YAZILARI