Barışı cellatlarınızdan beklemeyin

ABD, İsrail ve Türkiye, halklarının istediği barışa karşı savaşarak hangi barışı istiyorlar?

Ailecek sofradasınız, bir mermi giriveriyor duvardan, boynunuza saplanıyor. Ölümün ıslığıyla sonlanan bu yemek, belki de son yemeğiniz.

32 yaşındaki inşaat işçisi Ahmet Özer, Urfa Ceylanpınar’daki evinde sözde dahil olmadığı bir savaşın kıyısında, üç çocuğu ve karısıyla oturduğu sofrada böyle vuruldu pazartesi. Salı yoğun bakımdaydı, durumu ağırdı…

Yine Ceylanpınar’da, Suriye Haseke’ye bağlı Ra’sulayn’daki çatışmalardan seken mermiler, okul servisine yağdı.

Neyse ki içinde öğrenciler yoktu.

Aynı gün, İskenderun Körfezi’nden giriş yapmış Patriot’ların seyri sürerken, Türk askerine de nihayet yerli malı nükleer, biyolojik ve kimyasal tehdit altında kullanacağı elbiselerinin hazır olduğu müjdesi veriliyordu. Ç’si 40 yıldır ev ve endüstriyel mutfak alanından ihtisaslı ÇAN Ortak Grubu’nun, kısacası NBC askeri kıyafetlerin ihale sürecine dair şaibeleri es geçiliyordu elbet.

NBC askeri elbiseler işi kârlı bir işmiş hayli. Dünyada bu işte bir numara, en gelişmiş aktif karbon teknolojisini kullanan, Irak işgalinde Amerikan askerlerini de giydirmiş OWR Blucher firması. Firmanın Hitler’in Kimyasal Savunma Komutanı’nın torununa ait olması manidar. Barış Savaşları’nın hız kesmediği günümüzde yolumuzun 2. Dünya Savaşı’na çıkması da öyle.

‘Taşlar’ isimli makalesinde “Avrupa Yahudilere olan ve henüz ödemeye başlamadığı borcunu başka bir masum halka ödetiyor, Filistinlilere. Üçüncü kişiler kaytarırken, her ölüm yaşayanları çağırıyor Filistin’de” diye yazıyordu Deleuze.

Sosyalist Yeniden Kuruluş’un davetiyle Hatay ve Ankara ziyaretleri sonrası İstanbul’a da uğrayan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FKHC) Merkez Komite üyesi Leyla Halid, Filistin ve Suriye’de neler olduğunu anlatırken, yaşayanları özgürlüğe çağırıyordu ABD ve İsrail’in altını kalın kalın çizerek. “İşgal dünyadaki en derin terörizmdir” diyor, doğanın değişmeyen kuralını hatırlatıyordu; işgal varsa direniş vardı. Ve insanlık tarihinde bunun simgesi Spartaküs’tü.

Engels’e yazdığı 27 Şubat 1861 tarihli mektupta Marx, Spartaküs’ten soylu bir zat, efendi –köle diyalektiği ufkunu aşan bir şahsiyet olarak söz eder. (Bülent Diken/İsyan, Devrim, Eleştiri / Metis). Günümüzde bu hatırlatmanın önemi büyük olmalı. Ki Halid’in de belirttiği gibi en iyi öğretmen halkların özgürlük tarihi. Bir örnek vermek gerekirse Filistin Haçlılar’ı ve Osmanlı’yı direnişle nasıl uzaklaştırdıysa topraklarından, Siyonistler de aynı şekilde, direniş sürdükçe gidecektiler.
Arap rejimleri ve ABD ile işbirliği içindekilere bu sebeple “Halkların sabrını daha fazla sınamayın” diyordu Halid. Keza Tahrir Meydanı hâlâ ayaktaydı. Tunus’ta halk demokrasi talep etmeye devam ediyordu, Yemen hala sokakta reform istiyordu. Demokrasinin sadece adını bilenlere cevaptı varlıkları.

Peki, ABD, İsrail ve Türkiye, halklarının istediği barışa karşı savaşarak hangi barışı istiyorlardı? Kendi rejimlerini halklar tayin etmeliydi, barışı cellatlarından beklememeliydiler. Her ülke için geçerli bu durum Suriye için de geçerliydi Halid için. Türkiye Patriot’ları karşısına diktikçe ve de, devam edecekti Suriye direnişe.

Afganistan ve Irak’ta yorulmuş Amerika’nın ‘Ilımlı İslam’ başlığıyla Türkiye’ye gözünü dikmesine dair, gözümüzü açmalıydık biz de. İslamı yaymak istiyorlarsa şayet, ihtiyaç yoktu, Muhammed yeterince yaymıştı Halid’e göre. İslam gerici bir din miydi ki bir de ılımlısı gereksindi?

Davutoğlu’nun Gazze ziyaretine de değindi konuşmasında Halid. “Çocuklarımızın kopan bacakları üzerinde fotoğraf çektiler, İsrail’in verdiği üç saatlik ziyaret süresi bitince de gittiler. Gazze saldırısında çocuklarımızı korumaya bir silah parçası bile göndermeyenler, bütün silahları Suriye’ye karşı toplayabildiler” dedi. Mavi Marmara’daki dokuz ölümün ardından özür bile dilenmediğini hatırlatarak, hâlâ Türkiye’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gitmesini beklediklerini söyledi.

Deleuze’ün ‘Taşlar’ına geri dönersek, makale şöyle bitiyordu: “Filistinliler İsrail’in tinine geçtiler ve bu tini her gün burgulayan, delen, yarıp açan bir şey gibi işliyorlar.”