Bento'nun kayıp defteri...

Berger yeni kitabında Spinoza gözünden bakıyor dünyanın fena ve de mükemmel taraflarına...

Dünyanın ahvali beterleştikçe insanlık bedbin halden nikbin hale geçmeye can atıyor. Can atan insanlığı kurtarmak için mutlu mesut olmanın 100 yolu, ben beni nasıl severim, sırrı nasıl bulabilirim, nasıl huzur bulabilirim yarabbim vb. kişisel gelişim kitapları gırla basılıyor, hızla okunuyor. Hızla okunamayan kitaplar dünyasında ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz’ diyen çağdaş filozoflar da, içlerinden önemli bir tanesi Anthony Negri’nin tarifiyle ‘çağının anomalisi’ 17. yy. filozofu Spinoza’yı, bir yüzyıl sonra heyecanla keşfeden Alman romantikleri misali, evrensel ‘romantikler’ olarak günümüz düşünce dünyasına taşıyorlar. Uzun zamandır… Ulus Baker’in yorumuyla “Şefkati analığa, burjuva aile değerlerine yükleyip yok eden bir dönem, Spinoza felsefesini unutturdu. Şimdi yeniden aramaya bu yüzden bayılıyoruz.”
* * *
Son olarak John Berger, yeni kitabı ‘Bento’s Sketchbook’ta Spinoza gözünü açıyor dünyaya. Biz Istancool Festivali’nin konuklarından Tilda Swinton ile ‘Aman da ne cool kadın’ şeklinde bir alaka içindeyken, Swinton memlekete gelmeden üç gün önce John Berger’la Londra Southbank Center’da kitaptan pasajlar okuyordu. Kitabın henüz ne İngilizcesi, ne Türkçesi var buralarda. Metis’ten çevrileceği haberini aldım, beklemedeyim.
İçinden Spinoza geçen okuduğum son kitap, Michael Hardt ile Antonio Negri’nin ‘Ortak Zenginlik’iydi (2009). İkili, insanlığı bir olmaya, fikirlerin fikirlere değdiği ortak alanı kavramaya, yoksullara acıyıp üzüntüye kapılarak güçlerini azaltmak yerine anlamaya, onlara yakından bakmaya çağırıyordu. Spinoza’nın kayıp olduğu varsayılan karalama defterini John Berger’ın bulacağı, aynı tarihte Metis’ten çıkan bir ‘Hayata Tutunma ve Direnişe Dair Notlar’ kitabı, ‘Kıymetini Bil Her Şeyin’den belliydi sanki. Bir dostunun hediye ettiği not defterini “Bu Bento’nun defteri” diyerek alan Berger, bir zamanlar Spinoza’nın yaptığı gibi desenlerle, fikirlerle, şiirlerle dolduruyor ‘boşluğu’. Spinoza’nın kayıp defterini bulmuş da okuyormuş gibi, Spinoza olmuş da yazıp çiziyormuş gibi…
Dünyanın günümüzde içinde bulunduğu krizi bedenin ve ruhun birbirlerinden bunca ayrılmasına bağlıyor Berger. Ve ikisini bunca birleştirebilmiş Spinoza’nın bir nevi deva olabileceğini düşünüyor. Çok idealize etmeden, çok da basitleştirmeden Kuzey Afrika örneğini veriyor. “Tunus ve Mısır’da olanlar materyalizmle alakalı olduğu kadar, o maddi sıkıntıların üzerinde büyük bir ruh birliği var” diyor.
* * *
Tanrı’yı fazlasıyla tanırların da, tanrıtanımazların da buluştuğu bir isim olarak Spinoza, bu yönüyle de birleştirici bir filozof sanki. John Berger için pek çok insanın çözemediği din ile materyalizmin ayrı gayrılıkları sorunu, böyle bir düalite olmadığını gösteren Spinoza’da çözülmüş durumda. Berger’ın kitap sebebiyle The Guardian’a verdiği söyleşideki “14 yaşımdan beri bir tarafımda Marksist bakış açısını kapsayan materyalizm varsa diğerinde de sır vardı, siz isterseniz din diyebilirsiniz” açıklaması, din denince tüyleri diken diken olan solun kulak vermesi gereken bir açıklama sanırım. Marks, Spinoza’ya bu kadar kıymet verirken, Marks’a kıymet verip Spinoza’yı bir kenara koymak olmuyor.
“Fikirlerin birbirinden farklı kuvvetleri olduklarını anlarsanız Spinoza’cısınız demektir” diyor Ulus Baker, “Spinoza o kadar günlük hayat içindedir ki, onu okuyup anlayamadım demek, insanın düşünme gücünün ne kadar örselendiğini dışa vuracak kadar büyük bir tehlikedir” diyor. Çünkü Spinoza’nın resmettiği, hayatın geometrisi. Berger da o geometrinin içinde ve peşinde. Bize yine dünyaya, öncelikle kendimizin yapıp edebilme gücüne, iyilik ve kötülük dediklerimizle birlikte, iyice bir bakmak kalıyor sanırım geriye, ileriye...

.