Bizde hümanizm birazcık daha farklı

Müge Anlı gibilerinin insan sevgisinden korkuyorum ben...

Körler sağırlar birbirini ağırladı. Reyting ırkından Müge Anlı, Van depremi günahını kanaldaşı, arkadaşı, izdivaç programcısı Esra Erol’un şovunda çıkardı. Canlı yayına canla başla, başı ekranın köşesine kondurulmak suretiyle bağlandı. “Ben memleketimin her karış toprağını üzerinde yaşayan vatandaşlarıyla birlikte çok seviyorum” dedi. “Ne kadar vatansever olduğunu yakın arkadaşın olarak ben biliyorum” dedi öteki. Berikine yetmedi; “Ben memleket sevdalısı bir insanım” diye tekrar etti. Esra Erol arkadaşı “Sen ve ben Türkiye’nin, hatta dünyanın dört bir tarafından her dilden, dinden, mezhepten insanları ağırlayan insanlarız, bizde hümanizm, insan sevgisi birazcık daha farklı. Programımıza gelen kim olursa olsun başımızın tacı” deyince, “Zaten insan sevgisi taşımayan kişilerin bu programları yapması mümkün değil” dedi son olarak Müge Anlı.
İşte ben, bu insan sevgisinden, göçük altında azıcık nefesini hayata saklamaya çalışan çocukları bırakıp onların taş atan elleriyle uğraşan, o ellerin kırılmasını Allah’ından, aynı kefeye koyduğu devletinden, aynı kefeye koyduğu kendisinden dileyen, biçim biçim biçimlenen bu hümanizmden korkuyorum. Esra Erol’un bahsettiği o birazcık farktan… O birazcık fark ki, birazcık zorlarsan fiyatı soykırımın kapısına dahi dayanır. Wilhelm Reich’ın “Kitleler aldatılmadı, faşizmi arzuladılar” iddiasına yanaşır. O birazcık fark ki, herkes Müge Anlı olsun ister, bastırdığı arzularından ay yıldızlı kolye yapsın, göğsüne taksın devletini ister, herkes bir soyut âdemoğlu olsun ister, herkesi “insanlık” dediği şeyin içine tıkıştırır gitsin…
Müge Anlı ekranlarımızın polisi, dedektifi, ahlak bekçisi , ‘Tatlı Sert’ programında sebepleri boş vermiş evinden kaçan kızları azarlar, kocalar karılarını öldürmeye stüdyoyu basarsa basar, Müge Anlı devam eder oyununa. Ekrandan iftiralar attığı insanlar evlerinden olur, komşularından olur. Ve çekirdek ailesinin çekirdeğinde özenle hazırlanmış Oedipal makine Müge Anlı geceleri rahat rahat uyur. Çünkü Müge Anlı için ölüm ve acılar sadece stüdyodadırlar, birer resimdir onlar. Her sabah barbie saçlarına çektiği fön gibi hazırlanır Esra Erol ve Müge Anlı’nın cümleleri.
“Bu iki kafadarı bu kadar ciddiye almaya gerek var mı?” diyebilirsiniz. “Hümanizm bunları da sevmeyi gerektiriyorsa bir sakatlık var zaten o felsefede” diye kesip atabilirsiniz. Ben ciddiye alıyorum bunları çünkü onları izleyen insanları ciddiye alıyorum. Umutsuz ev kadınlarını, yaşlı teyzeleri, dedeleri, gencecik yaşında sokaklara bırakılmış gençleri, televizyon derdine çare olacak sanan reyting kurbanlarını… Onların cinnetleriyle, onların acılarıyla, onların gözyaşlarıyla, ölümleriyle, sevinçleriyle, umutlarıyla oynayan bunları, Selahattin Demirtaş’ın tabiriyle “plastik oyuncak” olmalarından öte, insanları oyuncak etmişler sürüsünün bir parçası olarak görüyorum. Ekranlardan uzatıp durdukları “masum” ahlak kumkuması tehdit parmaklarını tehlikeli buluyorum. O parmağın bağlı olduğu el, intikam isteyen Cumhurbaşkanı’nın eliyle aynı. O parmağın bağlı olduğu el, Van’ın BDP’li Belediye Başkanı’nı bir afet durumunda dahi dışlayan el. O parmağın eli “Deprem vergileri nereye gitti?” diye hesap sorana “Hadi iyi günlerrr” diyerek susturan devlet kanalının eli. O parmağın bağlı olduğu el, gözleri şapkalarının siperlerine saklanmış, gözlerini göremediğimiz genelkurmayların elleri. Ve o elleri gururla sıkacak binlercesi, Van’a battaniye, çadır değil, buz gibi nefretlerini gönderiyor.