Boynu uzatmadan ölüme, gökten koç gelmez önüne

'Bayramda söz bitti, resim devreye girdi. Koçumu iftiharla sunarım.'


Bir bayramda daha ak pak Türkler ve kara kafalar olarak ayrıldık.‘Hayırlı bayramlar’ ve ‘İyi bayramlar’ demek bile ayrılık sebebi sanki.Beyaz Türkler sanırsam iyiyi tercih ediyorlar. Ben her şeyin hayırlısını severim. Paranoyak kişiliğimin bir neticesi değilse, ‘Hayırlı bayramlar’ deyince yüzlerin asıldığını, ders veren müdür kıvamında bir vurguyla düzelte düzelte ‘İyi bayramlar’ karşılığı verildiğini gözlüyorum. İyisi mi İlber Ortaylı’ya, Şerif Mardin’e havale etmek meseleyi: Hocalar, ‘Hayırlı bayramlar’ bir kara kafa temennisi midir? Beyaz Türk’ün hayırlı ile imtihanı nedir?
Nuray Mert, Ertuğrul Özkök ve Haşmet Babaoğlu üç-beş büyükler cenahında karşılaştırmalı Kurban Bayramı analizlerine rastladığım isimler arasındaydı. Nuray Mert, tartışmaya sebep yazısının finalinde vurkaç yapmasa böyle olmayacaktı galiba. Twitter’da da âlemin kafası karıştı. ‘Kurbanın deruni anlamı nedir ki be!’ tadında çıkışıldı. Nuray Mert Beyaz Türkler’in eskisi kadar ‘Bu ne vahşet canım!’ şeklinde takılmadıklarını, sebebinin de iktidarla olan münasebetleri olduğunu söylüyor, Özkök’ün tırnak içi kelimesiyle ‘Tırstınız’ demeye getiriyordu. Finalde de nasihatı patlatıyordu; “Beyaz Türkler ‘kurban’ın sıradan ve ilkel bir hayvan boğazlama değil, daha deruni anlamları olabileceğini düşünsünler.” Azıcık ucundan verse anlamları, her şey çok güzel olacak. Gandi neden haftada bir gün konuşma orucuna giriyor anlayacağız. İbrahim gibi evladından bile geçecek kadar kendinden geçişi, hırsı, iktidarı terk edişi anlayacağız.

Deruni anlam üzerine Haşmet Babaoğlu kafa yormuş az biraz. “Hz. İbrahim’in yaptığını derinden anlayıp ‘kurban’ın kasaplık gibi görünen yanını aşmak gerekiyor!” demiş. Kendisini daha iyi anlayabilmek için Tarkovsky’nin ‘Kurban’ filmini yeniden seyrettim. Köşenizin ‘Haftalık inciler’ kısmında bu filmden size çok ekmek çıkar Haşmet abi demek isterim. Mesela; “Vahşiler maneviyata daha çok önem veriyor.”

Nihat Doğan üslubuyla, ‘Bu kadar konuştun ablacım, peki nedir kurban? Nedir ki kurban!’ diyebilirsiniz. Ben koçumu resimle nakşettim efenim. Yapımında emeği geçen Hegel, Kant, Kierkegaard ve Derrida’ya kurban olurum. ‘Boynu uzatmadan ölüme, gökten koç gelmez önüne’ özlü sözümle bitiriyorum.

Ordan burdan
Helin Avşar’la Proust anketi yapmış Taraf. ‘Mutsuzluğun tanımı nedir?’ sorusuna ‘Boş insan=Mutsuz insan’ cevabını vermiş. Ben tersi bilirdim. O anketin yaratıcısı Proust’un da çok mutlu bir bünye olduğunu sanmıyorum. ‘Mutlusun sen, mutlu kal Helin Avşar’ diyorum.

İclal Aydın ilen Yaşar, jüri olmuşlar bir radyonun roman yarışmasına. Kazananların kitaplarından günde üç doz, antidepresan etkisi yapabilir.

Bayramda gözlemlediğim kadarıyla fiyakalı arabanın aynasını kırmak gibi devrimci hareketler, lüküs arabaların önünden sinir edercesine, şoförün gözüne baka baka yavaş geçmeye dönüşmüş gibi. Sevdim bu ‘Sakin Güç’ yayalarını...

Kadir Topbaş ‘Şehirleştirebildiklerimizden misiniz?’ sorusuyla meşgul yine. Medeniyet bütün dişlerini edinene kadar sürer bu iş. Şehirleşmenin resmi cam içi takım elbiseli, sıkılmış çiçekçilerse almayayım, Mine G. Kırıkkanat alsın çiçekleri...