Büyüdü çocuklar, birkaç saatte büyüdüler

90'larda İstiklal Marşı eşliğinde işkence edenler, 2000'lerde Pozantı'da Türk bayrağı öptürüyorlar

Böyle bir yazı başlığı altında isterdim ki sihirli mantarları yedikten sonra hop büyüyen Alice’in Harikalar Diyarı
misali bir fantastik çocuk dünyası anlatayım. Keza çocuklarsa söz konusu, demir parmaklıkların ardı, dört duvar arası değil, Alice’in sihirli bahçeleridir yerleri. Çocuklara yakışan böyle sihirle büyümektir birkaç saat içinde, ölümlere şahitlikle, ölüm oruçlarıyla değil….
Yazının bu ‘fantastik’ başlığı, Rojin Canan Akın ve Funda Danışman’ın ‘Bildiğin Gibi Değil’ kitabından esin. 90’larda Güneydoğu’da çocuk, 2000’lerde çoluk çocuk sahibi olan Gever’in anlattıklarından. Gever istiyor ki askerdi, komutandı, paşaydı, polisti, ilgilendirmesin çocuklarını. Dört yaşını geçmemiş çocukları çarşıya çıktıklarında polisi, tüfeği, panzeri işaret etmesin babalarına. Çünkü kendi çocukluğu, askerin “Gözden kaybolana kadar sürünerek gideceksin!” emriyle evine kadar sürünmüş kardeşinin kanlı yüzünü görmüş kapıda. Ertesi gün dağa giden kardeşi Şeyhmus’un o halini “13 yaşındaki kardeşim büyüdü. Birkaç saat içinde büyüdü, 20, 25 yaşına geldi” diye anlatıyor.
‘Bildiğin Gibi Değil’ kitabında birbirine benzer hikâyeleriyle erken büyümüş çocuklardan Gever’i anlatmamın sebebi, bu hafta cezaevinde vicdani reddini açıklayan İsmail Yıldız’ın Ocak ayında tutuklanmadan önce Şermola Performans sahnesinde kitaptan uyarlanan oyunda Gever’i oynamasıydı. Yıldız’a destek için onsuz oynamaya devam ediyordu arkadaşları. İsmail Yıldız KCK bahanesiyle cezaevine koyulan binlercesinden biri. Ve nisanda baba oluyor o da. Kandıra F Tipi’nden yazdığı mektubunda doğacak kızı Zerya Zîn’den bahsediyordu hatırlarsanız. Zerya Zîn de elbet büyüyecek, babası gibi ‘arka bahçe’de sözünü söyleyecekti.
Çünkü Gever’e 90’larda İstiklal Marşı eşliğinde işkence edenler, 2000’lerde Pozantı’da Türk bayrağı öptürüyorlar çocuklara. Basket potasından top geçirmesi gereken çocukların boyunlarını geçiriyorlar o potaya. Yirmi yıldır Güneydoğu’da yüzlerce çocuk, böyle giderse bir asra dayanacak savaşta büyümeden öldürüldüler, öldürülüyorlar... Öldürülmeyenler cezaevlerinde büyümeye terk ediliyor. Adalet Bakanlığı’nın rakamlarıyla 2010 yılı siyasi tutuklu çocuk sayısı 1023. Son bir yıl içinde Mersin’de tutuklanan çocukların sayısı 120. Bu çocukların yarısı Pozantı M Tipi Cezaevi’nde.
İki senedir kötü koşulları, baskıları, işkenceleri güya mercek altında Pozantı Cezaevi’nin iyileştirilmesi bir yana, terfi ettiriliyor müdürü Ankara’ya. Adalet Bakanlığı, istatistiklerine yeni rakamlar eklerken, çocuklar tecavüze uğruyorlar, ölüm orucuna yatıyorlar. Bir ay önce çocukluklarına aldırmadan ölüm orucuna başlayan çocuklar, Pozantı’dan çıktıklarında başlarına neler geldiğini anlattılar da, müfettişler gönderildi Pozantı’ya. O müfettişler ne yazacaklar acaba raporlarına?
“Bu kitabı, bu oyunu size kim yazdırdı?” sorgusundan geçirilen İsmail Yıldız hala cezaevinde. Ve haftalardır Yıldız’ın da parçası olduğu Nü Kolektif’in kitaptan uyarladığı oyundan Avrehan, gitmiyor gözlerimin önünden. Büyükler ölen babasının ardından taziyede ağlaşırken, evin damında elma yiyor çocuk. “Bu babamın aldığı elma” diye ağlaya ağlaya babasından son kalanla oturuyor damda. Kim bilir Pozantı’daki çocukların gözlerinde nasıl kareler var böyle donuk. Babalarının, annelerinin, amcalarının, dayılarının ölümlerini, arkadaşlarının işkencelerini seyredip de birkaç saatte büyümüş babalarından, annelerinden kalan hangi görüntülerle taş atıyorlar o çocuklar? Müfettişler yazacaklar mı bunları da raporlarına?
Bu sene 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda devlet ‘Dünya Çocuklarının Mutlu Geleceği’ için risk altında ve korunması gereken çocuklar uluslararası sempozyumu temasını ‘Çocuk ve Bilişim’ olarak belirlemiş. ‘Çocuk ve Bilişim’e gelene kadar Roboski’den Pozantı’ya olup biteni bildirmelerini bekliyoruz. Münferit deyip geçtikleri gerçekleri dinlemeyi…