Büyük AK Parti Ailesi ve o panonun arkası...

Kaçımız göstermeyi, seyretmeyi bırakıp 'gördük' yanı başımızdaki Tarlabaşı'nı?

9-6 yollarında servis camından dışarıya bakmamız, aradaki zamanı da bilgisayar ekranında dünyayı gözetlememiz şeklinde planlamış plazada gazetecilik işinin bahşettiği haftalık iznimi, Çalık’ların GAP İnşaatı’nın Tarlabaşı’nın caddeye bakan yüzünün bir bölümüne yerleştirdiği, ‘Tarlabaşı Yenileniyor’ ilanlarının arkasına geçmekle geçirdim. Geçmeden önce dev panoların üzerindeki rezervasyon numarasını aradığımda gayet kibar bir hanım nisan sonu mayıs başı satışların başlayacağını söyledi. 11 dükkân 43 ofis. Erken arayan kazanıyor…
Nasıl bir şey satın alacağınızı Beyoğlu Belediyesi’nin sitesinde 360 ada başlığına tıklamak suretiyle görebilirsiniz. Neyi kaybedeceğinizi görmek içinse, panonun arkasına geçmeniz gerekiyor ki, burada büyük bir itiraf bekliyor hepimizi. ‘Tekinsiz’ dediğimiz, girmeye korkup da filmlere süs olduğu kadarıyla bildiğimiz Tarlabaşı’nı kaçımız göstermeyi, seyretmeyi bırakıp gördük? Kaçımız kendimize de baktık gezinirken? Önünden geçip gittiğimiz Minik Bar’daki kadının fotoğraf makinesini görünce “Gidin sosyeteyi çekin bizi rahat bırakın” tepkisini,
barın müzisyeninin “Bunca senedir gelir çekerler ne işe yarıyor bu fotoğraflar?” kinayeli sorusunu anlamaya kaçımız heves ettik?
Yürüdükçe arka sokaklarda oysa, anlamsızlaşıyor caddenin öte tarafında dünyaca ünlü solistlerin Gezi Parkı değişmesin diye planlanan pikniklere dair coşkulu kaygıları. Onlar bana kek verdi ben onlara sarma ikram ettim şeklinde hoşgörü mesajları… Öyle bir gerçek tokadı yiyorsunuz ki öyle pembe dilekler değil gerçek, kapkara bir öfke…
GAP İnşaat panosunun arkasında ilk gördüğüm, el ele tutuşmuş iki küçük kızdı. İlk duyduğum, damda yatmanın nasıl da güzel olduğu sohbetleriydi onların. Bu çocukları yıldızlara karışacak uykularından eden, çöpün yanına reva görmüşleri düşününce, bir sokak arkadaki çocukları sevmeye kalktığımda yüzüme fırlattıkları kırık oyuncaklarını neye fırlattıklarını anca anlıyorum. Düşünüyorum da, bu çocukluktan çıkmışlığı nereye sürgün edeceğiz Tarlabaşı yenilendikten sonra? Bir Novalis ruhuna sahip olmadığımızdan, gözden ırak olan gönülden de ırak olmayacak mı? Sabah sabah kaş göz işaretiyle bir ‘aile direği’ babayı kim bilir kaç kuruşa seks için arka sokaklara çağıran kupkuru kadını değil de ‘Tarlabaşı Yenileniyor’ panosuna kondurulmuş jet takım elbiseli kadını gördükçe, unutacak mıyız?
Teması ‘Aile’ olarak belirlenmiş, 2012’yi yerel yönetimler için ‘Aile Yılı’ ilan etmiş AKP’nin geçenlerde düzenlenen 3. Yerel Yönetimler Sempozyumu’nda Tayyip Erdoğan “İnsan merkezli şehirler inşa edeceğiz” diyor, kendi aile tariflerine uymayan, insan yerine koymadıklarını nerelere koyacaklarını açıklamıyordu konuşmasında. Çalık panosunun arka sokaklarında ‘Apo’ yazılarıyla kaplanmış duvarları yıkmakla ‘onlardan olmayanın’ yıkılacağını sanıyorken onlar, pencereleri gazete kâğıtlarıyla kaplanmış kahvede kumara oturmuş, 90’larda, 10 yaşında, tek başına Diyarbakır’dan Tarlabaşı’na gelmiş ‘bıçkın’ delikanlı o çok eskileri “Bebeklerimizi subayların koynuna koydular” diye anlatırken dişlerini sıkıyordu, gıcırdıyordu öfkesi.
Aynı sempozyumda evlilik kursu gibi aktivitelere sahip ‘Mutlu aile’ projesiyle ödüle layık görülmüş Melih Gökçek, iki gün evvel Okan Bayülgen’in programında “Gey Belediye Başkanı olmayacak olmamalı” diyerek ödülü neden hak ettiğini bir kez daha gösteriyordu. GAP İnşaat’ın güler yüzlü medeni panosunun arkasında ne varsa yoktu o törende. Translar, geyler, Kürtler yoktu. Sempozyum töreninde belediye tarafından sokaklardan alınıp rehabilite edilmiş bir küçük çocuk Başbakan’a kendi yaptığı Tayyip Erdoğan ve annesinin karakalem resmini hediye etti. İşte o yok olanlar var olmak istiyorlarsa resimleri bu olmalıydı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi’nin törende söylediği gibi ‘Büyük AK Parti ailesinin büyük reisi’ ne istiyorsa o…