İyi seyirler sporseverler

Kazananlar kürsüsünden 'kaybedenler' için yumruk kaldıran Smith ve Carlos'a saygıyla...

Terry Eagleton, Ayrıntı Yayınları’nca dilimize yeni kazandırılan ‘Hayatın Anlamı’ kitabında “Bugün insanların afyonu din değil, spordur” diyor bir kez daha. Fransız akademisyen Marc Perelman’ın Londra Olimpiyatları’na az kala yayımlanan kitabı ‘Barbaric Sport: A Global Plague’a dair satırlarında da kitabın görkemli bir olimpiyat manifestosu olduğunu belirttikten sonra sporun günümüzde iktidarların politik ve ekonomik pis işlerinden olduğunu da ekliyor afyonluğunun yanına. Perelman içinse spor dinden daha fena keza din en azından gerçekliğe dair bir protesto biçimi olabilirken hâlâ, spor sefil bir gerçekliğin yüceltilmesi.
Bir hafta sonra başlayacak Londra Olimpiyatları’na hazırlık, Thames Nehri üzerine salınmış savaş gemileri, evlerin çatısına dikilmiş füzeler de bu sefilliğin demir gövdeli göstergelerinden olsa gerek. Dünya barışı adına, büyük bir savaşa hazırlık yapıyormuşçasına telaşta Londra. Ordunun da takviyesiyle 23 bin 700 savaşçı hazır. Havadan, karadan, denizden, stadyumlara nazır. Olimpiyatlara ordudan katılanların sayısı, Afganistan’daki İngiliz askerinden fazla. İlk modern olimpiyat boykotunun İrlanda tarafından bağımsızlığını tanımayan İngiltere’ye 1908 Londra Olimpiyatları’nda tecrübe ettirildiğini düşünürsek, korkusunun temelleri sağlam üzerinde güneş batmayan imparatorluğun.
1980 Moskova Olimpiyatları’nda Sovyetler’in Afganistan işgali sebebiyle olimpiyatları boykot kararı alan Amerika’nın yanında sıraya geçmiş 62 ülkeden biri İngiltere’yi, Afganistan işgaline dair protesto eden, olimpiyatı boykot etmeye yeltenen ülke yok şimdilik. Perelman’ın da hatırlamamızı istediği gibi 1936 Berlin Olimpiyatları’na katılan ülkelerin sessizliğini ve ardından gelen Yahudi soykırımı ‘sürprizini’ ve İkinci Dünya Savaşı’nı düşünürsek daha bir anlam kazanıyor bu boykotsuzluk. Berlin’de madalyalarını boyunlarına takan dokuz Yahudi sporcuya dahi nasıl sakin görünebilmişti Almanya acaba? Sporun al al gürbüz yüzü o sene, nasıl gölgelemişti faşizmin kanlı yüzünü? Boykot çağrılarına rağmen bu ‘oyuna’ katılmış ülkeler ‘huzurlu’ ve ‘barışçıl’ Almanya’yı tecrübe ederken, göremedikleri sokaklarda Çingeneler toplanıyor, kamplara yerleştiriliyordu oysa. Kimileri sormaya devam ediyor: “Şayet Berlin Olimpiyat Oyunları’nda ülkeler bu barış propagandasıyla uyuşmayıp gerçekleri görselerdi İkinci Dünya Savaşı’na engel olabilirler miydi?”
Londra’ya, zamanımıza geri dönersek şimdilik tek boykot sesi Hindistan’dan, Adolf Hitler kadar vahşi kapitalizmle münasebetine bu ‘oyunun.’ Hayli bir miktarı güvenliğe ayrılan bütçeyi karşılayanlardan Dow Chemical’ın sponsorluktan çekilmesini istiyorlar. Şirketin devraldığı Union Carbide’in Hindistan’da kurulmasını münasip gördüğü böcek fabrikasının atıkları, 1984’te Bhopal’da binlerce insanın ölümüne sebep olmuştu. Atığın içeriğinin ticari sır olduğu kanaatine varılarak hâlâ saklandığı topraklarda insanlar zehirlenmeye devam ederken, “Tazminatlar ödendi bitti gitti” kanunu yürürlükte. 26 sene sürünen davanın sonucunda şirket sahipleri iki yıl ceza aldılar.
İrlandalı bir ‘İngiliz’ Terry Eagleton’la başlayan satırları yine kendisiyle, ‘Hayatın Anlamı’ kitabının finali ile bitirirsek, Wittgenstein’dan Aristotales’e Sartre’dan Beckett’e çok uğraklı az yapraklı kitabın sonu Marx’a referansla birliğe varıyor. “Hiçbir şey, bir türü kendi yok oluş ihtimali kadar etkili biçimde birleştiremez” diyor Eagleton. Yüce yüce şirketler, devletler başta doğanın yok oluşunu hazırlarken hırsla, birleşmenin tam zamanı olsa gerek. Eagleton’ın Wittgenstein uğrağıyla “Hayatın anlamı entelektüel tefekkürden de öte bir pratik ise metafizikten öte etik bir meseleyse” sorular hiç de karmaşık değil. Mesela, Eagleton gibi hayatın anlamını söyleyemese de en azından tüccarların elinde kazançlı bir endüstri olmayacağını savunan öğrenciler 1968 Meksika Olimpiyatları’nda, ellerinde “Olimpiyat istemiyoruz” dövizleri neden kurşuna dizildiler? 350 öğrencinin öldüğü Tlatelolco katliamında devlet kayıtlarında neden onca azdı ölüler? Yine 1968 Olimpiyatları’yla, kariyeri mariyeri bir kenara atıp kazananlar kürsüsünden ırkçılığa karşı siyah eldivenli yumruklarını ‘kaybedenler’ için kaldıran Tommie Smith ve John Carlos’a saygıyla iyi seyirler, sevgili sporseverler.