Pasârî ve Lâlijîn

İki Dil Bir Bavul'un yönetmenlerinin yeni filminde de bir bavul var. İçinde Maraş Katliamı'nı yazan sararmış gazeteler...

Pasârî ve Lâlijîn Kürtçe iki kelime. Sanki iki kardeşler de, el ele tutuşmuş yürüyorlar gibi değil mi sesleri yan yana geldiklerinde? Bu iki kelime, gurbette çalışan babalarıyla teyp kasetlerine kaydedilmiş seslerle haberleşen iki Kürt Alevi genci Mehmet, Hasan ve anneleri Basê’nin hikâyesi ‘Babamın Sesi’ (Dengê Bavê Min) filminden. İki arkadaş iki yönetmen Zeynel Doğan ve Orhan Eskiköy’ün ‘İki Dil Bir Bavul’dan sonraki filmlerinden. Bu yeni filmde de bir bavul var. İçinde Maraş Katliamı’nı yazan sararmış gazeteler var. İki Dil Bir Bavul’un tatlı Zülküf’ünün üzerinden Maraş Katliamı geçen gençliği var.
Bu iki kelimenin anlamını Hasan oğlu dağa gitmiş, Mehmet oğlu Diyarbakır’da geçmiş hesaplaşmalarıyla kalakalmış anne Basê’nin ‘Hasan’ diye açtığı sessiz telefonlara anlattığıyla söylersem; ‘Lâlijîn’ ne demek biliyor musun? Anneler çocuklarını beşikte yalnız bırakıp gittiğinde, çocukların ağlamasına, ‘lâlijîn’ denir. Bir de çocuklar köyden göçüp gittiğinde, yaşlıları yalnız bıraktıklarında yaşlıların ağlamasına ‘lâlijîn’ denir.
‘Pasârî’nin ne anlama geldiğini biliyor musun? İnsanlardan kaçan, onlardan uzak duranlara ‘pasârî’ derler. Bir de kar kütlelerinin yakınında, kar suyuyla büyüyen bir ot var, çok güzel bir ot, ama biraz acı. Ona ‘pasârî’ derler. Bir de annesinden kaçan insanlara ‘pasârî’ derler.
Birebir olmasa da yönetmen Zeynel Doğan’ın çocukluktan gençliğe yaşadıklarını anlatıyor ‘Babamın Sesi’. Duvarda asılı bir Hacı Bektaş Veli, bir de Atatürk fotoğrafı arasında sıkışıp kalmış Kürtlüğü sorguluyor. Değil mi ki o evlerde babalar çocuklarına zarar gelmesin diye Atatürk resmini indirmezler duvardan. Zeynel Doğan’ın anlattığı gibi doktorluktan, öğretmenlikten, devlette memurluktan iyisi yoktur çocuklarına. Kürtçe başa beladır. Oysa bela olan Doğan’a göre 12 Eylül’ü yaratanların sol hareketi bitirmek için yan yana duran Kürtleri ve Alevileri ayırmaları.
“Katliamın üzerinden 33 yıl geçti ve bunca yıl boyunca ne hesap veren oldu bize, ne de bizden birileri hesap sordu” diyor Doğan. 33 sene sonra, başlıktaki iki kelimenin peşine bile hakkıyla düştüğümüzde değişmeyen ne değişir dersiniz? Dersim’de olanlardan 28 Şubat’la birlikte yaşananlardan bunca hesap soranlar Maraş’ta sevap kazanmaya Alevi öldürenlere, öldürtenlere de hesap sormazlar mı? Katliamın yıldönümünde Alevileri Maraş’a sokmayan valiler, insanları joplayan askerler bir dönüp bakmazlar mı çocukların kanlı anılarına… İlkokulda annesinin ismini söylediğinde gülüşen çocuklara inat annesinin ismini bir koşu devlet dairesinde Asiye’ye çeviren Hasan’ın dağda ne işi var anlamazlar mı? 33 yıl önce ‘Müslüman Türkiye’ diye sokağa dökülenlerin devamı ‘Hepiniz Ermenisiniz Hepiniz Piçsiniz’ dövizleriyle meydanlara çıkanlar yine de serbest kalır mı?

Oynatanlar, oynayanlar...
Mesleğe bir yapım şirketinde Kavuklu ve Pişekar karışımı bir şakalar yapar medya çalışanının programında asistan olarak başladım. İlk iş günümde bu emektar şakacı ve ekibi kameraları, mikrofonlarıyla karıştılar halkın arasına. Yoldan insanlar çevriliyor, ‘Ayılar hamamda nasıl bayılır’ gösterene, bir göbek atana 50 lira veriliyordu. Bu bir yarışma…
Akşamüzeri ilk iş günümü sormasıyla annemin, senelerce kitaplardan öğrendiklerimin ağırlığıyla çöktüm koltuğa, bir pelte gibi bıraktım günü. “50 liraya oynattılar insanları” dedikten sonra sadece ağlayabildim içimde bir yumruk. Seneler sonra tek fark babamın “Gerçekler böyle. Ben neler çektim” derken ki sesinin sesime yerleşmiş olması. Ne yazık ki artık ağlayamıyor olmam.
İdris Naim Şahin ancak Gogol’un hakkıyla anlatabileceği şekilde karşısında oynattığında Erzurum’daki amcayı, seneler sonra hatırladım o ilk iş günü anımı. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in de düdük olana, zurna sesi çıkarana güldürten ‘Yetenek Sizsiniz’in Acun’undan yoktu farkı. İkisi de ‘insanlığı’ oynatıyorlardı. Oynayanın da suçu yoktu. İnsanın kendi varlığının anlamını, değerini unutuşundan daha acısı yoktu… Unutturanlarındı vebali…