Sessizlikten seyirliğe Şemdinli

Vali 'Haberim yok' diyor, kaymakam telefonlara çıkmıyor, savcı bile adliyeyi terk etmiş...

10 gündür çok şey oluyor da son üç beş gündür soruluyor anca buralarda: “Şemdinli’de neler oluyor?” Hükümetten ses yok. TSK’dan ses yok. En önemli işlevi bu tür sessizliklerde konuşmak olan medyadan “kobrayı dolarım boynuna”nın ötesi yok. Zaten Şemdinli diye bir yer de yok. Uzakta. Kürtler var orda.
Bu gidişle yakına da gelemeyecekler. Zira yakılabilebilirler. İktidarlarını nefretle, üzüntüyle ayakta tutanlar dimdik ayakta oldukça her yer, son ‘manşet olaylarla’ Alevilerin taşlandığı Malatya, Kürt işçilerin taşlandığı Ayazağa, Hıristiyanların uzaklaştırılmaya çalışıldığı Denizli…
Sırtında ’Bizim istediğimiz kadar bizdensin’ tarihleriyle bu parantez içine her itirazları çözüm yerine nefret üretile üretile uzaklaştırılanlar, yaklaşmaya kalktıkça böyle. ‘Uzak’ sihirli kelime. Malatya’da ’sorun çıkaran aile’ uzak olursa sorun kalmaz. Kürt işçiler Ayazağa’dan giderse sorun kalmaz. Denizli’dekiler de en azından şu kiliseyi kapatsınlar. Valisi, emniyeti, askeri gerekirse gaz bombası, gerekirse son teknoloji askeri araçları, uzaklaştırma görevlerini canla başla icradalar. Sokaktan ‘hassas vatandaş’ da taşla, sopayla beklemede ‘sınırları’ .
Bir sınır Şemdinli’den de gidiyorlar. Yine eskisi gibi köylerini terk ediyor insanlar. Hayvanlarını, yaşam ekip biçtikleri tarlalarını bırakıyorlar. Şemdinli’de neler olduğunu elbette ki böyle uzaklardan konuşan değil, yakının kendisinden biri daha iyi bilmeli. Lakin yakını da uzak etmişler. Petrol yüklü yorumlardan ötesini dinlemeye Şemdinli Belediye Başkanı Sedat Töre’yle telefon sohbetimden çıkan bu.
“Şemdinli’de neler oluyor?” sorusuna ‘Savaş’ cevabını veriyor Töre. “Zaten uzundur savaş yok mu oralarda?” sorumun cevabı: “Bu defa başka, mevzi savaşı” Bu mevzi savaşının açıklaması yeni korkular yaratılarak, içine İran, Irak, Suriye katılarak çok yakında ekranlarda haritalar üzerinden stratejistlerce verilecektir. Baki kalan bize yine bir sessizlik olacak.
Şemdinli’deki şimdiki sessizliğe dönersek, Töre’nin bilgi alabileceklerinden aldıkları şöyle: “ Hakkâri Valisi ‘Haberim yok’ diyor, kaymakam telefonlara çıkmıyor, savcı saat 15.30’da adliyeyi terk etmiş, bulunmuyor. Polis memurları var ortalıkla. Panzerler yolumuzu kesmiş. Evime 300 metre uzakta çatışma bölgesiyle alakası olmayan mahalledeki 25 haneyi ziyaret edemiyorum. Özdal Üçer milletvekili olarak, ben Belediye Başkanı olarak ziyaret edeceğiz, izin yok. Her gece ilçe merkezinden yüzlerce top mermisi atılıyor.”
Töre sözünü bitirince “OHAL’den suskun bu hal” diyorum. “O dönemde valiler, kaymakamlar gelip görünüyorlardı en azından. Neler olup bittiğiyle ilgili milletvekilleri, basın yayın organları ulaşabiliyordu bilgiye. Bu, OHAL’den de kötü” diyor. “Peki diyorum orada ajanslardan muhabirler yok mu?” sorusunun cevabı: “Var da, kullanan yok. Havuza atıyorlar haberleri ama…”
Bu havuz problemiyle baş başayken uzaktakiler, yakındakilerden Sedat Töre de aynı sırrın içinden diyor ki: “Karşılıklı yüzlerce ölü haberi geliyor. Kimse gerçeği bilmiyor. Kamuoyunun haber alma hakkı sansür ediliyor. ‘Bu çatışma nedir? Kaç gündür başladı? Ne kadar bir alanda?’ sorularına cevap yok. Köyünü boşaltan insanlara bir vurgu yok. Tekrar normal yaşama dönüşle ilgili hiçbir şey yok…”
Şimdilik tek resmi bilgi iki şehit haberi. Şemdinli’de savaş gürülderken, Genelkurmay Başkanlığı’nın sitesinden gelen haberlerden biri mesela, olması gerektiği gibi Necdet Özel ve eşinin ev sahipliğinde, 264 şehit yakınına verilen iftar yemeği. Savaş o sessizliğe gömülenlere böyle bir şey olmalı. İnsansız . Birbirlerini öldürenler ellerindeki silah kadar cansızlar, kansızlar
kan akıtırken.
Yazının sonlarına yaklaşırken bir ana haber bülteninden vızır vızır “Kuzey Irak yönüne top atışları… “yla, ‘Bölge denklemleri’yle geçiyordu Şemdinli. Bir muhabir, gizeminden değil savaştan dumanlı Goman Dağı fonunda anlatırken, sessizlik seyirlik olmuş, akıyordu ekrandan.