Türk ateistler rahatsız

'Yeni Ateizm'in temsilcisi Christopher Hitchens ve Katolik Tony Blair'in 27 Kasım'daki din ve Tanrı tartışması, konunun özgürce konuşulup konuşulmadığı sorusunu yeniden gündeme getirdi. ABD ve İngiltere'deki gibi eylemlerle kendilerini ifade edemeyen Türk ateistlerle konuştuk

Avustralya’nın ilk kadın başbakanı Julia Gillard ateist olduğunu açıkladı ve koltuğuna yerleşti. Papa 16. Benedict, ateistlerin serbestçe tartışabileceği yeni bir vakıf kurulması için harekete geçti. Türkiye’deki ateistler Londra ya da Washington’daki gibi eylemler yapmıyor ama internetten seslerini duyuruyor. Dawkins’in sitesinin yasaklandığı ülkelerinde özgürce konuşamamaktan rahatsızlar.

“Ateistlerin az olmasında mahalle baskısının payı büyük”
Mete Tunçay (Siyaset Bilimi ve Tarih Profesörü)
Ateist olmak Tanrı’nın olmadığını kanıtlamayı gerektirir ki, var olduğunu kanıtlamaktan daha kolay değildir. Böyle konular bilinemez. Bilmek iddiasındakiler de yanılıyorlar. Bilemezsiniz denince Müslümanlar “Tanrı’nın özelliklerini kimse bilemez” diye bir uzlaşma yolu açıyorlar.
Türkiye’de insanların büyük çoğunluğu itibari Müslümandır. Sorunca “Elhamdülillah” derler ama bunun gereği olarak söylenen şeyleri yerine getirmezler. Türkiye’de benim gibi agnostik ya da sadece dini değil Tanrı’yı da reddeden insanların sayısının çok az olmasında mahalle baskısının büyük payı var.

“O zamanlar Allahsız Komünistler vardı”
Dİlaver Koman (Turan Dursun sitesi yöneticilerinden)
Dilaver Koman gençlere ümit vermek adına Türkiye’de ateist olmanın çok da “tehlikeli” olmadığını söylese de Turan Dursun’un öldürülmesinin ardından çok vakit geçmediğini de hatırlatıyor. Siteye mahlasla yazıyor. 78’li bir Marksist. Kendisi de dahil olmak üzere dönemindeki pek çok ismin sadece Marksizm öyle gerektirdiği için ateist olduklarını, çok da sorgulamadıklarını düşünüyor. “O zamanlar Allahsız Komünistler vardı ” diye tanımladığı 70’lerden günümüze artık gençler Tanrı ve din kavramı üzerine daha fazla düşünüyorlar ve liberalinden ulusal solcusuna sol da, din adamları da Tanrı fikrini eleştiriyor.
Turan Dursun sitesi de, ateizm içerikli pek çok site gibi geçmişte sık sık hack’lenen, yabancı bir server’a geçerek hayatta kalan sitelerden. Koman’ın söylediğne göre 10 bin üyesi var. Sitenin atlattığı badireleri anlatırken Cyber Warriors (Siber Savaşçılar) hacker grubunun Turan Dursun sitesini kapatmak için açtığı yarışmadan da söz ediyor. Söz konusu grup, sitelerinin “Neler Yaptık?” bölümünde “Misyonumuzun en büyük hedefleri arasındaki İslam’a en büyük zarar veren sitelerden biri olan ilhanarsel.org’u hack ederek net aleminden sildik”, “İnanç ve ahlaki değerleri yükselten sitelere ücretsiz güvenlik desteği programı başlattık” gibi maddelere yer veriyor. Nette bu tür misyonlar edinmiş bir grup da Adnan Hocacılar.

“Ateist olduğunu ifade eden çok insan yok”
Emrah Göksel (Bir sivil toplum kuruluşunda araştırmacı. Birgün yazarı)
Türkiye’de ateist olduğunu iyi formülleştirilmiş bilimsel ve/veya felsefi argümanlarla kamusal alanda, hele ki örgütlü bir şekilde, ifade eden çok fazla insan yok. Seküler tarafın en bağnazları olan ulusalcılar arasında, “dincilik, gericilikle mücadele” misyonuyla yeni ateizmin liberal-hümanist temsilcilerinden faydalananlar olabilir. Ama bu kanatta bile, meselenin tartışılabileceği sağlıklı bir kamusallık tesis edilemediği için, din-karşıtı söylem derin bir Hanefi-sevmez öfkeye gömülü biçimde ifade buluyor. Bu öfkenin, başörtülü kadınlara karşı ırkçı aşağılamalara varan biçimler aldığını da görüyoruz. Sünni ortodoksinin ilâhiyatına ve pratiklerine yönelik en keskin ateist söylem Batı’nın “yeni ateizmini” de önceleyen Turan Dursun, İlhan Arsel gibi isimlerde bulunabilir. Bu iki yazarın külliyâtı da Dawkins’te bulabileceğimiz türden bir uzlaşmaz, topyekun din karşıtlığına tekabül ediyor. Ama politik niyetleri ne olursa olsun (Dursun’u muhtemelen kontrgerillanın katlettiğini unutmayalım), bugün ürettikleri itiraz daha ziyade güdük “dindar vs laik” ekseninde köktenci Kemalistlerin “dinci dövme” malzemesi yapılıyor. Daha farklı bir ateizmin, Dursun ve Arsel gibi isimlerle eleştirel olarak da hesaplaşabileceği bir mevzi mümkün olabilirdi.

“Eşcinsel olduğunu söylemek daha kolay”
Aydın Türk (Amerika’da yaşıyor. Ateizm.org’un editörü)
Tanrı inancı olan fakat dini yoğun olarak yaşamayan bir Türk ailesinin üyesi olarak yetiştim. Çevremdeki çoğu kişi inançlıydı. Kendim de liseyi bitirene kadar inançlıydım. Okumayı severdim. Bilim, felsefe, bilimkurgu edebiyatına meraklıydım. Özgür yetiştirilmiş bir beyin ve bu konulara olan merak birleşince zaten dini inancı terk etme dışında bir durumun ortaya çıkması çok zor. Dini inanç, ancak küçüklükten beri beyinlere yerleştirilir ve sürekli empoze edilirse kök salar. Kendimi üniversite yıllarında ateist olarak nitelendirmeye başladım. Yakın çevrem bu durumu garipsemedi. Bu konuda diğer pek çok ateist arkadaşa göre şanslıyım. İlginçtir, toplumda eşcinsel olduğunu söylemek bile ateist olduğunu söylemekten daha kolay. Türkiye’de ateizm bilinmiyor, çünkü ateistler çıkıp özgürce ateizmi anlatamıyor. Ateizmi anlatanlar diğer kesim. Yani bizden çekinen, bizi sevmeyen, ortadan kalkmamızı isteyen kesim. Onların sayıları çok daha fazla olup, sesleri de çok daha yüksek çıktığından, onlar ateizmin nasıl bilinmesini istiyorlarsa, ateizm öyle biliniyor. Yani bir sapkınlık, ahlaksızlık, suça ya da intihara iten, satanizm, vs gibi eğilimlerle bir arada anılacak bir dünya görüşü olarak biliniyor.
Kendinden farklı dünya görüşüne, bakış açısına, inanca ya da dine sahip olanlara yeterli tolerans gösterememek hangi toplumda olursa olsun muhafazakar kesimin ortak özelliğidir. Dinler ise bu duruma sebep olan, hatta bunu körükleyen kurumlardır. Bilim, gelişme, demokrasi ve ileri toplum ancak hoşgörü ortamında mümkün olur. Hoşgörü ortamı ise dinlerin isteseler de sağlamakta çok zorluk çekecekleri ortamlardır. Çünkü dinlere göre kendi inançları doğrudur, başka tüm fikirler yanlıştır. Diğer fikirlerin doğru olmaları mümkün bile değildir. Pek çok dinde başka dine mensup kişiler ve/veya inançsızlar için öldürmeye kadar varan cezalar söz konusudur. Bunların günümüzde uygulanıp uygulanmadığı ve nerede ne kadar uygulandığı ayrı konu. Mesele bu durumun dinlerin doğasında olmasıdır. Dinler ilahi olma iddiasındadır ve ortada başka bir olasılık olamaz. Dolayısıyla başka herkes haksızdır, bu uğurda da yapılması gerekenler mubahtır. Bu hoşgörüsüzlük ortamında ne bilim yeşerebilir, ne demokrasi, ne de huzur.

“Dinsizler Beyoğlu’nda yaşasınlar”
Ertuğrul Kürkçü (Sosyalist aktivist, yayıncı ve yazar)
Tanrı inancımın olmadığını, evrenin bir oluş ve yok oluş süreci içerisinde ilerlediğini, bunu açıklamak için bir Tanrı fikrine ihtiyaç olmadığını söylemekten kaçınmıyorum. Kaçınmamak da gerekir ama bunun etrafında tepinmenin, insanları dinlerinden kurtarmaya çalışmanın olabilecek en büyük ahmaklık olduğunu düşünüyorum. Dinin de geçişsel bir kategori olduğunu, bir zamanlar din diye bir şey olmadığını, bir zaman sonra da olmayacağını, onu yaratan sebepler ortadan kalkmadan dinin ortadan kalkmayacağını bilmeniz gerekir.
Eğitimin bilimsel niteliğinden söz ediyorsak bilimin olduğu yerde dine, dinin olduğu yerde bilime ihtiyaç yok. Fransa’da, İspanya’da yaşayan biri için bu mesele başka türlü. İslam dünya ile din işlerini birbirinden ayırmıyor. O yüzden bizde biraz daha çetrefilli.
Tanrıtanımazlık politik bir ilke değil. Bir Marksist Tanrı’ya inananlarla birlikte yaşayabilir, aynı politik program uğruna mücadele edebilir.. Bizim derdimiz insanları sömüren maddi dünyayla, dinleriyle değil.
Bugünkü muhafazakârlık ikliminde tanrıtanımaz olmak zor. Açıkça konuşanlar hor görülebilir, dışlanabilir. Osmanlı düzenine öykünüyorlar ya, bir tarafta “Dinsizler Beyoğlu’nda yaşasınlar işte. Orada ramazan davulu lazım değil onlara zaten” diyor, öbür taraftaysa başını açmaya yeltenen kadınları baskı altına alabiliyorlar. Kritik eşiğe Özal döneminde varıldı. Muhafazakârlık ve Tanrı inancı yasayla koruma altına alındı. Herhangi bir dine “küfretmek”, “aşağılamak” diye nesnel ölçütten yoksun bir suç ihdas edildi. Kamusal alanda din eleştirisi fiilen yasaklanmış oldu.
“Komünistler ateistlere sahip çıkmıyor” diye düşünenler kısmen haklı olabilirler. Sol sosyal olarak dar bir zemine gerilediği için, bir de Ateizm tartışmasıyla edindiği sınırlı desteği kaybetmek istemiyor.

“Irkçı ateistlerin sayısı çok”
Barış Özkul (Çevirmen, edebiyat eleştirmeni)
İnsani sorunları teolojik referanslarla anlamlandıramadığım vakit ateist oldum. Sosyalistim ve dünyaya insani referanslarla yaklaşmak gibi bir derdim var. Türkiye’deki 80 sonrası yetişen jenerasyon genellikle Turan Dursun okuyarak ateist oldu. Ben pozitivist bir kanaldan ateist olmuş değilim. Bu ülkede Cumhuriyet’in makbul vatandaşı olduğunuz sürece sorun yok, kendi kimliğinizle var olmaya kalktığınızda sorun çıkıyor. Ateizm kendi başına anlamlı bir kimlik değil. Irkçı ateistlerin de sayısı çok. Ateizm ciddi bir ideoloji içerisinde anlam kazanır, o da bana göre sosyalizmdir.

“Denizler idam edildiğinde…”
Nilgün Yurdalan (Feminist aktivist)
Modern Cumhuriyetçi bir ailede yetiştim. Babam tanrıtanımazdı ama ateist demedi kendisine. 9 yaşımda, öğrenip seçim yapabilmem için Kuran kursuna gönderdiler beni. Çok genç yaşta sosyalist oldum. Denizler idam edildiğinde bu hayatın bana söylediği her şeyin yalan olduğunu düşünmeye başladım. 18 yaşında kendime dinsiz demeye başladım. Bir kadın olarak Müslümanlığın kadınlara yükledikleri nedeniyle daha zordu dindar olmadığımı söylemek. Hâlâ komşularıma, tanıdığım insanlara söylemekte bile zorlanıyorum. Bir Çingene, bir Ermeni, bir eşcinsel nasıl kendini ifade etmekte zorlanıyorsa, ben de öyle zorlanıyorum ateist olduğumu söylemekte…

“Dinde zorlama yoktur” ilkesi esastır
Hayrettİn Karaman (İslam hukuku profesörü)
Şer’i hukuka göre bir kimse baştan beri dinsiz, İslam dışında bir dine bağlı, agnostik ise ona dokunulmaz. Eğer önceden Müslüman iken dinden çıkmış, ise İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre bu kişi erkek ise “düşman sayılacağı ve potansiyel olarak muharip (savaşçı) olduğu için idam edilir. Benim de dahil bulunduğum muasır bazı İslam ilim adamlarına göre ise din değiştiren kimse, fiilen Müslümanlarla savaş durumuna girmedikçe idam edilemez. Aksi halde “dinde zorlama yoktur” ilkesine aykırı hareket edilmiş olur; çünkü dine girmeye zorlama ile dinde kalmaya zorlama aynı mahiyettedir. İslam devletinde insanlar, dinden çıkanın tekrar dine girmesi için çaba gösteriler.

Ateist Hitchens’ın zaferi

Tony Blair ve Christopher Hitchens’ın tartışmasında ateist Hitchens galip geldi

Tony Blair ve Christopher Hitchens “Dinler dünyaya iyilik getirdi mi?” sorusuna Toronto’da yanıt aradı.

Bir tarafta üniversite yıllarından beri kiliseye olan bağlığını sürdürmüş, dindarlığı ile bilinen eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, diğer yanda da ateizmin dünyada önde gelen sözcülerinden, İngiliz asıllı gazeteci/yazar Christopher Hitchens. 2 bin 700 seyircinin karşısında, “Din iyi bir şey mi, yoksa dünya onsuz daha iyi bir yer mi olur”u tartışıyorlar.
Bir süredir gırtlak kanseri ile boğuşan, ve Amerika’daki bazı dindar gruplar tarafından “Allah’ın sopası yok” tadında yorumlara maruz kalan Hitchens, Tony Blair’e konuyu tartışmayı teklif eden taraftı. Blair, sürpriz bir kararla bu teklifi kabul edince, tartışma geçtiğimiz cuma akşamı Kanada’nın Toronto şehrinde yapıldı. 

Din tahrip edici mi, hayırlı mı?
İzleyicilerin, önceden fiyatları 500 Kanada Dolar’ına kadar çıktığı söylenen biletlerden alarak geldikleri tartışmanın sonunda kazanan taraf, salondakilere dağıtılan anketlerin sonuçlarına göre Hitchens oldu. Çoğunluk, Hitchens’ın görüşlerini daha ikna edici bulmuştu.
Blair, tartışmaya din savaşlarını ve din uğruna ölümleri kabul ederek başladı. Buna karşılık ise din adına yapılan hayır işlerini ve iyilikleri gösterdi. Afrika’da milyonlarca insanın hayatını kurtaran sağlık kurumlarının yarısından çoğunun dini kurumlar olduğunu, HIV/AIDS’le savaşan kurumların ise dörtte birinin Katolik kökenli olduğunu belirterek, “Evet, din tahrip edici olabiliyor. Ama çoğu zaman da hayırlı işlere vesile oluyor” dedi. “Bazılarının önyargılı, yobaz olması, bütün dindarları karalamamalı” dedi.
Buna karşılık Hitchens, dindar grupların hayır işlerini ‘vicdanlarını temizlemek’ için yaptıklarını, fakat yol açtıkları zararı isteseler de geri çekemeyeceklerini söyledi. Prezervatif kullanımı gibi doğum kontrol yöntemlerine karşı çıkarken, Afrika’daki HIV/AIDS’lileri tedavi ettirmenin ironisinden dem vurdu.
Blair’in en kuvvetli argümanı ise insanlığın din olmasa dahi fanatiklikten kurtulamayacağıydı. Blair, “Hitler, Stalin ve Pol Pot din karşıtıydılar, ama bu sebep oldukları vahşeti engelleyemedi” dedi. 

Uygarlığın gelişmesini engelliyor
Hitchens, hastalığı nedeniyle tartışmanın sonunda güçlükle ayakta durmasına rağmen, hiç de ilahi güçlerden medet umuyor gibi değildi. Tanrıyı, “Aynı Kuzey Kore gibi, gelişigüzel kuralları olan, mantık ve özgürlük karşıtı bir ilahi güç” diye tanımlayan yazar, dini, uygarlığın gelişimi için önemli bir tehdit olarak gördüğünü, insanlığın sonunu getireceğini düşündüğünü söyledi. Hitchens din karşıtı argümanını bilim ve dinin birbiriyle çatışmaya mahkum olduğunu öne sürerek destekledi.


Tartışmadan önce uluslararası araştırma kuruluşu IPSOS’a 23 ülkede toplam 18 bin 192 kişiyle yapılan bir araştırma ısmarlandı. Yüzde 48’i, ‘Din, 21. yüzyılın toplumlarına gereken ortak değerleri ve ahlaki temeli sağlıyor’ dedi.
Araştırmacılar, ‘Dinin etkisi olumlu mu, olumsuz mu’ diye soruyor. Amerika hariç zengin ülkelerde bu soruya ‘Olumludur’ diyenler çoğunluk oluşturmuyor.Ülkemizde dinin etkisinin olumlu olduğunu düşünenler yüzde 40’larda, olumsuz olduğunu düşünenler ise yüzde 50’lerde.
İsmet Berkan’ın Hürriyet’te yayımlanan 28 Kasım tarihli yazısından alınmıştır.