Davey Moore'u kim öldürdü?

Tecavüzcüyü 'kimyasal hadım' edelim. Suç ortaklarını ne yapacağız?

‘Tecavüz’ tartışmasını sürdürmeye niyetim yoktu, ama Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Çeker’in “Her kadın kendi tecavüzünden sorumludur” anlamına gelen yorumunu görünce bu konudan uzaklaşmaya pek hakkımız olmadığını düşündüm. Galiba bazılarımız bu konuda neler olduğunu kıyısından köşesinden de olsa anlayıncaya kadar lafı uzatmakta fayda var.
Başlık Bob Dylan’ın 1964’te, ringde ölen boksör Davey Moore hakkında yazdığı bir şarkıdan. Şarkı boyunca hakem, izleyiciler, müşterek bahisçi, Moore’un menajeri, spor yazarı, hep bir ağızdan “Biz yapmadık” diyorlar; “Biz öldürmedik onu.” En sonunda, Moore’u yere seren, ölümüne sebep olan boksör de “Ben yapmadım” diyor. Ama Dylan’ı dinleyen bizler, sonunda kimsenin masum olmadığını, bunun kolektif bir cinayet olduğunu seziyoruz.
* * *
Tecavüz de böyle bir şey. Bir kadın tecavüze uğradığında, “Sen de biraz dikkatli giyinseydin” diyen ‘bilim adamı’ (kolaylıkla ‘bilim kadını’ da olabilir), kızları evinin içinde, göz göre göre tacize uğrarken hayatları altüst olmasın diye gözlerini yuman anne ya da kardeşler, ifade alırken “Sen de kaşınmışsın be bacım” gözleriyle bakan polis ve Adli Tıp yetkilileri, sevişmenin karşılıklı bir şey olmadığını, birinin ötekine yaptığı bir şey olduğunu, yapanın “erkek”, yapamayanın “beceriksiz”, yapılanın ise “nesne” olduğunu her gün öğreten koca bir kültürel yapı, tecavüze uğrayan kızlarını “Töre böyle emrediyor” diye öldüren aile meclisi, “belki”nin “evet”, “hayır”ın da “belki” olduğunu anlatıp duran “şakacı” aile büyükleri, tecavüze uğramanın tecavüz kadar büyük bir suç olduğunu söyleyip çocuklarını sessizliğe hapseden anne babalar, homofobiyi kural haline getirip, ergen oğlan çocuklarını tacize uğradıklarını itiraf etmektense ölmeyi bile tercih edecek kadar dehşete kaptıran erkek dünyası, hepsi tecavüzcünün suç ortakları.
Peki, sizin dediğiniz olsun. Tecavüzcüyü “kimyasal olarak hadım” edelim. Suç ortaklarını ne yapacağız? Bırakacak mıyız ortalıkta özgürce gezip yeni tecavüzcüler yetiştirsinler diye? Bence onları da “hadım” etmeliyiz. Biraz pahalıya mal olur, çok ilaç harcanır, ama olsun. Ancak bu cezayı uyguladığımızda (kadın erkek demeden) kaçımız ayakta, cinsel işlev görebilir halde kalırız, işte onu merak ederim.
* * *
“Çevre suçlu, koşullar berbat, tecavüzcü de kurban,” demiyorum, haşa. Çevre suçluysa o çevre hepimizin çevresi. Koşullar hepimiz için aynı. Ama bazılarımız tecavüzcü olmayabiliyoruz demek ki. Libidomuz daha zayıf, testosteronumuz daha az olduğu için değil, bunu seçmediğimiz için. Tecavüzcü ne kurban, ne de “hasta”. O yüzden de cezayı sonuna kadar hak ediyor. Ama “cezayı” hak ediyor, ceza ile tedavi arası, ne biri ne öbürü olan hilkat garibesi bir uygulamayı değil. Bana sorarsanız tecavüzcülerin cezaları çok, ama çok uzun süreli bir tecrit olmalı. Hiçbir kadının, erkeğin ya da çocuğun (bu arada diğer mahkumların da) bedenine tehdit edemeyecekleri bir tecrit. (Tabii ki kastım “F Tipi” gibi bir yapı değil; istenirse mahkumu duyusal yoksunluğa sokmayacak ama mahkumları da birbirlerinden koruyacak bir hapishane düzeni bulunabilir.)
Benim kafamı kurcalayan esas sorun ise, tecavüze göz yuman, görmezden gelen, meşru gösteren, açıkça savunan, mazeretler bulan, “öteki”lerde mahkum edip kendi yakın çevremizde anlayış gösteren, neyin tecavüz olduğu neyinse olmadığı konusunda işleri ve kafaları karıştıran bizlerin hangi cezayı hak ettiğimiz.

.