Yalancı çoban ile uyanık köy halkı

Kapitalizm tabii ki ölümlü. Üzerinde güneş batmayan İngiliz İmparatorluğu gibi, 12 yıl süren 'Bin Yıllık Reich' gibi, bin yıl sürecek olan 28 Şubat gibi...

Marksistlerin kötü bir huyu vardır: Analizleriyle arzularını sık sık birbirine karıştırdıklarından, kapitalizmin her krizinin aslında nihai, kapitalizmin sonunu getirecek kriz olduğuna inanmak isterler. Böyle isteyince de arzularını gerçek sanır, her krizde “İşte kapitalizmin sonu geldi” derler. Sonra da yalancı çıkarlar. Yalan söyledikleri için değil, arzularına yenilip ellerindeki verileri abarttıkları, dünyayı istedikleri gibi gördükleri için.
Bunun olumsuz bir sonucu vardır tabii ki: Masaldaki “Kurt var” diyen çoban gibi, zamanla inanılırlıklarını yitirirler, artık köy halkından kimse onlar “Kurt var” deyince sopaları, çifteleri alıp sürüyü korumaya çıkmaz olur. Bir nevi köyün delisi muamelesi görmeye başlarlar. Uyanık köy halkı onlarla dalga geçmeyi sevimli bir âdet haline getirir. Kimi “Tabii, tabii” diye başlarını okşar, kimiyse her “Kurt var” uyarısında, aslında yalnızca Marksistlerin değil, onların teorik ataları olan Marx’ın ve onun öncüllerinin daha baştan sakat olduğunu bir kere daha ‘kanıtlar’.
Bu mantıkla son bir buçuk yüzyıl boyunca, Marksizmin ne kadar temelsiz bir safsata olduğu en az on beş-yirmi kere kanıtlanmıştır. Tek sorun şu: Madem kanıtlandı, bir sonraki ‘kanıtlama’ çabasına ne gerek var? Cevap basit: Aslında hiç kimse bu ‘kanıtlamalara’ inanmamaktadır. Yalnızca içlerini rahatlatmak için mezarlıkta ıslık çalmak kabilinden, kapitalizmin (ve onunla birlikte gelen görece huzurlu hayatlarının) ilânihaye süreceğine olan imanları sarsılmasın diye, bu Marx adlı felaket tellalının yalancı çıkarılması çabalarını heyecanla desteklerler. 

Yeni bir felaket tellalı
Son yıllarda Nouriel Roubini adlı yeni bir felaket tellalı türedi. Roubini, İran asıllı ABD’li bir ekonomist. Marksizmle filan bir ilişkisi yok, yalnızca analizlerini doğru dürüst yapıyor. ABD medyasında adı ‘Doktor Kıyamet’e çıkmış. Bunu sebebi de 2008 mortgage krizini 2005 yılından haber vermiş olması. O zaman kimse inanmamış Roubini’ye ama kehaneti üç yıl sonra doğru çıkınca medya, İran asıllı olmasına filan bakmadan -ki bu günümüz ABD’sinde ciddiye alınmamak için yeter şarttır-, adamcağızı göklere çıkarıp kriz konulu ekonomi programlarının en önde gelen konuğu yapmış.
Ama ‘Doktor Kıyamet’ durmak bilmiyor ki. Geçenlerde bir TV programında, Marx’ın haklı olabileceğini, yani kapitalizmin yapısal olarak istikrarsız olduğu için içinde kendi çöküşünün tohumlarını taşıdığını söyleyivermiş. Belirli bir krizi üç yıl önceden bilmek başka, kapitalizmin ölümlü olduğunu iddia etmek bambaşka. Roubini üç yıl süren popülerliğinin son günlerini yaşıyor bence, o yüzden tadını iyi çıkarsın. Artık o da ‘yalancı çoban’ kategorisine dahil edilecek.
Kapitalizm tabii ki ölümlü. Tıpkı üzerinde güneş batmayan İngiliz İmparatorluğu gibi, topu topu on iki yıl süren ‘Bin Yıllık Reich’ gibi, bin yıl sürecek olan 28 Şubat süreci gibi, Kutsal Roma İmparatorluğu gibi. Ya da bu gezegen üzerindeki insan egemenliği, insanlık tarihindeki Batı uygarlığı hegemonyası gibi.
Ya da dünyamız ve güneş sistemimiz ve galaksimiz gibi.
Doğmuş olan her şey yaşlanır, çürür ve ölür. Kapitalizm alt tarafı insanlık tarihinin bir dipnotu, koca bir tarihte bir andan başka bir şey değil. Ama bizim yaşadığımız an olduğu için ölümsüz olduğuna inanmak istiyoruz. Tıpkı Kopernikus’a kadar dünyanın evrenin merkezi olduğuna, Darwin’e kadar da insanın yaradılışın efendisi olduğuna inanmak istediğimiz gibi. Ama bu iki örnekte olduğu gibi, kapitalizm konusunda da yanılıyoruz: Nasıl dünya önemsiz bir galaksinin taşrasında bir güneş sisteminin basit bir gezgeniyse, nasıl insan dev bir gelişim sürecinin basit bir halkasından başka bir şey değilse, kapitalizm de o insanın tarihindeki geçici, uçucu anlardan biri. Tabii ki sonu var ve bu son pek de uzak değil.
“Marx’ın günü geçti” deyip duruyor kapitalizmin ideologları: “O evvelki yüzyıldı, dünya çok değişti.” Tabii ki değişti dünya. Kopernikus’tan bu yana da beş yüzyıl geçti. Kopernikus eskidi de dünya evrenin merkezine geri mi dönüverdi yoksa? Darwin’den bu yana yüz elli yıl geçti. Ne oldu, insan ansızın çamurdan yaratılıp bakireden doğar hale mi geldi? Aristoteles’ten bu yana, dile kolay, yirmi beş yüzyıl geçti. Aristoteles etiğinin hükmü kalmadı mı? İslamiyet bin beş yüz yıldır var. O da mı zamanaşımına uğradı; komşumuz açken tok yatma hakkımız tescil mi edildi artık?
Galaksi, güneş, dünya, insanlık, uygarlıklar, imparatorluklar, toplumsal düzenler, hepsi fani, hepsi geçici. Esas kalıcı olan, bu yukarıda saydıklarım, Platon, Aristoteles, İsa, Hazreti Muhammed, Kopernikus, Galileo, Newton, Kant, Darwin, Marx. 

Ne de olsa koyunlar sizin!
O yüzden onun öldüğünü, bunun modasının geçtiğini, şunun hükmünün kalmadığını ilan ederken acele etmeyelim. Onlara da güvenemeyeceksek, elimizde hiçbir şey kalmayabilir.
Çünkü kurt var.
Uyanık köy halkı “Kurt var” diyen çobanla dalga geçerken kendini pek uyanık zanneder ama masalın sonunda gerçekten kaybeden kimdir sizce? Kurt gerçekten gelir, tüm koyunları yer ve çobanla dalga geçip kendi uyanıklığıyla pek övünen köy halkı elleri böğründe öylece kalakalır.
O yüzden tekrar söyleyeyim: Kurt var! İnanıp inanmamak size kalmış, ne de olsa kaybedilecek koyunlar sizin. Benim ve ait olmakla iftihar ettiğim sınıfın ise tek bir koyunu bile yok. Bize göre hava hoş yani.