Zorla birlik mi, gönüllü beraberlik mi?

Ne pahasına olursa olsun birlik ve beraberlik anlayışı bölünme getirir.

Liberal kelimesinin Latince liber (özgür) /liberalis (özgürlüğe dair) kökünden geldiğini biliyor muydunuz? Liberalizm hakkında sövüp saymayı hiç bırakmayan biz Marksistlerin bu etimolojik hakikati hatırlamamız gerekiyor zaman zaman. Ya da… Biz hatırlayacağız belki de arada bir liberaller de hatırlasa iyi olmaz mı?
Geçen gün ‘Siyaset Meydanı’nda Cüneyt Ülsever’i izledim. Bildiğim kadarıyla liberaldir, en azından Bir Türk Liberal ve Neden Liberalizm? adlı kitapları yazmış olması bana bu hissi veriyor, bilmem yanılıyor muyum? İnsan bir liberalden biraz özgürlükten yana tavır almasını, örneğin en azından anadilde eğitim konusunda milliyetçi MHP’den ya da muhafazakâr AKP’den (ya da Kemalist CHP’den) biraz daha esnek bir tavır almasını bekliyor. Ama nerede: Ülsever anadilde eğitimin sonunda iki farklı örf ve kültür yaratacağını, bunun da bölünmeye yol açacağını iddia ederek herkesi uyardı bu yanlış yoldan tez elden dönmeleri için.
Ülsever iktisatçıdır, o yüzden dilbilimden ve pedagojiden anlamasını beklemek pek anlamlı olmaz. Ancak gene de anadilde eğitim gibi can alıcı bir konuda iddialı sözler söylemeden önce ne dediğinizi anlamak için biraz ilgili disiplinlerde kafa yormak faydalı olabilir. O yüzden ben de kendisini uyarayım: Biraz dilbilim ve pedagojiden anlayan biri, esas varolan (ve zaten topyekün iflasın eşiğinde duran) eğitim sistemimizde ısrar edilmesinin çok daha tehlikeli bir bölünmeye doğru gitmekte olduğunu görebilir.
Biraz açayım: Dil, çocuğun konuşmaya başlamasıyla ortaya çıkmıyor, tersine, yeni doğmuş bir bebek bile, ana rahmindeyken duyduğu anne konuşmasının melodik özelliklerine ve ‘ses’lerine (sessiz harfleri ‘içeriden’ ayırt edemiyor çünkü) aşina olarak geliyor dünyaya. Tüm dünya dillerinde toplam 600 sessiz, 200 de sesli harf var ancak her bir dil tek başına bunların ancak kırk kadarını taşıyor dağarcığında; toplam yirmide birini yani. Bebek ilk altı ayında o sekiz yüz ses biriminin her birine duyarlıyken altı ayla on iki ay arasındaki sürede yalnızca kendi (ana) dilindeki kırk ses birimine duyarlı oluyor; diğerlerine karşı kayıtsızlaşıyor.
Ben eğitimim itibariyle bir dilbilimci sayılmama rağmen, yukarıdaki bilgileri bir müzisyen olan Tolga Tüzün’den öğrendim (o da Patricia Kuhl’den öğrenmiş). Kısacası, bu dil/anadil sorununun dilbilimden psikolojiye, müzikten pedagojiye kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde ele alınması gerek. Bunları bir yana bırakır, ‘ülkenin devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğü’ kaygısını her şeyin önüne koyarsanız, yani nesnel bir anlama çabasına girmez, ihtiyaca göre teori üretirseniz, iki şey olur: (i) Ürettiğiniz teori hiçbir işe yaramaz; (ii) Muhafaza etmek için gerçekleri eğip büktüğünüz şeyi de muhafaza edemezsiniz sonunda.
Bunu da biraz açayım: Solak çocukları sağ ellerini kullanmaya zorladığınızda belki kısmen becerirsiniz bunu ama çocuğu da kekeme yaparsınız. Beyinde el kullanma ve konuşma merkezleri komşudur ve birbirlerini şiddetle etkilerler çünkü. Aynı biçimde, daha bir yaşına geldiğinde (yani henüz konuşmayı bile öğrenmeden) annesinin dilinin fonetik yapısı içinde şekillenmiş bir çocuğa başka bir dilde eğitim vermeye kalkarsanız, o çocuğu geri dönülemez bir biçimde sakatlarsınız. Bu sakatlamanın biçimleri değişebilir ama duyusal, duygusal, empatik ve entelektüel yönleri olacağı kesindir.
Kemalist modernleşme projesi 90 yıldır Kürt gençlerini ya sakatlıyor ya da eğitimsiz bırakıyor. Kırk satır/kırk katır modernleşmesi de diyebiliriz buna. Bunu yapmak için önce Kürtçe diye bir dilin varlığını inkâr etti, sonra “Vardır belki ama Arapça, Farsça ve Türkçenin karışımıdır” dedi, sonra ondan da vazgeçip, varsa bile bir bilim/eğitim dili olamayacağını iddia etti. Ama kedi çuvaldan çıktı bir kere. Artık geri dönüp, “Aaaa, meğerse öyle bir dil yokmuş” diyemez kimse.
Kürt çocukları eğitim görebilmek için yabancı bir dil (burada ‘yabancı dil’ kavramını anadilden farklı herhangi bir dil anlamında kullanıyorum) öğrenmek zorunda bırakıldıkları sürece sorunların sonu gelmeyecek. Aşina olmadıkları seslerle, bebekken duymadıkları bir fonetik yapı içinde gelişmek zorunda kalacaklar. O zaman da dilsel, empatik ve entelektüel yetenekleri anadili Türkçe olanlara göre daha yavaş ve daha sorunlu bir biçimde gelişecek. Bu ‘yavaşlık’ bir ‘zekâ’ ya da kültür eksikliğinden değil, yanlış bir eğitim yapısından kaynaklandığı için hem ‘daha hızlı’ olanlara hem de sistemin bütününe yönelik öfkeleri giderek artacak.
Liberalizmi Amerikancı muhafazakâr/modernleşmecilik olarak algılayanların sandıklarının aksine, bu yapıda ısrar etmek, bölünmeyi teşvik eder ancak. Oysa dilbilimcilerin çok iyi bildikleri başka bir kural daha vardır: Anadilinizi ne kadar iyi bilirseniz, ikinci bir dili o kadar hızla ve kolayca öğrenirsiniz. Anadilinde ilköğretim gören ve bunun yanı sıra Türkçe öğrenen Kürt gençleri, hem iki dile de çok daha iyi hâkim olma hem de öğrendikleri Türkçenin kültürünü kendi anadillerinin kültürüyle kaynaştırma şansına sahip olacaklardır.
‘Her ne pahasına olursa olsun birlik ve beraberlik’ anlayışını zorla uygulamak, orta vadede sadece bölünmeye yol açar. Farklılığı baştan kabullenmek, orta vadede gönüllü bir beraberliğin yolunu açar. Liberalsiniz, özgürsünüz. Tercih size kalmış.

.