Bir değil, çok eksiğiz...

Ahmet Kaya'yı anma albümü '...bir eksiğiz'de kimisi fiyakalı, kimisi dingin düzenlemelerle üzerimize sinmiş şarkılar yeniden karşımızda. Ama ruh yok...

‘Nerden baksan tutarsızlık’ içeren bir konudur anma albümleri. Her zaman tartışma çıkarır. Çünkü anılmaya değer görülen sanatçının geride bıraktığı eserleri yorumlamak, bu işi yaparken tepki çekmemek, herkesi memnun etmek kolay değildir. Ahmet Kaya anması ‘…bir eksiğiz’ de kimisi daha önce ‘Dinle Sevgili Ülkem’de yorumlanmış 22 şarkıyı içeren bir çalışma. Kartonette söylenmiş, katılan herkese Ahmet Kaya’yı kendilerince anlatmalarını istemişler. Onlar da uymuş Ahmet Kaya gibi değil, kendilerince yorumlamış, her biri dinleyicide ayrı hatırası olan şarkıları. İşte sıkıntı da burada. Çünkü, Ahmet Kaya’nın çıtası çok yüksek.

Böyle albümlerin bir turnusol kâğıdı işlevi de var aslında. Çok zorlanmadan, şarkı söyleyenler o şarkıcıyı daha önce dinlemiş mi, yoksa “Benim de söyleyeceklerim var” kontenjanından mı dahil olmuşlar anlayabiliyorsunuz. İsim vermeyeceğim ama bu tersten dolanmayacağımız anlamına gelmiyor. Mesela, Aynur, Bajar –Cinayet Saati çok güzel-, Hakan Vreskala –ki o da görkemli düzenleme ve yoruma rağmen aslında Kum Gibi şarkısını, ruhuna aykırı olarak sertleştirmiş- ve Kardeş Türküler günlerini hatırlatan Mehmet Erdem... Hemen, Ahmet Kaya hayranı oldukları, onu dinleyip sindirdiklerini yorumlarıyla gösteriyorlar.

Ahmet Kaya’nın alametifarikası ‘hela’ kelimesini ‘a’yı uzatarak ‘Helâ’ olarak okuyan Halil Sezai’nin ‘uyursöyler’ yorumla söylediği Başım Belada, bir türlü şarkılara dinleme zevki kattığına tanık olamadığımız ‘oktavlara sığmayan’ sesiyle Cem Adrian’ın Yakamoz seslendirmesi satırlara sığan falsolardan bir kısmı.

Konuyu netleştirmek açısından bir de tersinden bakalım. Mesela bu şarkılar bu albümde ilk kez bu şarkıcılar tarafından seslendirilmiş olsun. Ardından da Ahmet Kaya bu şarkılara ‘cover’ yapsın. Eminim ki dinlediğinizde tepkiniz “Şarkılar ruhunu bulmuş, güzellikleri ortaya çıkmış” olacaktır. Ben albümün genel havasından Ahmet Kaya’yı köprüaltından, sigara dumanından gözün gözü görmediği kahvehanelerden, meyhanelerden alıp ‘caz kulübünün’ orta yerine koyduklarını hissettim. Gerek yoktu, çünkü eski yerinin ruhu vardı. Yadırgadım. Ezcümle, söz konusu müzik olunca, anlıyoruz ki Ahmet Kaya’nın yokluğunda bir değil, çok eksiğiz...